Adalet sosyal medyaya kaldı ne acayip! O zamanlar sosyal medya olsaydı Bergen'in katili serbest kalmazdı

Adalet sosyal medyaya kaldı ne acayip! O zamanlar sosyal medya olsaydı Bergen'in katili serbest kalmazdı

Bergen, dünya güzeli bir kadındı. Sesi vardı, ünü vardı, gücü vardı ve dahası hayalleri vardı ama yarım kaldı. “Ya benimsin ya kara toprağın” saçmalığını aşk zanneden biri tarafından öldürüldü. 29’unda bedeni toprağa girdi ama öncesi de vardı. Tehdit edildi, şiddet gördü, tecavüze uğradı, yüzüne kezzap atıldı… Ve tüm bunlar göz göre göre yaşandı. Çünkü o kendisine şiddet uygulayan erkeği defalarca affetti ve sonunda onun tarafından öldürüldü. Arabeskin kraliçesi, acıların kadını Bergen’in film gibi hayatı kitaplara konu olmaya devam ediyor. Destek Yayınları’ndan Yeşim Demir’in kaleminden çıkan ‘Katiline Aşık Bir Kadın’ı soluksuz okudum, ardından da sizler için bu röportajı yaptım... Alev Gürsoy Cimin/POSTA

29 Kasım 2020, Pazar 07:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Nereden geldi aklınıza Bergen’i yazmak?

Biyografi yazmak hep ilgimi çekmiştir. Daha önce de Halide Edib Adıvar’ın ve Walt Disney’in biyografisini yazdım. Gerçek yaşamları arşivlere taşımayı değerli buluyorum. Uzun zamandır Bergen’in hayatıyla ilgili haberler çıkıyordu karşıma. Okudukça ve araştırdıkça Bergen’in hayatının içinde buldum kendimi. Gerçek kadın hikayeleri hep ilgimi çekmiştir. İlk romanım ‘Kirli Beyaz’ ve son romanım ‘Fatima’ da gerçek olaylardan kurgulandı. Bergen’in hayatını da yazmaya değer buldum, Çünkü “Yok artık!” dedirtecek kadar zorlu bir yaşam.

Kitabı yazarken hangi kaynaklara başvurdunuz, kimlerle görüştünüz?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Atatürk Kitaplığı’nda geçti günlerim. Gazete arşivlerini ve röportajlarını taradım. Bergen’in hayran sayfalarından çok faydalandım. Bunları kitabın sonunda kaynakça bölümünde belirttim. Aileden kimseyle görüşmedim, zira onların acılarını gün yüzüne çıkarmak istemedim. Bergen, hayatını o kadar ortada yaşamış ki her türlü belgeye arşivleri tarayarak ulaşabiliyorsunuz. Sadece ‘Sanatçı Bergen’in duygusu eksikti. Onu da evinde kaldığı bir gazeteci arkadaşı, çok yakın olduğu vokalisti ve yakın arkadaşları anlattı. Hepsi de yıllar geçmesine rağmen o günleri yaşarcasına gözyaşı döktü.

Bergen'i hem çok sevdim hem de ona çok kızdım

Yaşadığı zor hayatı yazarken siz neler hissettiniz?

Bergen’den önce yazdığım ‘Fatima’, mülteci hikayesi olduğu için psikolojimi hayli zorlamıştı. Ardından Bergen’i yazmak, ruhumda derin yaralar açılmasına sebep oldu. İçim söküldü. Bazen onu çok sevdim, bazen de çok kızdım ama en önemlisi onu gerçekten anlayabilmek için çok çabaladım. Kadın kadının halinden anlar, dedim ama beynimin uyuştuğu yerler oldu. Hâlâ etkisinden kurtulduğum söylenemez.

İlk aşık olduğu adam tecavüz etti, son aşık olduğu adam ise onu öldürdü

Sizce bir insan bu zulmü kendine nasıl reva görür?

Küçücük yaştayken annesiyle babası ayrılmış ve annesiyle Mersin’den ayrılıp Ankara’ya yerleşmişler. Ana-kız zorlu bir hayat mücadelesi vermiş. Belki de yaşadığı olumsuz şartlar Bergen’in sağlıklı düşünmesinin önüne perde çekti. İlk aşık olduğu adam ona tecavüz etti, son aşık olduğu adam ise onu öldürdü. Arada yediği dayaklar, üzerinde söndürülen sigaralar, kırılan çenesi... Bunca darbeden sonra nasıl sağlam kalır ki insan? Bir gün ayarları bozulur doğal olarak. Belki bir psikolog desteği alsaydı hayata daha farklı tutunabilirdi.

