'Yeniden baba olmak istiyorum'

Kars'ta başlayan hikayesi önce düğün salonlarında soluklanmış; şimdi reytingleri iyi dizi ve filmlerde devam ediyor Yavuz Bingöl'ün. Özel hayatını konuşmaktan çok hoşlanmayan şarkıcı; baba olmak istediğini ve oynadığı karakterde çıplaklık da dahil sınır tanımadığını ilk kez KARNAVAL'a anlattı...

'Yeniden baba olmak istiyorum'

Sen türkücü müsün yoksa oyuncu musun Yavuz Abi?

Ben müzisyenim, şarkı söylemeye sonra başladım aslında. Konservatuarda nefesli sazlar bölümünde okudum. Uzun süre bağlama çalarak devam ettim düğünlerde ya da İzmir Fuarı’na gelen sanatçılara eşlik ettim. Oyunculuk hepsinden sonra.

RÖPORTAJ: Canan DANYILDIZ

Arada protest müzik yaptığın bir grubun da vardı...

Umuda Ezgi diye bir grubumunuz vardı. Şairlerin şiirlerine kendi bestelerimi yaparak müzik yapıyorduk.

Sen mi karar verdin oyunculuğa peki, nasıl bir cesaret?

Sen karar veremiyorsun tabii! Yönetmen Ziya Öztan’ın bir teklifiyle, Cumhuriyet filminde başladı oyunculuk. Yönetmen oynayabileceğimi düşündü galiba. Yaver Hayati Bey’i oynamıştım, birkaç saniyem vardı filmde açıkçası, ilk deneyimdi de. Sonrası Salkım Hanım’ın Taneleri ile de devam etti. Oyunculuk ayrı bir keyif.

Yaptığın her iş de tuttu ona bakarsan, dizi ya da film... Senaryo seçer misin?

Benim şansım biraz da iyi yönetmen ve oyuncularla çalışmamdandı. Onlardan sürekli bir şey öğreniyorsun, gözlemliyorsun. Elbette ki senaryo seçiyorum, seçmem mi? Senaryo, repertuvarın gibidir senin. Her şarkıyı albüme nasıl seçmiyorsan, nasıl hissetmeden okumuyorsan, hissetmediğim karakter de olamam.

Yüzündeki hüzün yüzünden hep dramatik karakterler mi geliyor? Komedi de yapar mısın?

Sen bu kadar ciddi durduğuma bakma, aslında çok komiğimdir. Eğlenmeyi, gülmeyi severim. Aile arasında anlattığım hikayeler, fıkralarla çok eğleniyoruz. Hatta erkek kardeşim, ’sen bu yüzünü neden topluma göstermiyorsun?’ der. O tarafımı pek göstermedim işlerimde.

‘Eşref Saati’ dizisinde fena değildin ama komedi karakteri olarak...

Evet, Eşref Saati’nde o yanımı biraz kurcaladım açıkçası, haklısın. Tatlı sert ama komik bir kabadayıyı canlandırdım.

Sonra geldi mi gene komik karakter işi sana?

Bir absürd komedi için rol teklifi geldi, proje aşamasında daha. Absürd olduğu için de soru işareti ile yaklaşıyorum şu an. Son haline bir bakıp öyle karar vereceğim,

Hep sınırları ve prensipleri olan biri misindir, böyle ciddi?

Çok sınırları olan biri değil, prensipleri olan bir adamım. İmajımdan tutarsız olmamaya çalışıyorum. Bizim kuşak çok acılardan,geçti; üstelik Anadolu halkının büyük kısmında da bu sert duruş var. Birden böyle laçka bir ortama girince reflekslerin ve prensiplerin oluşuyor.

Kendi camian için de böyle sınırların var mı, bu ‘laçka’ orası değil mi?

Sanat camiası deyince düzgün arkadaşlarımı tenzih ediyorum, ama uyuşturucudan tut da vur patlasın çal oynasına kadar her şey var bunun içinde. Bu benim kendimi koruma biçimim. Biraz da aileden öyle gördüğüm bir şey. Bulunmamam gereken ortamlarda asla olmam. Bir tek annemi kıramam ben mesela, ama o bana ters düşen ortam için annemi bile kırarım.

