Yeni Türkiye'nin beyni

Pazar, 31 Ağustos 2014 - 00:50

2010’da başlayan, ‘demokrasi, insan haklarına saygı talepli isyanlar’ diye sunulan ve ‘Arap Baharı’ gibi de romantik bir isim bulunarak dünyaya pazarlanan halk devrimi palavrasının, artık neye hizmet ettiğini çırılçıplak görebiliyoruz. Türkiye kurulduğundan bu yana, emperyalizm adlı vampirin rahat rahat kan emdiği bu coğrafyadaki işlerinden, ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesini kendine zırh yaparak uzak durdu. Ancak, Ortadoğu’nun siyasal haritasını değiştirme odaklı ‘Arap baharı’ adlı dev prodüksiyonda Türkiye’den beklenenler daha fazlaydı. Ufak tefek figüranlıklar devri bitmişti. Artık aktif rol almalıydı. Ancak kadrolar bu role zihin olarak uygun değildi. Kendisini dev aynasında görenlerin, pan islamizm rüyasıyla yanıp tutuşanların sahneye çıkma zamanı gelmişti. Bu zor görevde onların heyecanlarına ihtiyaç vardı. Ve start verildi. Binbir gece masalları kıvamında piarı yapılan ‘Arap Baharı’ filminin ilk sahnesi, Türkiye oldu.

‘KİRLİ’ TEMİZLİK

2009’da seçilmiş değil atanmış olarak Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturtulan Ahmet Davutoğlu’nun yeni rütbesi ile yaptığı ilk konuşmasında dediği gibi, 2008 Ergenekon operasyonu ve devamları, ‘ileri demokrasi’ adı verilen bu yolda ‘alan temizliği’ idi. Demokrasi diye ambalajlanan, oysa ki bi zihnin tasfiyesiydi. Sahte belge, delil üretmek, insanların hayatlarını gasp etmek gibi görevler yakın akrabalara yaptırıldı. ‘Temizlik’ bitip yakın akrabalar hak isteyince de aileden lanetlenerek aforoz edildiler malum.

YENİ BARBARLAR

Türkiye’de ‘restorasyon’ tüm hızıyla başlamışken 2010’da Tunus, Mısır ve diğer Arap ülkelerinde peşpeşe ‘Arap Baharı’ süreci başladı. Sonuçları ortada... Emperyalizm kendi yarattığı diktatörlerini devirdi, yerine yenilerini getirdi. Mezhep savaşlarının günlük ortalama kan bilançosu 100 insana çıktı. Suriye’de diktatör Esad’a karşı ayaklanan özgürlük savaşçıları da bi anda buharlaşıp uçtu. Yerini, nasıl olduysa dünyanın gelmiş geçmiş en barbar örgütü Irak Suriye İslam Devleti (IŞİD) aldı. En büyük zevkleri sünni İslam için kafa kesmek olan bu yaratıklar, en kritik yerlerde hakimiyeti ele geçirip bölgenin sınırlarını değiştirdi. Çözüm sürecinde müzakare masasının taraflarından PKK da coğrafyadaki harita savaşında yerini aldı.

EZİKLİK VE REİS

Geçen sürede ayrıca, Türkiye’nin Ortadoğu karşısındaki mesafeli duruşu, Halka ‘zulüm gören Müslümanlara yardım eli uzatmamak’ diye şikayet edildi. ‘Eziklik’ diye gösterildi, ‘özgüvensizlik’ diye aşağılandı. Bu algı operasyonu içinde Tayyip Erdoğan ‘ülkenin gelmiş geçmiş en delikanlısı’ olarak kariyer yaptı. Kurtlar Vadisi’nden fırlamış ‘Usta’, ‘Reis’ gibi ünvanlarla anılmaya başlandı. 13 yıl boyunca ‘Şahlanan Türkiye’, ‘Büyük devlet’ vurgusu Erdoğan’ın tüm konuşma metinlerinin baş köşesinde oturdu. Defaatle bu sihirli kelimeleri tekrarladı. Fakirliği yok etmek değil fakire yardım etmeyi şiar edindi. Gönlü zengin fakir halkın kalbinde böylece yerini sağlamlaştırdı. Zenginin de biatını sağladı. Mesela, memlekette betonarme seferberliği yapıp, onların da gönlüne sağlam temeller attı. Kalbe açılan kapının şifresini bilen Erdoğan, bu yüzden ilk zamanlar hariç iktidarı sürecinde otoriter eğilimlerini saklamaya hiç gerek duymadı. 13 yıl boyunca yaptığı tüm konuşma metinlerine bakıldığında Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren konular üzerine yapılmış net bir açıklaması ise hiç görülmedi. Mesela çözüm süreci, mesela boğazımıza kadar battığımız Ortadoğu konusundaki planlarımız...

SAHNE ZAMANI

Geçen Perşembe AK Parti Kongresi’nde Genel Başkanlık koltuğuna Türkiye’deki Arap Baharı’nın en önemli mimarı oturdu. Özellikle ezberlerle konuşmaya bayılan, AKP içinde çıkmasını diledikleri (ki ben bunun için ağaca çaput bile bağladıklarını düşünüyorum) kavgaya umut bağlayan muhalefet, Davutoğlu için ‘emanetçi, kukla’ benzetmeleri yaptı. Hâlâ da yapıyorlar komik şekilde. Sahnede kitleye hitap ettiği için ajitatif konuşmak, sesini yükseltmek zorunda kaldığı zaman Erdoğan’ı taklit eden bir Genel Başkan vardı evet. Ama bu kadar! Çünkü bu kısım onun işi değildi. İşin ustası projenin başka bir görevine başlamıştı artık. Ve aynı rolü icra etmeye devam edecekti kitlelerin ruhları için. Davutoğlu’nun da artık sahneye çıkma zamanı gelmişti. Bazılarımızın 80’li, 90’lı yılların siyaset kodlarıyla okumaya çalıştığı şey aslında bu kadar basitti. Davutoğlu sahnede, Erdoğan’dan bugüne kadar hiç duymadığımız, duyamayacağımız şeyleri anlatıyordu. Artık zamanı gelmişti, ‘Epistemoloji’ demenin mesela... Türkiye aslında o gün ilk kez Yeni Türkiye’nin beynini flu da olsa gördü. Salonda asılı, Erdoğan’ın ön planda olduğu hemen arkasında Davutoğlu’nun resmi bulunan bi poster vardı. Film afişi gibi... Amerikan filmlerinde başrol hep gişe yapanındır o kadar... Benim tek derdim de, çok uzun metrajlı bu film bittiğinde plato olarak kullanılan ülkemden 11 aylık yeğenim Güney’e geriye ne kalacak... Benden de bu kadar...

İyi pazarlar.