İnsan hayatı boyunca kaderine ne kadar teslim oluyor ya da kaderinin ne kadarını kendisi yazıyor sizce?

Bergen kaderci biri olmuş hep, “Bu benim kaderim” diye boyun eğmiş. Adamdan hiç korkmamış zaten. Adam bir vurduysa Bergen tekme tokat karşılık verirmiş. Oysa kaderine razı olmak adına dahi bu kadar şiddete boyun eğmek bile onun içinde keşfedemediği gücünü gösteriyor. Benim bu hikayede en çok sorduğum soru: Annesi, konservatuvara dereceyle girmiş olan kızının okulu bırakmasına neden izin vermiş?

Bergen'in uluslararası bir sanatçı olma olasılığı cinayete kurban gitmesinden daha yüksekti

Peki, onun hayatının hangi kesitinden daha çok etkilendiniz? En

çok konservatuvara gittiği yıllarda takılı kaldım. Keşke imkanı olsaydı da okuluna devam edebilseydi. Düşünsenize, mezun olabilseydi belki de yurt dışından bir burs alıp eğitimine devam edebilirdi. Şimdi mezarda olan o güzel kadın, uluslararası bir sanatçımız olabilirdi. Bu, onun cinayete kurban gitmesinden çok daha yüksek bir olasılıktı. Yoksuluna okuma şansını neredeyse hiç tanımayan canım ülkemin şartları ve bu şartların oluşumunda rol oynayan iktidarlar da sebebidir Bergen’in... Büyük bir yeteneği göz göre göre feda etmişiz.

Bize Bergen’in bilinmeyen yönlerinden bahseder misiniz?

En yakın arkadaşlarından dinlediğim ve çok sevdiğim yönlerini var. Bergen’in en sevdiği yemek, ekmek arası haşlanmış yumurta ve yeşil soğanlı sandviçmiş. Meşhurken bile gazete kağıdının üzerinde yemek yiyebilecek kadar doğalmış. Hiçbir zaman lafını esirgemeyen, dobra bir kadınmış.

Kezzap olayından sonra adamı affetmesine bir türlü anlam veremiyorum. Aşkın tanımında buna yer yoktur diye düşünüyorum.

Bergen’in yaşadıklarından sonra normal kararlar vermesi beklenemez elbet. Sahiplenilmek, bu hastalıklı duygu bir yandan hoşuna gitmiş, oyun gibi adeta... Ancak bu oyundan kurtulamayacağını anladığında çok geç kalmış. Hep bir ailesinin, çocukları olmasının hayalini kurmuş. Bunun için Mersin’de ev alıp gönlünce döşemiş. Böyle çalkantılı bir hayat yaşayan bir kadının içindeki gel-gitleri anlayabilmek hiç kolay değil. O, belki de tahmin ettiği sondan kaçamayacağını düşünüyor ve buna razı geliyor. Bu duruma da “Kader” diyerek kendini avutuyor. Belki de ona öğretilen tek gerçek bu!

Gabriel Garcia Marquez, ‘Kırmızı Pazartesi’ romanında, herkesin işleneceğini bildiği ama kimsenin müdahale etmediği bir cinayeti anlatır. Bergen’in hikayesini de biraz buna benzetiyorum.

Maalesef öyle! Benim içimi en çok acıtan da bu oldu. Çoğalarak gelişen, durmak bilmeyen şiddetin bir sonu olacağını da en iyi Bergen biliyor. Ölümün ayak sesleri o kadar yakınında ama Bergen dahil kimse durumu değiştirmek için çabalamamış.

Bergen öldüğünde bir milletvekili bile çıkıp, "Bu kadına sahip çıkalım" dememiş

Peki, Bergen’in katili Halis Serbest şu anda ne yapıyor?

