Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Yöneticiler değil, ölenler suçlu!

Perşembe, 10 Eylül 2009 - 12:53

Felaket görüntülerini izliyorum: Köpük köpük kabarmış akan sular Çoruh Nehri değil, İstanbul’da bir ana cadde. Çavlanlar, anaforlar arasında çılgın gibi akan suyun içinde giden de bir rafting botu değil, sadece bir servis minibüsü. Ve tabii içindekiler de rafting sporu yapan profesyoneller değil, sabah sabah fabrikalarına giden tekstil işçileri! Sonra ne mi oluyor? Minibüs, sele kapılıyor, sürükleniyor, takla atıyor ve içindekilerle birlikte sulara gömülüyor. Bir minibüs dolusu insanın kimse hiçbir şey yapamadan, yardım edemeden sulara gömülüp yok olmasını izliyorsunuz bir telefon kamerası aracılığıyla!

Bir diğer minibüsün içindekiler kapıyı açıp can havliyle dışarı fırlıyor, çıkamayan 7 kadın işçi sulara kapılıp boğuluyor. Fabrikaların çatı katlarına çıkmış gece vardiyasından kalma işçiler, helikopterle tek tek kurtarılmayı bekliyor. TIR parkında onlarca şoför, sel sularına uykuda kapılmış, bir kısmı kendini dışarı atıp ağaçlara tutunarak hayatta kalmayı başarmış, bazıları o kadar şanslı değil, boğulmuş, sadece bir TIR parkında 50 yaralı çıkacak kadar büyük bir felaket.

METEOROLOJİ BİLDİRDİ

Şiddetli yağmurların geleceğini meteoroloji mühendisleri geçtiğimiz hafta ortasında haber vermişlerdi. Tıpkı bugünden cuma ve cumartesi günleri çok daha şiddetli yağışların geleceğini söyledikleri gibi. Asıl korku Marmara Bölgesi’nde cuma gecesi yağacak yağışta deniliyor. Peki çok şiddetli yağış ne demektir, bu şehirde her çok şiddetli yağışta 20’yi aşkın kişi mi ölmüştü, değilse şimdi neden böyle oluyor?

ÇARPIK KENTLEŞME

İnsanoğlu doğaya gereğinden fazla müdahale etti. Ağaçları kesip arsa yaptık, dereleri kuruttuk, üzerine ev, fabrika, benzin istasyonu yaptık. Bu dere artık kurumuş dedik, üzerine yol yaptık. Bir şey olmaz dedik, her türlü karbon monoksit gazı salınımına göz yumduk. Araçları lüzumundan fazla kullandık, egzos gazına spreyler eklendi. Ozon tabakası delindi. Doğal denge bozuldu.

Bir saatte 90 kg yağmur düşerse bir bölgenin üzerine çıkan felakete kim nasıl müdahale edebilir? Son 80 yılın en büyük yağışı deniliyor, niye? Yüzlerce yıl yağmadığı kadar çok yağmur bir saatte yağarsa hangi teknolojiyle bunu önleyebilirsiniz? Ve durup da düşünmez misiniz ki siz zaten bu felaketi o teknolojiyle yarattınız?

KİM SUÇLU?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, canlı yayında bu felaketten bütün İstanbulluların sorumlu olduğunu söylüyor. Bu kenti yöneten biri Belediye Başkanı halkı suçluyor. Halk suç işlerken sen onu önleyebiliyor musun? Halk dere yatağına ev yapmaya kalkabilir, izin vermeyeceksin, yapmışsa yıkacaksın, ne yapalım biz engel olamadan yapmışlar deyip alt yapı hizmeti götürmeyeceksin!

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ise karayollarının değil belediyelerin suçlu olduğunu söylüyor. Suçlu bulmak kolay. Ulaştırma Bakanı birkaç yıl önce İstanbul Belediyesi’nde görev yaptığını ne çabuk unutuyor? En güzeli ise İstanbul Valisi’nin suçlaması: O da doğayı suçluyor, bu kadar çok yağmurun yağmasına kimsenin bir şey yapamayacağını anlatıyor. Ya o doğayı çığrından çıkartan kimdir?İnsan! Artık kabul etmemiz gereken bir gerçek: Küresel ısınma, küresel iklim değişikliğinin en çok etkileyeceği ülkelerden biri Türkiye. Çünkü tarımsal arazinin kentsel araziye dönüşümünün en hızlı olduğu yerlerden biri Türkiye. Bahçelerde ağaçlar kesiliyor, yerine konut dikiliyor. Tarlalar sökülüyor, yerine yazlık yapılıyor.

Silivri’nin başına gelen felaket, buraları eskiden olduğu gibi ay çiçeği tarlası olsaydı gerçekleşir miydi? Yağmur sularını toprak emerdi. Şimdi oralarda toprak yerine beton var! Beton suyu emmiyor. Çarpık yapılaşmaya dur diyelim. Biri de lütfen TOKİ’nin elini tutsun, Beylikdüzü’nün Silivri’nin konuta ihtiyacı yok artık, dağ taş konut oldu, ne alan var, ne kiralayan, hâlâ yapıyor!

ÇEVRECİLERİ CİDDİYE ALIN

Çevrecilik, çiçek böcekle oyalanmak değildir. Çiçek böcek doğa demektir, su hayat demektir, bunlar olmazsa yaşayamazsın, bunların dengesini bozarsan sonu felakettir, ölümdür, tıpkı bugün gördüğümüz gibi. İkitelli bölgesi, önce binaların, sonra yolların, sonra alt yapının yapıldığı bir bölge olarak çarpık yerleşmenin en güzel örneğiydi ve ne yazık ki canını kaybedenler orada hayatlarını kazanmak için çalışan ve hiçbir suçu olmayan işçilerden başkası olmadı! Doğa, öfkesini yanlış insanlardan çıkardı!