Kendinden bıkmıyor musun peki, suratsız gibisin?

Kendimden sıkıldığım anlar oluyor... Kendimden sıkılınca, halk da sıkılmıştır diyorum. ‘Bu adam hep böyle gamlı baykuş gibi ortada dolaşıyor’ diyorlardır!

‘Öykü ile magazincilerin olmadığı yerleri seçiyoruz’

İlişkin ve bu hallerin nasıl gidiyor?

Öykü’yle (Gürman) çok saygılı, sevgili 1 yıldır devam eden bir ilişkim var. Öykü de ben de belli hayat duruşları, dünya görüşleri olan insanlarız. Bizim magazin basınının nerede olacağına dair bir fikrimiz var, gitmiyoruz oralara. Çekilmek istiyorsak, oralarda bulunuruz zaten.

Olmadık yerlerde mi çıkıyor magazinciler karşınıza?

Magazincilere rastlama olasılığı düşük yerlere gidiyoruz, ama bu dafa da bir garson gizlice fotoğrafını çekiyor, burada baş başa yemek yiyorlar diye. Bir çıkıyorsun mekandan, karşında bir basın ordusu. Mekanla araba arasında kalan mesafede de sorulanlara yanıt vermiyorsun. 

İyi giden ilişkin neden sorularla zarar görsün ki?

Laf! Mesela, diyelim evlenme kararı aldık biz. Öyle bir düğün yaparsın ki Çırağan’da, çağırırsın herkesi, sokarsın milletin gözüne... Ama ya bizim öyle bir düğün anlayışımız yoksa, daha sessiz sakin bir anlayışımız varsa? ‘Nerede evleneceksiniz’ diye gelen sorulara yanıt vermek istemiyorsun.

Benim bu lüksüm var da, senden emin değilim! Hatırla, ünlüsün!

Sorular karşısında kendin gibi olduğunda da seni öyle göstermiyorlar. Sorun orada. Belki ben olumlu bir yanıt verdim. Bantı kesmiş, senin mekandan ilk çıktığındaki anı eklemiş. O zaman da samimiyetini, güvenini kaybediyorsun.

‘Kadın cinayetleri işleyenler arabesk dinliyor’ ‘Kadın cinayetleri işleyenler arabesk dinliyor’

Biraz işe dönelim, türkü deyince neden ‘kıro’ bir şey algılıyoruz?

Geçmişte çok diyorlardı. Şimdi bence değişti, senin gibi düşünmüyorum.

Türkü barlar var ya?

Korku filmi gibi geliyor bana! Ya bir kere, nerede türkü söyleniyorsa ben herkese gitmesini tavsiye ediyorum. Kötü insanların değil; iyi insanların türküleri olur. Türkü barda söyleyen ve onu dinleyen biri varsa; olsun.

Arabesk ve türkü çok geçişken... Fazıl Say’ın lafları aklıma geldi...

Fazıl Say, arabesk üzerinden söylemişti cümlelerini. Ve bu anlamda söylediklerine sonuna kadar katılıyorum. 80 sonrası dönemde arabesk ve bencillik vardır. Sanat ve müzik bu ideolojiye hizmet etmeye başlayınca, ciddi bir kopukluk ortaya çıkıyor. Devlet politikası yaptı bunu. Fazıl Say ne diyordu? ‘Sen öldüm bittim diye klipler çekiyorsun, yalıda oturuyorsun’... Yaşadığın şeyle, yaptığın şey çelişmemeli.

Arabeskin zararı var mı sence toplum üzerinde?

E yani buna sosyolojik açıdan bir bakmak lazım bence. Son yıllarda kadın cinayetleri epey arttı. Bu insanlar arasında bir anket yapsan, sanırım yüzde 90’ı arabesk dinliyordur. Çarpıcı bir şey bence bu... Fazıl’ın söylediği birçok şeye katılıyorum ama üslubum bu olmaz.