Yıllar sonra verdiği bir röportajda şöyle demiş: Beni Türkiye’de kimse yakalayamaz. İki gün Adana’da kaldıktan sonra Suriye’ye oradan da Beyrut’a geçtim. Hiç uğraşmayın, beni yakalayamazsınız. Daha sonra Almanya’da ihbar üzerine yakaladı.12 Mart 1992 tarihinde çıkarıldığı mahkemede Bir yıl üç ay hüküm giydi. Zaman aşımı, Almanya’daki mahkumiyet süresi gibi hafifletici sebeplerle yedi aylık bir mahkumiyetle serbest kaldı. O zamanlarda bir milletvekili bile bu konuyu gündemde tutup “Bu kadına sahip çıkalım” dememiş. O zamanlar sosyal medya olsaydı kanı yerde kalmaz, mezarında kemikleri sızlamazdı. Adalet, sosyal medyaya kaldı, ne acayip! Halis Serbest, 2018’de dört çocuğa cinsel istismardan tutuklanmış. Sonrası ne oldu, bilmiyorum ama kesin serbest bırakılmıştır.

Bergen için “Cesur ve korkusuz biri” demişsiniz ama ben yine de sizin kadar cesur bir kadın portresi göremiyorum ve kendini koruyamadığı için Bergen’e kızmaktan kendimi alamıyorum.

Kendi haklı nedenlerinizle ve özgür iradenizle Bergen’e kızabilirsiniz, bunu anlayabiliyorum. Ancak ben, yoksulluktan doğan cahilliği mazur görebiliyorum. Yedi yaşa kadar aileden edinilen travmalar maalesef ki büyük hasarlara sebebiyet verebiliyor. Önünüze sunulan hayatın ötesine gidemiyorsunuz. Büyürken de bu travmalarla büyüyorsunuz. Kendine yaşattıklarının cezasını yine kendi çekiyor insan; ne yaparsa kendine yapıyor. Bergen’in normal davranmadığını kabul etsem de yargılamadan yazmak istedim; onun huzurlu uyuması için küçük bir katkıydı benimki ama rüyalarıma giren Bergen hep büyük konser salonlarında piyano veya viyolonsel çalan Bergen oldu. Keşke okuluna devam edebilseydi...

Bergen kendini çaresiz hissetmeseydi şu anda hayatta olabilirdi

Kitabın adı ‘Katiline Aşık Bir Kadın?’ biraz sorunlu bir seçim değil mi sizce? İnsan nasıl olur da katiline aşık olabilir?

Kitap isminden zaman kipi anlaşılmıyor ancak Bergen, gelecekteki katiline başlarda aşıkmış. Adana’da ona yardım etti diye “Minnetten doğan bir aşk” diye açıklıyor kendisi. Ancak çok zaman geçmeden adamın nasıl biri olduğunu anlıyor ve tehditlerle dolu geçiyor hayatı. Öleceğini de çok önceden hissediyor. Bir röportajında “Nasıl olsa ben bittim, bari ailem kurtulsun” diyor. Ailesine bir şey olacak korkusuna esir olmuş. Kendini çaresiz hissetmeseydi şu anda hayatta olabilirdi. Zaten adamı gerçek bir aşkla sevseydi hayatında başka ilişkilerin yeri olmazdı.

Erkek şiddeti hakkındaki görüşleriniz, Bergen’in yaşadıklarına yakından şahit olunca hangi boyuta ulaştı?

Kadın cinayetlerinin işlenmediği bir gün geçiremez olduk. Duyduğumuz kadarını biliyoruz. Kapalı kapılar ardında neler yaşandığını bilmiyoruz. Erkek şiddeti evrensel bir olay haline geldi. Ve bu şiddeti işleyenler nasıl da unutuyorlar, onları doğuranın da bir kadın olduğunu. Araştırmalara göre en çok görülen şiddet biçimi aile içi şiddettir ve kadına ya da çocuğa erkek tarafından uygulanır. Bu araştırmalar erkek şiddetinin yaygınlığını, kadının bu zulme maruz kaldığında nasıl yardım alması gerektiği konusundaki bilgisizliğini ve korkuya dayalı çaresizliğini göstermektedir.

Oysa Bergen, ne bilgisizdi, ne de çaresiz!

Belki de Farabi’nin dediği gibi; Bergen de kendi hakikatinin önündeki engel olmuştur...


Sıradaki haber yükleniyor...
holder