Adnan Şahin & Cüneyt Asan: 'Halkın Mutfağı'nı izleyen herkes ülkesine bir kez daha aşık olacak

Adnan Şahin & Cüneyt Asan: 'Halkın Mutfağı'nı izleyen herkes ülkesine bir kez daha aşık olacak

Anadolu Halk Mutfağı kurucusu ve dernek başkanı Adnan Şahin ile Günaydın restoranlarının kurucusu ve sahibi Cüneyt Asan; ekranlarda fark yaratacak bir programla karşımızdalar. ‘Halkın Mutfağı’, “Emeksiz yemek olmaz” temasını vurgulayarak, tarladaki ürünün soframıza gelinceye kadarki tüm aşamasına izleyiciyi tanık edecek. Sosyal sorumluluk yönü ağır olan programın öncelikli amacı; Anadolu’daki üreticilere hak ettikleri değeri vermek ve Türk mutfağının dünyaya tanıtılması gereken ürün bazlı özel lezzetlerini, öne Türkiyelilere sonra da yapancılara tanıtmak. Röportaj: Oya ÇINAR / Fotoğraflar: MURAT ŞAKA

06 Aralık 2020, Pazar 07:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Anadolu’nun binlerce yıllık öyküsünü, ‘Halkın Mutfağı’ adıyla NTV ekranlarına taşıyacaksınız. İlk bölümü de bu akşam izleyeceğiz… Nasıl bir program bekliyor izleyiciyi? 

Cüneyt Asan: Müthiş bir program izleyecek halkımız. Programın teması, “Emek olmadan yemek olmaz!” Bir ürünün her aşamasını, tarladan sofraya gelinceye kadar geçirdiği tüm aşamaları göreceğiz. O yemek önümüze geliyor ama nasıl geliyor? Bu konuda bir farkındalık yaratma derdindeyiz. 50 yıldır bu sektörün içindeyim, maalesef insanlar bu emeğin farkında değil. Emeğin ve emekçinin hak ettiği değerin görülmesine ön ayak olacağımızı düşünüyorum. Adnan Abi’nin, Anadolu’nun geçmişiyle ilgili müthiş bir dehası ve bilgisi var. Benim de kendime göre bir birikimim ve enerjim var. Bunları birleştirince ortaya şahane bir iş çıktı.  

Adnan Şahin: Ben, yaklaşık 30 yıldır Anadolu’nun gastronomi yolculuğuyla ilgileniyorum. En temel tespitlerimden biri şu; görmek ve fark etmek farklı şeyler. Bizim temel amacımız, bu program ile o farkındalığı yaratmak. Bir yemeğe “İyi, kötü, lezzetli, lezzetsiz” demek yerine, o yemeğin yolculuğunu anlatmak istiyoruz. İkimizin de geçmişteki birikiminin bunun için yeterli olduğunu düşünüyoruz. Cüneyt’ in hem Türkiye hem de uluslararası arenada nasıl bir konumda olduğu belli. Etin profesörü unvanını alması da bunun kanıtı. İkimizin deneyimlerinin birleşmesiyle, ortaya gerçekten seyirlik bir program çıktı.  

Her bölgenin önce çıkan yemeğini değil çok farklı lezzetlerini sunacağız

Ve her programın sonunda müthiş bir sofra kuracaksınız… 

A.Ş.: Evet, oradaki en büyük amacımız da şu; biz genelde bir şehrin öne çıkan yemeklerini tanıyoruz. Yapılan programlarda da hep onları görüyoruz. Misal, Bursa deyince ille de İskender geliyor akla ama orada çok başka lezzetler çok başka bir mutfak var. 

C.A.: Programın adına ‘Halkın Mutfağı’ dememiz de bu yüzden zaten. Örneğin Kahramanmaraş’a gittiğimizde, herkesin aklına ilk gelen yemeği değil de sumağı ve onun tüm hikayesini, arka plandaki işçiliğini de anlatıyoruz. 