Mahsun Kırmızgül, Özcan Deniz... Arabeskten sinema, dizi işine yöneldiler, ne düşünüyorsun?

Her ikisi de çok hırslı ve çalışkan. Özcan’ın son dönemde yaptığı işleri beğenirim, Mahsun’un daha politik bir duruşu vardır ama sinemaya katkıları önemli. Kazandıkları parayı eve, arabaya yatırmamışlar da sinemada harcamışlar. Toplum iyi ve kötüyü kendi ayırıyor zaten.

Farklısın değil mi bu iki isimden?

Hani bir laf vardır ya ‘Doğduğun değil, doyduğun yer’ diye... Bence her ikisi de o gaile ile yola çıkmışlar, arabesk yaşamışlar, arabesk düşünmüşler. Ama zamanla evrilip yoğrulmuşlar. Eğitim farkı değil de bu, bizim gençliğimiz daha politikti, o yüzden daha çok kitap okumuştuk.

‘Rol gerektirirse çırılçıplak soyunurum’

Oscar var mıdır hayalinde Yavuz Abi?

Kelebeğin Rüyası geldi aklıma. Elbette var, ama sadece hayal yetmez bunun için. Belli ilişkilerinin olması ve lobiye ihtiyacın var. Yılmaz Erdoğan ve Belçim Bilgin çok doğru yapıyorlar şu an. Anadolu’da öyle hikayeler var ki içlerinden bir gün birinin Oscar alacağına inanıyorum.

Kıskanıyor musun peki Yılmaz Erdoğan’ı ve filmini?

Kıskanmak demeyelim de, öykünüyorsun, gıpta ediyorsun. Yılmaz’ın oynadığı rolü keşke ben oynasaydım dedim.

Sınırın var mıdır rollerde?

Beni ‘Üç Maymun’ filminde çok şaşırtmıştın mesela... Hatice Aslan’la rolümüze yönetmen Nuri Bilge Ceylan bizi çok iyi hazırladı. O çok önemli bir şey. O zaman iyi oynayabiliyorsunuz rolünüzü. O ilkti benim için, o zamana kadar benim de bir sınırım olduğunu sanıyordum.

Direkt soruyorum: Çırılçıplak kalacağın sahne olur mu?

Koğuş’ta neredeyse öyleydik. O yıllardaki mahkumların halini anlatmak için... Yani rol ve hikaye bunu gerektiriyorsa, yönetmen de ikna ederse, evet!

Orada edep yerleri kapalıydı ama!

Ya dünyada öyle filmler var ki, Schindler’in Listesi gibi mesela... Oradaki figürasyon çırılçıplaktı, bu gerekirse yaparım, çünkü o sahne öyle olmalıdır. Doğal olarak soyunursun, kadın erkek fark etmeden.

‘Şans ve tesadüflere inanmam!’

Herkesin çok şansı var mıdır sende?

Tecrübe ederek yaşıyorsun hayatı, hiçbir şeyin şans ya da tesadüf olduğuna inanmam ben. Çok kredisi olan insanlar da var, ama hiç şans vermediklerim de var. Freud’un bir sözü var: ‘Tecrübeyle yaşayan insan, kalbiyle bağlantısını kesmiştir’. Bu iyi bir tespit, çok tecrübe insanın kalbiyle ilişkisini kesiyorsa, bu kötü.

Acayip pişman olduğun bir şey var mı?

Söylemem, ama kimin yok ki! Pişmanlık çok kötü ve büyük bir şeydir Canan, keşkeleri olur insanın. Ama pişmanlığı Allah hiç vermesin. Hani dersin ‘72. Koğuş’u daha iyi çekseydik de 70 milyon izleseydi keşke!’ ama pişmanlık... o çok zor...

İngiltere’deki önemli bir yönetmenden teklif aldığını duydum?

