Zekan cehennemin olabilir!

Buket Tahmaz Savaş, seçimlerimizi sorgularken bir yandan da insana en büyük oyunu aklı oynamaz mı diyerek gerçekliği ve gerçekliğin bize getirdiği körlüğü de hatırlatıyor ‘İçimdeki Gölge’de

10 Şubat 2018, Cumartesi 05:00
A A
Bahar KAŞTAN

Bir insanın zekâsı aynı zamanda onun cehennemi olabilir mi? Ve o cehennem içinde kaç kişiyi yakabilir? Eğer gerçekler bir sanrının içine saklanmışsa belki de herkesin cehennemi bir insanın zekâsı olabilir…            

Buket Tahmaz Savaş, “İçimdeki Gölge” ile şizofren bir eş ve 237 IQ’lu katatonik şizofren çocukla geçen bir hayatı anlatırken sanrı içinde sanrı yaratmanın ötesinde gerçek içinde sanrı, sanrı içinde gerçek yaratıyor ve okurlarını “akıl oyunlarına” davet ediyor.

Romanda, çocuğunu şizofren eşinden korumak için çocuğunun 237 olan IQ’sunun 37 olarak kayıtlara geçmesine göz yuman bir annenin bu seçimi ve sonrasında yaşanılanları üç farklı anlatıcının gözünden okuyoruz. İlk bölümde çocuğun gözünden okuduğumuz hikâye ve gerçekler, ikinci bölümde babanın gözünden anlatıldığında karşımıza çok başka çıkıyor. Okur, babanın anlattığı gerçeklerle yüzleşirken hikâyeyi annenin gözünden okumamızla bildiğimiz bütün gerçekler bir kez daha değişiyor.

GÖRÜLEN VE GERÇEKTE OLAN

Buket Tahmaz Savaş’ın başarılı geçişleri ile kurguladığı romanda her bir anlatıcının hikâyesi, okuru tekrar tekrar ters köşeye yatırıyor. Ve gösteriyor ki “Aynı an için duyulan başka, görülen başka. Aynı an için görülen başka, gerçekte olan bambaşka.”

Hikâye bir kütüphanede başlıyor, fakat bu kütüphane her bir anlatıcının gözünde başka bir mekâna evriliyor. Birisi için tımarhane diğeri için hapishane olan bu mekân bir anne içinse doğumhane olarak nitelendiriliyor.

IQ testinin sonucu 237 olduğunu öğrenen ilk anlatıcı raporu yazan hekimin 2 tuşuna basmadığını ve zekâsının kayıtlara 37 olarak geçtiğini söyler. Buna itiraz etmez çünkü yüksek IQ’lu biri olarak “geri zekâlı” biri gibi yaşamayı merak eder.  Ailesinin bu özel durumunu bilmediğini düşünen anlatıcı çalıştığı kütüphanenin arşiv görevlisine çocukluğundan başlayarak hikâyesini anlatır. İkinci bölümde anlatıcı olarak karşımıza çıkan baba aslında arşiv görevlisinin ta kendisidir. Ve oğlunu gözlem altında tutmak için bu kütüphaneyi nasıl var ettiklerini anlatırken oğlunun anlattığı hikâyelerin koca bir sanrı olduğunu gösterir.  Fakat son bölümde annenin anlatıcılığı ile aslında babanın da şizofren olduğunu ve tüm bu hikâyelerin onların zihinlerindeki bir dünyanın yansıması olduğunu öğreniriz.

Ailenin çocuklarını korumak adına yaptıkları bu yanlış seçiminle bir dehanın nasıl yok olup gittiğini görürken annenin bu seçimle yaşadığı ıstırapta seçimlerimizin yarattığı cehennemin içinden çıkılmaz girdabına tanık oluyoruz.

“Seçimlerimiz ve seçimlerimizle çizdiğimiz kaderimiz… Ama hatalarımızın cezasını ikinci hatta üçüncü kişi çekiyorsa, sadece kendi kaderimizi değil başkalarının kaderini de çizmiyor muyduk? Eğer öyleyse o halde bizim çizdiğimiz kadere onların verdiği tepkiler de onların seçimleri değil miydi? … Bu sorgulama çıkmazında insan Tanrı’ya mı ulaşıyordu ya da hiçliğe?”

AKLIN OYUNLARI

Buket Tahmaz Savaş, seçimlerimizi sorgularken bir yandan da insana en büyük oyunu aklı oynamaz mı, diyerek gerçekliği ve gerçekliğin bize getirdiği körlüğü de hatırlatıyor.

“Ne kadar zeki olursanız olun gerçek diye düşündüklerinizin aslında hiç olmadığını anlamak, ilk başta yumruk yemiş gibi bir etki yapıyordu insanın beynine. Ve ne kadar zeki olursanız olun, körlük başladı mı beyin başka şeyler sunuyordu sahibinin zihnine.” 

Zekâ ile delilik arasındaki ince çizgiyi başarılı kurgusu, yalın ve güçlü betimlemeleriyle anlatan Buket Tahmaz Savaş, İçimizdeki Gölge’de derin sorularla hayatımızdaki çıkmazlara kapı aralamıyor, aksine derin ve dipsiz bir çıkmaz daha yaratarak bizleri aklımızın sonsuz boşluğuna bırakıyor.

İçimdeki Gölge
Buket Tahmaz Savaş
Altın Kitaplar
152 sayfa




 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;