Yeni köprüyle İstanbul betona ve ranta yenik düşecek

Cuma, 30 Nisan 2010 - 05:00

İstanbul Boğazı’na yapılması planlanan yeni köprü ve bağlantı yollarıyla ilgili resmi açıklama dün yapıldı. Köprünün, Garipçe Poyrazköy arasındaki güzergahta inşa edileceği ilan edildi. Bilmeyenler için söyleyelim Garipçe Sarıyer’e bağlı bir bölge ve şehrin kuzey ormanlarının bir anlamda giriş kapısı durumunda. Garipçe Köyü temiz havası ve taze balıklarıyla ünlü. Anadolu yakasındaki Poyrazköy’ün de Garipçe’ye benzer özellikleri var. Poyrazköy ormanları da sülün, karaca ve tavşanlarıyla tanınıyor.
Köprünün Avrupa ve Anadolu yakasında adeta cerrahi bir operasyonla deşip gireceği yerler işte bu özelliklerde. Her iki bölge de şehrin akciğeri diyeceğimiz tek tük yerleri arasında.
Sözü edilen projenin tahmini bedeli 6 milyar dolar. Bunun yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bölümünü kamulaştırma için yarılan para oluşturacak. Her şey planlandığı gibi giderse yeni köprünün 4 ya da en geç 5 yıl içinde biteceği söyleniyor.
Ben son dönemde bu konuda çok şey söyledim. Yazılarımın ortak fikri şuydu: Yeni köprü kentin korkunç boyutlara ulaşan trafik sorununu çözmeyecek, köprünün geçtiği güzergahta geri dönüşü olmayan, büyük bir doğa katliamı yaşanacak ve dolaylı olarak açılacak yeni yaşam alanlarıyla İstanbul’da nüfus artışı daha da pompalanacak...

‘Çevreci’ deyip dalga geçecekler
İstanbul Boğazı’na yapılması önerilen yeni köprünün kentin trafik sorununu kökünden çözeceği gibi yaygın bir inanış var. Bu işe karşı çıkanlar da işte bu yüzden “Geri kafalı ya da her türlü ilerlemenin önünü kesen insanlar” olarak görülüyor. Projeyi İstanbul’un kurtuluşu olarak görenler yarın “Çevreciler yine ayakta” gibi laflar edip dalga geçecekler.
Doğayı, su kaynaklarını, ormanları, gölleri, denizleri korumak sanki romantik ve çocukça bir faaliyetmiş gibi “çevreciler” deyip geçmiyorlar mı, kahroluyorum.
Keşke herkes biraz çevreci olabilse. Çevremizi kuşatan doğayı hiçe sayarak, hoyratça tahrip ederek Türkiye’yi yaşanmaz bir ülke haline getirdiğimizin farkında değiliz.
Bu meseleye partiler üstü bir konu olarak bakmak gerekirdi. Ancak diğer olaylarda olduğu gibi köprü konusu da olmadık tartışma alanlarına kaydı.
Ben bu işle bir İstanbullu olarak ilgileniyorum ve kafa yoruyorum. Dünyanın 100’den fazla ülkeyi görmüş, önemli deneyimlere tanıklık etmiş bir gazeteci olarak fikirlerimi aktarıyor.
Tekrar ediyorum, yapılmak istenen köprü İstanbul’a yarardan çok zarar getirecek.
Eğer İstanbul dünyanın herhangi bir şehri olsaydı kesinlikle bu projeye itiraz etmezdim. “Eğer paranız varsa, yapın, hatta üç beş köprü daha inşa edin” derdim. Ama İstanbul tıpkı Roma ve Paris gibi özel olarak korunması gereken bir dokuya sahip. Yeryüzünde bir eşi benzeri daha yok. Tarihi birikimi çok büyük. Bu zenginliklerin talan edilmesine ve üstünün örtülmesine neden olacak her proje hayata geçirilmeden bir kere daha düşünmek gerekir.
Üstelik bugün bile göç önlenemediği için nüfusu 20 milyona dayanmış durumda. Planlama adına yapılacak her yanlış adım İstanbul’u geri dönüşü olmayan bir yola sokacak. İstanbul’da mevcut göç dalgasına ilave olarak artan ranta bağlı olarak muazzam bir nüfus akını daha eklenecek.
Bence köprü yapma fikrinden yol yakınken vazgeçilmeli ve bu proje için harcanacak kaynak Türkiye’nin başka şehirlerinde yeni yerleşim ve cazibe alanları yaratmak için kullanılmalı.