Kesinleşmeden basına yansımasını istemiyorum. Önemli bir proje için şu an kast yapılıyor ve bana da teklif geldi. Senaryoyu henüz bilmiyorum, film İngilizce, ne derece konuşabileceğimize bakacağız.

İngilizcen nasıldır peki?

A little! (az)

‘Teklif geldi ama siyaset istemiyorum’ 

Sadece arabesk değildir bizim topluma zarar veren değil mi?

Ben 80 sonrası bazı şeylerin bilinçli yapıldığını düşünüyorum. Nasıl hak ediyorsan aslında öyle yönetiliyorsun. Tiyatrosu, sineması gelişmiş, halk müziğine sahip çıkmış ülkelerde kadın cinayetleri neden yok denecek kadar az? 77 milyonluk ülkedeki kitap ve gazete oranına bir bak!

Bilerek cahil bırakıldığımızı mı kast ediyorsun?

Evet, bence biraz öyle. Halk yararına bu işlerin yapılmadığını görüyoruz bugün. 12 Eylül sonrası, devlet hiç toplum yararına işlememiş, bunu çok iyi anlıyorsun. Direniş gösteren mahallelere neden 7-8 tane birahane açılmasına izin veriliyor? Ne kadar uyuşurlarsa o kadar iyi yönetilirler. Halkevini kapatırsan, örgütü azaltırsın. Konsomatris çalıştıran barlarda eğlensinler, içip kavga çıkarsınlar, ama bir araya gelmesinler!

Siyasete giriyor musun?

Var mı teklif? CHP yeni döneme girdi, Sarıgül de katıldı... Her şeyin bir zamanı var; şu an aklımda öyle bir şey yok. Sanatla uğraşmayı tercih etmişim, bir sanatçının siyasetle uğraşması çok zor bir şey. O konuda tecrübem yok, o yüzden uzak duruyorum. Geldi teklif ama değerlendirmedim.

‘50’li yaşlardaki aşkı tadıyorum şimdi’

Aşk adamı mısındır sen?

O taraflar artık biraz geç işi... Boyum kadar çocuğum var. Ama aşksız bir dünya düşünemiyorum bir taraftan. Her saniye bir şey öğreniyorsun aşıkken. Her yaşta başka bir tadı var aşkın, 20’li, 40’lı... Ben şimdi 50’li yaşlardaki aşkı tadıyorum. İlk aşkınla orta yaştaki aşkın bir olmaz...

Yaş ilerledikçe başka bir şey mi arıyor insan?

Sadece bana özel bir şey değil ama eve; ileri yaşlarda huzur, güven, sakinlik arıyor insan. Belli bir yaştan sonra, ömrünü geçireceği bir ilişki.

Seni bir kadında en çok ne etkiler?

Cesur ve sağlam karakterli kadınlar beni etkiler. Ayakları yere basan kadınlar beni cezbeder.

Öykü Gürman ile iyi giden bir ilişkin var, yeniden baba olmak istiyor musun?

Allah izin verirse evet, baba olmayı istiyorum, kısmet.

Peki ilk eşinden kızın Türkü, o kıskanmaz mı? Sahiplenip sever mi?

Türkü koskocaman bir kız oldu artık. Sever, neden sevmesin ki? Bizim Anadolu’da çok vardır öyle aileler. Sahiplenir kardeşini, biz öyle bir aileyiz.

Bir ilişkide kendinin hangi tarafını hiç sevmezsin?

Yani bunlar çok özel şeyler, konuşulmasını doğru bulmuyorum. Ama herkesin vardır, sana sorsam senin de kendinde sevmediğin taraflar mutlaka vardır.

Top bana niye geliyor hep! Kendinde neyi sevmezsin peki?

Her sabah dünyanın en harika insanıyım diye uyanmaz ki insan. Özel ilişkinde değil yalnızca, kızınla ya da arkadaşınla olan ilişkinde de sevmediğin şeyler olur. Ben çok tezcanlıyımdır mesela, bu halimi sevmem; her şey çabuk olsun isterim. Önyargım yoktur ama.