Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Zaten ikiye bölünmüşüz

Perşembe, 21 Ocak 2010 - 05:00

AKP iktidarı, her başı sıkıştığında anayasa değişikliğini gündeme getiriyor. Çünkü bunun yapılmasını isteyenler içinde kamuoyu ve muhalefet de var. Bütün mesele hangi değişikliklerin yapılacağında. Şimdilik komisyondan geçen referandum konusu. Başbakan da Türkiye’nin referanduma alışması gerektiğini söyledi. Bence referandum, bu ülkenin başına bela olabilir. Ülke zaten her konuda ikiye bölünmüş durumda! Hava soğuk desen öteki yarısı, “zaten kış mevsimindeyiz, olması gereken bu” diye karşı çıkıyor. Üstelik ikiye bölünmüşlük, fikir bazında da kalmıyor, düşmanlığa, hatta bir tür futbol holiganizmi gibi, şiddete, kavgaya dönüşüyor. Referandum, her konuda toplumu karpuz gibi ikiye bölecek ve İsviçre’deki minare örneğinde olduğu gibi her zaman doğru sonuçlar çıkmasına da yol açmayacak. Zaten iktidarın da beklentisi bu. Toplumun muhafazakâr yapısı göz önüne alınarak “nasıl olsa her seferinde bizim dediğimiz çıkar” diye bu yola başvurulmak isteniyor ama unutmayalım ki bazen silah elde de patlayabiliyor. Türkiye’nin iki ayrı kampa bölünüp de sertleşmesi yarar değil zarar getirecek ve tehlikeli olacak, bunu görmek için filozof olmak gerekmiyor! Geçenlerde elime çok güzel bir karikatür geçti. En üstte dalda bir kuş oturuyor, altında iki ve onun altında üç, üzüm salkımı gibi alttaki kuşlar kalabalıklaşarak gidiyor. Kuşlar bilirsiniz, dakikada bir s…ar. Alttakilerin üstü başı b..k içinde. Alt yazı şu; üstten aşağı bakınca sadece b.k görürsünüz, alttan yukarı bakınca ise sadece g.t! Bilmem ki durumu bundan iyi özetleyen ne var!

Tekel işçileri aç açıkken

Hükümetin umursamaz görüntüsü ne kadar gerçek? Biz evde, işte, ısıtılmış mekanlarda üşürken, Ankara’nın ayazında sokakta, çadırda bir ayı aşkın süredir bekleyen ve şimdi de açlık grevine giden binlerce işçi varken “bu ülkeyi yönetiyorum” diyenlerin gece rahat uyuması mümkün müdür? İktidar partisi hangi rahatlıkla tekel işçisini, kadro atamasını yapmadığı sözleşmeli öğretmenleri, işten çıkardığı itfaiyecileri, kapanmaya mahkum ettiği eczane sahiplerini, tam gün yasasıyla zor bir karar aşamasında bıraktığı doktorları karşısına alıyor? Tabii buna; derdine çare getirmediği üniversite mezunu genç işsizleri, (yüzde 24!) iş bulma umudu kalmamış yüzde 10’luk kesimi, yapılan büyük zamma rağmen çok düşük maaşlarla zamlarla artan sabit giderleri nasıl ödeyeceğini bilemeyen emeklileri de katarsak işlerinin daha da zor olduğu ortada. Buna karşın iktidarın ayakta kalma politikası, medya desteğini arttırmak yönünde. Bunu icraatla gerçekleştiremeyeceğine göre medya yapısını değiştirerek sağlamayı hedefliyor ve büyük ölçüde başarıyor da! Yandaş medyanın yayınları sana bana şapka uçurtuyor ama sokaktaki adamın bir kısmını da etkiliyor. Buna muhalefetin beceriksizliğini, çapsızlığını da ekleyince aç açık kalmış Tekel işçisine, “tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirmem!” diye dayılanabilirsin, sözleşmeli öğretmene “kadronu vermiyorum” diye omuz silkebilirsin, doktorlara, “ne yapalım kimse Doğuya gitmiyor” diye karşı çıkabilirsin. Tabii iktidar desteğinin altında bir de yandaşlarına pay dağıtma yatıyor: küçük bir ilde itfaiye memuru almak için açılan bir sınavda işe giren dört kişinin tümünün AKP’li yöneticilerin birinci derece yakınları olması artık sinirlendirmiyor, bir kara mizah şaheseri olarak kahkahalar attırıyor!