Yeşiller Türkiye'ye gelmiş neyleyim!

a
a
Salı, 02 Kasım 2010 - 05:00

Batı Trakya’dan dönüp ayağımın tozuyla koştur koştur Yeşiller Partisi’nin İstanbul’da düzenlediği Avrupa’daki Türkiye toplantısına koştum. Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu’nun Eş Başkanı, bir zamanların sıkı solcularından Daniel Cohn-Bendit ve Avrupa Parlamentosu - TBMM Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Helene Flautre’nin başkanlık ettiği masada enişte Joost Lagendijk bir açış konuşması yaptı. Genelde böyle toplantılarda neo-liberaller ve Kürtler çoğunlukta olur. Körlerle sağırlar birbirini ağırlar. Bu kez öyle olmasın diye önlem almışlar. Cengiz Çandar, Hasan Cemal gibilerin yanında beni de çağırmalarının nedeni bu.

[[HAFTAYA]]

CHP’den de Gülsün Bilgehan, Zülfü Livaneli, Süheyl Batum çağrılı ve hatta Kemal Kılıçdaroğlu’nun da geleceği söylenmiş ama ortalıkta bir tek CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk görünüyor. “Yost”un yaptığı giriş hiç de iç açıcı değil: AB ile müzakerelerde nasıl da gelip tıkandığımızı açıkça anlatıyor. Hasan Cemal istediği kadar 2003-2004 darbe tertiplerinin (ne oldu o tertiplere, hiç darbe olmadı?) AB yolunu kesmek için yapıldığını iddia ededursun, asıl Kıbrıslı Rumlar müzakereleri tıkamış. Kıbrıs’ı AB’ye alıyorum diye Kıbrıslı Rumları alırsan koskoca Türkiye’yi kasabası kadar bir yere oyuncak edersin işte böyle. “AB ile açılacak 3 fasıl daha kaldı ama biri sendikalarla ilgili ki muhafazakâr AKP’nin umru değil, diğeri kamu ihalelerinin şeffaflaşması ki, seçime gidecek bir hükümet bu konuda parmağını kıpırdatmaz” diye anlatıyor Yost. Bence seçimden sonra da oynatmaz.

Nerede demokrasi?

Konuşmacıları dinliyorum, körler fili tarif ediyor. Söz sırası bana geliyor: Hükümet baskısıyla medyanın el değiştirmesinden, muhalif yazarların ve medyanın susturulmasından, eleştiri yapan TV ve gazetelere mali cezalar gelmesinden, Ergenekon’da olmayan suç ve düzmece kanıtlarla yargılanan ve 2 yıldır tutuklu olan meslektaşlarımdan bahsediyorum. Kısa kesiyorum ama dinleyicilerden alkış alıp, şaşıp kalıyorum! Arada pek çok STK üyesi gelip teşekkür ediyor, “bunların söylenmesi gerekiyordu, kimse söylemiyor” diye. Neyseki HES’lere karşı Koruma Kurulları kararına kızan hükümetin bir gecede yasa tasarısı hazırlayıp bunu da AB’ye uymak için diye yutturmaya çalışıldığı konuşuluyor. AB’li parlamenterler bu oyunu biliyor. Ne yapacaksak biz yapacağız, adamlar bizi bize rağmen düzeltecek değil ya!

İstanbul Kongre Merkezi dökülüyor

Toplantıyı yaptığımız Harbiye’de yeni açılan Kongre Merkezi’ni Rixos (Tamince) yönetiyormuş. Tuvaletler leş gibi, kağıt bile yok, çünkü başında temizleyen biri yok. Öğle yemeği büfe açılmış, yemek başlamış; şef garson, herkesin önünde garsonlarını dizmiş ayar çekiyor, azarlıyor. Dayanamayıp müdahale ettim, “Bunu yapmanın ne yeri, ne zamanı, önce yapacaktın, misafirlere ayıp, müşterinin önünde olur mu?” diye! Four Seasons’da çalışanlar diş macunu reklamı için seçilmiş gibi. Pırıl pırıl. Burada köye gidip kim varsa toplayıp getirmişler sanki! Devlet ihalelerinin şeffaf verilmesini konuşuyorduk içeride değil mi? Devlet kimin elindeyse ihaleler onların yakınlarına. Bence zaten her şey çok şeffaf!

AB’ye inanan kalmadı

Almanların yeni yaptırdığı bir kamuoyu anketine göre Türkler arasında AB’ye girmeye destek yüzde 38’e inmiş. Zaten AB’ye inananların oranı da yüzde 26’ya düşmüş. Bu rakamlar müzakerelere başlandığı 5 yıl öncesinde yüzde 80’leri buluyordu. Ben şahsen Türkiye’nin AB’ye girmesini daha fazla demokrasi için istiyordum. Ne zaman ki AKP’nin tek parti iktidarının çoğunluk despotizmine gitmesine AB’nin ses çıkarmayıp tam tersine bunu “demokratikleşme adımları” olarak kabul etmesini gördüm, benim de AB’den sıtkım sıydıldı. İlginç olan, AB’ye inancını yitirenlerin yüksek eğitimli olması! Ne tesadüf, tıpkı AKP’ye oy vermeyen, referandumda da HAYIR diyenler gibi. Şimdi AB de, Tayyip Erdoğan da birlikte oturup düşünsünler, “biz bu kadar reform yapıyoruz, okumuş yazmışlar bize niye karşı?” diye.