Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Yeter ki onursuz olmasın!

Salı, 10 Kasım 2009 - 05:00

Evet yas günü değil. Artık 10 Kasım’da Atatürk’ün “naçiz vücudu” toprak oldu diye oturup ağlamıyor, içkili lokantaları, eğlence yerlerini kapatmıyoruz. Ne ki Atatürk’ün “ebediyete intikali”ni, içimiz huzur dolu, minnet ve mutlulukla da anmıyoruz. Bu ülkenin kurtarıcısı, kurucusunun ardından “Eline sağlık, ne güzel bir cumhuriyet kurmuş, sayesinde gül gibi yaşayıp gidiyoruz” diyebiliyor muyuz?

Üstelik de bu kurucusunun yanlış ya da kötü yapmasından değil, 80 küsur yıldır yapılmış olanı ileri götüreceğimize devrim ve reformların içini boşaltıp anlamını değiştirerek başka yere götürmeye çalışmaktan. “Yol haritası” değiştirmekten! İşte onun için 10 Kasım kimileri için sıkıntı demek, kimileri için genzini yakan Kasımpatı kokusu, Anıtkabir’in beyaz mermerleri, gök gözlü bir adamın düşüncelerine dalıp gitmek.

Bir süredir her yıl 10 Kasımlarda müthiş bir kalabalık dolduruyor Anıtkabir’i. Sıradan insanlar oraya her yıl daha artan sayılarda giderek bir mesaj vermeye çalışıyor. Bu yıl da öyle olacak. Örgütleyen yok. Öylesine, herkes kalkıp gidecek Anıtkabir’e, kaybedilen bir merhumun ardından bir fatiha okumak için değil, biz bu adamın, onun fikirlerinin arkasından gidiyoruz demek için. Neden?

Laiklik tehlikede mi?

Atatürk’ün ölümünden sonra çok partili döneme geçişle birlikte dinin siyasete alet edilmesi, devrimleri en çok tehdit eden konu oldu. Atatürk’ün büyük bir ileri görüşlülükle, ülkenin önünü açmak için koyduğu laiklik ilkesi bugün Türkiye’yi diğer müslüman ülkelerden farklılaştıran, İslam dünyasında yıldızlaştıran ve Batı dünyasına yaklaştıran kimliktir. Yıllar içinde cumhuriyeti en çok değiştirilmeye çalışılan, en çok istismar edilen ilkesi de laiklik olmuştur. İki dönemdir iktidarda olan AKP ise, gerek yöneticilerinin aldıkları eğitim, (ihl) gerek sosyo-kültürel kimlikleri ve ona bağlı olarak yaşam biçimleri ve bunun görünür unsurları (eşlerinin kapalı giyinmeleri, alkole kesin tavırlı oluşları), gerek kendi aralarındaki kamplaşma, gerek dış politikada giderek hayata geçirdikleri eksen değişikliğiyle toplumun diğer kesimlerinde kuşku ve tedirginliğe yol açtı. Ve hatta toplumu keskin hatlarla ikiye böldü.

Kürt milliyetçiliği

Toplumu bölen bir diğer unsur ise Kürt milliyetçiliği ve ona bağlı olarak terör. 80’li yıllardan başlayarak tırmanan terör, bir ara yatışmış gibi gözükse de can, mal ve enerji kaybına neden oluyor. İnsanlar birbirine düşman olurken ülke kaynakları silaha, savunmaya, saldırmaya harcanıyor. Ve tam da bugün TBMM’de Kürt açılımı için Genel Görüşme yapılacak. Neden ille de bu gün sorusuna hükümetin yanıtı önce “10 Kasım tatil değil ki, Meclis çalışıyordu, sıradan konular konuşulacağına bunu konuşalım dedik” oldu. Şimdi daha güzel bir içerik bulundu: “Atatürk’ün dediği gibi, yurtta sulh, cihanda sulh. Onun ölüm yıldönümünde bunu konuşalım istedik” deniyor. Mazeret de, kılıf da bulunur. Bu sorunun çözülmesi için atılacak her adımın TBMM çatısı altında tartışılıp üzerinde anlaşılarak atılmasına ancak seviniriz! Öyle anlaşılıyor ki uzlaşma için çabalar da sürecek. Yeter ki kimilerinin sevinci, kimilerinin gözyaşına dönüşmesin. Yeni şehitler verilmemesi, şehit ailelerinin de bağırlarına taş basarak kimi açılımlara razı olmalarına neden olur. Yeter ki onursuz olmasın Barış! Yeter ki şımarık olmasın dağdan inen terörist! Yeter ki boşa gitmesin akmış olan kan...

Ayvalık ve zeytin!

Hafta sonunu muhteşem güzel bir havada Ayvalık’ta Zeytin Hasadı Şenliği’nde geçirdim. Ama bugün 10 Kasım, köşemi zeytine ayıramam derken Nazlı Ilıcak’ın kulaklarını çınlattım. Elinde kalem kağıdı notlar alıyor, telefonuyla fotoğraf çekip duruyor, hemen yolluyor. “Ben havaalanlarında güvenlik gerekçesiyle aç kapa yapmaktan o kadar sıkılıyorum ki bilgisayarımı getirip yazı yollamıyorum, acil haber değilse” dedim. “Aa, ne var ayol, sekreterime okuyorum, o yazıveriyor, fotoğrafları da yolluyorum, koyuyorlar, gazetem hergün köşe açmış böyle bir imkan veriyorsa ben de değerlendiriyorum” dedi. Dün de fotoğraflarımızı koyuvermiş köşesine! Hem çalışkanlığını, hem disiplinini, hem çalışma koşullarını kıskandım, helal olsun dedim!