Seyirci gözüyle bayağı teatral bir program izleyeceğiz anladığım kadarıyla… 

A.Ş.: Kesinlikle öyle! İki kişi olmamızın sebeplerinden biri de bu zaten. Yoksa bunu ben de tek başıma yapabilirdim, Cüneyt de pekala yapabilirdi. Ama buradaki derdimiz, işin içine eğlence de katmak. Aramızdaki küçük çekişmeleri, fikir ayrılıklarımızı da yansıtacağız. Anadolu’nun kendi yaşam biçimi de buna çok uygun zaten. 

C.A.: Tabii televizyon başka bir şey. Sadece bilimsel ya da akademik bir dille ifade ettiğinizde insanların ilgisini çok çekemeyebiliyorsunuz. O yüzden kesinlikle teatral bir yönü olacak. Ayrıca, bir ürünün, tarladan yemeğe kadar geçen süreci, başlı başına teatral zaten. İnanılmaz seyirlik bir malzeme var orada. 

Biz, şehirlerdeki ürünlere odaklanıyoruz

Tüm bu anlattıklarınız, şu ana kadar yapılmış yemek programlarından çok farklı bir şey izleyeceğimizi gösteriyor. 

A.Ş.: Her şeyden önce buna bir yemek programı demek doğru değil. Kaldı ki Türkiye’de bir yemek programı yapıldığını da düşünmüyorum şahsen. Reality Show’lar var sadece. Biz, bir yemek programı değiliz, bir farkındalık peşindeyiz. ‘Halkın Mutfağı’nı, toplumsal olarak doğru yaşamın, gastronomik açıdan değerlendirilmesi gibi düşünebiliriz. Biz, şehirlerdeki ürünlere odaklanıyoruz. Mesela; Urfa’da isot, sadeyağ, fıstık, birecik patlıcanı gibi lezzetlerin tarladan sofraya kadar uzanan hikayesinin peşine düştük.

C.A.: Bu ülkenin gerçek değerlerinin, atık kontrolünün, Anadolu’daki gerçek yaşamın, oradaki kadın emeğinin nasıl göz ardı edildiğinin ve bunların çözümleri için neler yapabileceğimizin derdindeyiz. Bu, her anlamda bir yemek programından çok daha fazlası. Misal “Zeytinyağı gibi üste çıkmak” diye bir deyim var dilimizde. Bu nereden geliyor? O zeytinyağının tüm hikayesini göstereceğiz. 

A.Ş.: Türkiye, dünyada öne çıkabilecek birçok ürüne sahip. Uluslararası arenada biri, bu programı izlediğinde, Türkiye’deki o yerel ürünlerin ne kadar kıymetli olduğunu ve istenirse nasıl markalaşabileceğini de görsün istiyoruz. 

Şanlıurfa’dan başladık çünkü dünyanın başlangıç yeri

İlk bölümü Şanlıurfa’da çektiniz. Neden Şanlıurfa?  

Adnan: Her şeyin başladığı yer. Dünyanın başlangıç yerinden bahsediyoruz. Mitolojik olarak da böyle, gerçeği de bu. Habil ve Kabil’in ilk çiftçiliğe buradan başladığı iddiasını anlatıyoruz. Sadece bizim değil dünyadaki pek çok kaynağa göre de bu, böyle. 

Tüm Türkiye’yi gezecek misiniz? 

C.A.: Amacımız o! İkinci bölümde Kahramanmaraş’ta olacağız mesela. İşin özü, bizi ürün yönlendiriyor. Mevsime de dikkat ediyoruz. Nerede ürünün mevsimiyse, rotamızı oraya çevireceğiz. Sadece bitki olarak da düşünmeyin. Etin de yolculuğuna çıkacağız ama Nisan ayında. 

Türkiye’de, lezzetlerini en sevdiğiniz bölge neresi peki? 

A.Ş.: Benim için Türkiye’nin her yeri. