Yetiştirme yurdundan umuda uzanan sevgi zinciri: Hayat Sende

"Yetiştirme yurdunda büyürken 'Acaba bizi düşünen birileri var mı?' diye merak ederdik" diyen Mustafa Dikyar ve arkadaşlarının umut dolu hikâyesi, Hayat Sende Derneği ile başladı. Aile sıcaklığıyla büyümenin her çocuğun hakkı olduğu söyleyen gençler, yaptıkları çalışmalarla seslerini artık bütün dünyaya duyuruyor

21 Kasım 2017, Salı 15:09
Yetiştirme yurdundan umuda uzanan sevgi zinciri: Hayat Sende
SENİM TANAY KARAKUŞ
senim.tanay@posta.com.tr


Yetiştirme yurtlarında büyüyen gençlerin kendileri gibi yurtlarda, sevgi ve çocuk evlerinde büyüyen kardeşlerine sımsıkı sarılmak için kurduğu bir sevgi zinciri Hayat Sende Derneği. Pek çok çocuğun ve gencin hayatına dokunmak için çıktıkları bu zorlu yolda 2007'den beri başarılı çalışmalarla umut ışığı oldular, olmaya da devam ediyorlar.

Hayat Sende Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Dikyar, "Yuvalar bizce acilen kapatılması gereken yerler. Çocukların doğal ortamı, dünyanın neresine giderseniz gidin ailedir. Akademik araştırmalara göre ailesizlik şiddetle eşdeğer. Bizler 'Ailesiz çocuk kalmasın, her çocuk sevgi dolu ailelerde hayata hazırlansın' istiyoruz" diyor.

Mustafa Dikyar ile Türkiye'de sevgi ortamından uzakta büyüyen çocukların, gençlerin sorunlarından ulusal ve uluslararası birçok ödüle layık görülen Hayat Sende Derneği'nin başarı hikâyesine değin her şeyi konuştuk:

Türkiye’deki yetiştirme yurtlarındaki işleyiş nasıl? Her çocukla ayrı ayrı ilgilenilebiliyor mu?

Çocuk yuvaları gelişmiş ülkelerde terk edilmiş bir model. Ülkemizde de yavaş yavaş terk ediliyor. Koruyucu aile ve evlat edinme modeli yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Çocukların bir kısmı ise personel eliyle bakım dediğimiz sevgi evi, çocuk evi, çocuk destek merkezlerinde kalıyor. Buralarda çocukların temel bakımı sağlanıyor ama psikososyal ve duygusal olarak personel eliyle bakım modelleri yetersiz kalıyor. Çocuklarda gelişim gerilikleri, dilsel ve bilişsel sıkıntılar yaşanıyor. Bükreş Erken Müdahale Projesi'yle yuvalardaki çocukların gelişim gerilikleri akademik olarak ispatlandı. Projenin sonuçlarına göre birebir bakım veren olanağından yoksun kalan yuvalardaki çocuklar, gelişim bağlamında her 3 ayda 1 ay kaybediyor.

'ETİKETLENME KORKUSUYLA GİZLENİYORLAR'

Yetiştirme yurtlarından başarıya uzanan hikayelerden ziyade hayatına yön vermekte zorlanan gençlerin hikayesine şahitlik ediyoruz toplum olarak. Bunun altında yatan sebepler ne?

Sevgi evleri veya çocuk evlerindeki çocukların özellikle küçük yaşta olanlarının bakımverenlerle temasları çok yetersiz. Birebir bakımverenin olmaması, bakımverenlerin sürekli değişmesi çocuklarda bağlanma bozukluklarına yol açıyor. Bu durum ileriki yaşamlarında suça ve fuhuşa sürüklenmelerine neden olabiliyor. Ayrıca dil becerileri, psikomotor becerileri gelişemiyor. Personelde de yuva çocuğu geç konuşur gibi klişeler oluşuyor. Bu durum profesyonel destek arama süreçlerini geciktiriyor. Medyada çıkan olumsuz haberlerde çocuk ve gençler sürekli olarak suçla ve istismarla ilişkilendiriliyor. Bu durum, çocuk ve gençlerin topluma uyumunu güçleştiriyor.

Öte yandan aramızda koruma altında yetişip çok başarılı noktalara gelen binlerce insan var. Ancak etiketleme ve sosyal dışlanmayla karşılaşmaktan çekindikleri için birçoğu gizlenmeyi en iyi yaşama tutunma stratejisi olarak benimsiyor. Bu sorunla mücadele etmek için Sabancı Vakfı desteğiyle 'Sosyal Duvarları Yıkalım' projesi geliştirdik ve oldukça da başarılı sonuçlar aldık. Bunun sonucunda yüzlerce genç bu etiketi üzerinden atmak için kampanyalarımıza katıldı, ses verdi, sistemi dönüştürdü, etiketlerle mücadele etti.

Sevgi evleri ve çocuk evlerinde büyüyen çocukların ve gençlerin hayata sağlıklı, ekonomik bağımsızlığı tam ve özgür bir birey olarak atılması mümkün mü?

Elbette mümkün ama bunun için el birliğiyle çalışmalıyız. Toplumun, medyanın, ailelerin, bireylerin tümünün bu çocuk ve gençlerin hayata eşit ve güçlü bireyler olarak atılmasında yükümlülükleri var. Çocukları dışlayarak, ötekileştirerek, acıyarak, korkarak, çekinerek yaklaşıp sosyal dışlanmalarına neden olursak çocuklar ve gençler sıkıntı yaşar. Kendilerini gerçekleştirebilmeleri ve sosyoekonomik olarak iyi işlere erişebilmeleri sınırlı olur. Bakış açımızı değiştirirsek çocukların hayata çok daha güçlü atılacaklarından eminiz.



'KENDİSİNİ FOTOĞRAFTAN TANIYAMADI'

Yurtta yetişen çocukları hayata kazandırmada koruyucu ailelik ve evlat edinme nasıl bir etki yaratıyor?

Size doğal gelen şeyler yuvalardaki çocuklar için o kadar uzak ki: 2 yaşına kadar bahçeye hiç çıkmamış çocuklar görmek, süpermarkete hiç gitmeyince genişlik, en, boy, derinlik gibi psikomotor becerilerin gelişmemesi, renkleri tanıyamama... Bir hocamızın çok önemli bir anısı var: "4 yaşındaki bir çocuğun fotoğrafını çektiğimizde kendisini tanıyamamıştı. Yanındakini çekip sorduğumuzda ise "O Ayşe" diyordu. Çocuk kendisini aynada hiç görmemişti." Aynalar bile personele göre yapılmıştı kurumda. Normal bir ailede konuştukça, oynadıkça çocuğa verilen alkış, gülümseme, göz teması gibi mutluluk tepkileri yuvalardaki çocuklarda yok. İşte bunun gibi onlarca yoksunluk.

Son 10 yılda maddi olarak kurumlarda çok önemli iyileşmeler oldu; yuvaların tümü kapatıldı, koruyucu ailelik ve evlat edinme yaygınlaştı, ev tipi bakım modelleri oluşturuldu. Ev tipi modellerde maddi şartlar oldukça iyileştirildi. Asıl hedefin de aile temelli hizmetlerin yaygınlaşması olması gerektiğini düşünüyoruz. Ailenin ilgisinin ve sevgisinin yerini en iyi standartlardaki kurumlar bile tutamaz. Koruyucu aileler ve evlat edinen aileler tam da bu noktada devreye giriyor ve çocukların ailede yeşermesini, ışıl ışıl parlamasını sağlıyor.

Peki koruyucu aileliğe ve evlat edinmeye Türkiye'deki katılım ne ölçüde?

Türkiye'de çocuk koruma sistemindeki yuva bakım modelinden aile temelli hizmet modellerine yöneliş, 2005 yılında Malatya Çocuk Yuvası'ndaki dayak skandalının ardından gerçekleşmeye başladı. Çocuk yuvası ve yetiştirme yurdu olarak bilinen kışla tipi bakım modelleri, yerini çocuk evi ve sevgi evlerine terk ediyor. Ayrıca Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde 2012 yılından beri koruyucu ailelik hızla yaygınlaştırılıyor. 2012 yılında ülkemizde korunmaya ihtiyacı olan çocukların yalnızca yüzde 10’u koruyucu ailedeyken bugün ülkemizde koruma altındaki 18 bin çocuğun yüzde 30’u koruyucu aile modelinden yararlanarak hayata atılıyor. Evlat edinme sayıları da son yıllarda yıllık ortalama 300 seviyesinden 700'e çıktı. Kurumlar da oldukça hızlı bir dönüşüm geçirdi. Aileye dönüş projeleriyle binlerce çocuk, verilen maddi desteklerle biyolojik ailesinin yanına döndürüldü. Çocuğun yoksulluk nedeniyle yuvalara alınması neredeyse sıfırlandı. Tüm bu olumlu dönüşüme rağmen daha gidilmesi gereken çok yol var.

'YURTTAYKEN BİZLERİ DÜŞÜNEN BİRİLERİ VAR MI DERDİK'

Hayat Sende'nin ortaya çıkış hikayesinden bahseder misiniz bize?

Bizler koruma altında kalırken birçok sorunla karşılaştık. Bunlar katılım hakkımızın yeterince olmaması, yurt çocuğu diye kategorize edilmemiz, dayanışma ağlarının yeterince güçlü olmaması gibi sorunlardı. En önemlisi de gerçekten bizleri düşünen birisi veya birileri var mı diye düşünüp duruyorduk yurttayken. İşte tam da bu amaçla Hayat Sende’yi kurduk. Sorundan etkilenmiş kişilerce kurulan bir sivil toplum örgütü olarak geride kalan kardeşlerimize umut olmak, onları düşündüğümüzü göstermek, elimizden geldiğince yardımcı olmaktı hedefimiz.

Bu amaçla çıktığımız yolda devlet korumasında kalan çocuk ve gençlerin temel yaşam becerilerini kazanmış şekilde eşit ve ayrımcılığa uğramadan hayata atılması düşünü kurarak çalışmalar gerçekleştirdik. Geldiğimiz noktada Hayat Sende Derneği, ülkemizde çocuk koruma sistemi alanında çalışan en etkili sivil toplum örgütlerinden birisi. Hayat Sende, koruma altında yetişen çocuk ve gençleri eğitim, iş, burs, staj, mentorluk ve hakları konusunda destekliyor. Ayrıca sempozyum, çalıştay, sosyal kampanya ve lobicilik çalışmalarıyla çocuk koruma alanında hizmet politikaları tasarlıyor.

Yurtlarda büyüyen çocukların gerek ruhsal gerekse fiziksel gelişimleri noktasında Hayat Sende'nin rolü ne?

Hayat Sende olarak biz koruma altındaki çocuk ve gençlerin etiketlenme kaynaklı yaşadığı sıkıntıların azaltılmasında kilometre taşı olduk. Koruma altındaki çocukların sesi olduk, sesimizle bu çocuklara güç verdik. Toplumsal algıda ah vah ile anılan çocuk ve gençleri, desteklenirse ne kadar iyi yerlere gelebileceğini gösterdik. Bence en önemli kazanım, toplumsal algıda bu çocuk ve gençlere ilişkin bakışı değiştirmedeki rolümüz oldu. Bunun dışında sayısız gence eğitimler, kamplar, mentorluklar ve yönlendirmeler gerçekleştirdik. Çocuk ve gençlerden umut dolu dönüşlere şahit olduk.

'UMUT DOLU DÖNÜŞLER OLDU'

Hayat Sende Derneği olarak kamuoyuna ne söylemek istersiniz?

'Koruma altındaki çocuklar etiketlenmeden, dışlanmadan, toplumun pozitif desteğiyle güçlü ve eşit şekilde hayata atılabilir' diyoruz, bunu düşlüyoruz.

Hayat Sende Derneği'nde sizlerle birlikte çalışmalara destek olmak isteyenler ne yapmalı, nasıl bir yol izlemeli?

Sitemizden gönüllü veya üye olarak destek verebilirler. Sivil topluma destek vermek isteyenleri üç grupta görmeliyiz: Para verenler, emek verenler, akıl verenler. Biz emek verenler kısmındayız. Uzmanlığı doğrultusunda akıl vermek isteyenlere de, yapacağı yardımın etkili bir yere ulaştığını bilmek isteyen varlıklı kişilere de çok ihtiyacımız var. Bunun dışında yardımseverlik koşularında yer alarak hem farkındalık oluşturup hem de projelerimize fon geliştirebilirler.

Destek olmak için: www.hayatsende.org