Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Yeni bir dil lazım

Pazar, 25 Ekim 2009 - 05:00

Yeni bir dil lazım bize. Dağdan inenler ile Barış elçileri, Bebek katili ile Sayın, PEKAKA ile PEKEKE arasında iletişimi sağlayacak bir dil.
Yeni bir dil lazım bize.
Taraf tutmayan, aşağılamayan, yan bakmayan, öfke kusmayan bir dil. Öyle bir dil inşa etmeli ki; ayrılmak için değil, birleşmek için konuşulsun.
Öyle bir dil olsun ki, kimseyi yargılamasın, incitmesin.
Öyle bir dil bulalım ki, bizi, şair Can Yücel’in ‘En Uzak Mesafe Hangisidir?’ şiirinde dediği gibi ‘En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir/ Birbirini anlamayan...’ durumuna düşürmesin. Barıştırsın, birleştirsin...

Kazanan yalnızsa kazanmış mıdır?
Bu kez modern insanın başarı bağımlılığını konu etmiş romanına. Her zamanki akıcı dili, duru üslubuyla yazmış ‘Kazanan Yalnızdır’ı Paulo Coelho.
Kitaptan hareket ederek, kazananların neden yalnız oldukları sorulmuş bizim ünlü ‘kazanmışlar’a.
İnsanın kazanmak için verdiği mücadelede ailesini, dostlarını ihmal edebildiğini, verdiği sözleri tutamadığını, bu yüzden yalnızlaştığını söylemişler. Ama kazanmanın yolunun ve kuralının da bu olduğunu ifade etmişler.
Sahi bu mudur kazanmak?
Mutsuz olma, yalnız kalma pahasına kazanmak ne kadar kazanmaktır, ne kazanmaktır?
Sınıfının en başarılı ama en sevilmeyen öğrencisi mi gerçek kazanandır, hem başarılı hem de sevilen öğrencisi mi?
Herkesi ve her şeyi feda ederek kazanmak işin kolayı. Yalnızlığa mahkum olmadan ve mutsuzluğa esir düşmeden kazanmak ise esas başarı.

Sen de mi Sarıgül
Adı ‘Türkiye Değişim Hareketi’ ama içeriği bir Türkiye klasiği.
Çünkü hareketin lideri Mustafa Sarıgül’ün söylemi, bugüne kadar duyduklarımızın aynısı. Yine ‘koltukçuluk’! Yine ‘iktidar da iktidar’ diye tutturmacılık!
‘Başbakanlığı alamazsam bir gün bu koltukta oturmam’ diyor Sarıgül.
Çok duyduk bu lafları. Bu memleket “İktidar olamazsak koltuğumu bırakırım”, “Oylarımızı artıramazsak çekiliriz” diyen siyasetçilerle dolu. Bugüne kadar bu sebeplerden koltuğundan vazgeçen henüz görülmedi.
Ama kimse de ‘Tutmayın beni’ diye dayılanmaktan vazgeçmedi.
Gerçi Sarıgül’ün yeni bir şey söyleyeceğini pek ummuyorduk ama en azından bu kadar klişe söylemlerle çıkmasını beklemiyorduk.
Keşke biraz şaşırsaydık...

Haftanın notları
Silahın eş rızası olmadan alınmayacağını öngören bir öneri paketi hazırlanmış. ‘Silaha kadın vizesi’ anlamına da gelen bu çalışma Meclis İçişleri Komisyonu’nda görüşülecekmiş. Kanada, Fransa, Yeni Zelanda, Güney Afrika gibi ülkelerde görülen bu uygulama ile eşlerden biri istemediği sürece silah ruhsatı alınamayacakmış.
Bu düzenleme ile iflas, bunalım, intihar, aile içi şiddet gibi olaylarda kadının korunması amaçlanıyormuş. (Amaç güzel tabii de, pratikte nasıl olacağı bir muamma kanımca. Hatta alın size yeni bir şiddet konusu daha. ‘Silah ruhsatı almasına razı olmayan eşini bıçakladı’ gibi haberler görebiliriz üçüncü sayfalarda. O yüzden iş, eş rızasına kalmamalı, çok daha geniş çaplı kriterler, sıkı kontroller konmalı silah ruhsatı almak isteyenlere.)

Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nce düzenlenen ‘Küreselleşen Dünyada Erkeklik ve Beden’ konulu sempozyumda, erkeklerin son 20 yılda hem duygusal hem fiziksel olarak değiştiği, ağlayan ve bakımlı erkeklerin sayısının arttığı, bu durumun artık toplum tarafından normal karşılandığı belirtilmiş.
(Ne güzel. Demek ki erkeğin sürekli güçlü olmak zorunda olduğu, asla ağlamaması gerektiği şeklindeki görüş değişiyor. Demek ki erkekler bu anlamda özgürleşiyor ve ‘insan’laşıyor. Ağlamayı ‘light’lık olarak gören ve bu konuda değişime direnen erkekler ise çok şey kaybediyor.)

Lezzetli Lipsi
Bir mekan, önce enerjisiyle yakalıyor insanı. Temizlik duygusu, ışık, dekorasyon ve servis kalitesi zincirindeki tek bir zayıf halka fazlasıyla etkiliyor bu enerjiyi. Sonra sıra yemeklere geliyor. Yemek sınavı da geçildi mi sıra müzikte. Müzik de keyifliyse iş kalıyor kalite-fiyat performansına.
Nişantaşı’ndaki Lipsi, tüm açılardan sınıfını ‘pekiyi’yle geçen bir mekan. İyi bir enerjisi, uygun bir kalite-fiyat dengesi var. Salı, çarşamba, perşembe geceleri çıkan Rum müzisyen Gallis ile, pazartesi akşamları yapılan fasıl geceleriyle dolu dolu bir programı var. Ama beni en çok etkileyen tarafı mezeleri.
Favorim midyeli lahana dolması. Fava, Yunan salata ve etli pazı da çok lezzetli. Ana yemekler mezeler kadar iddialı değil. Ama çikolatalı sufle ve damla sakızlı muhallebi mükemmel.
Özellikle grup yemekleri için ideal görünen Lipsi’de sıcak ama ölçülü bir eğlence var. Bir de karanfilci kızlar top model gibi güzel.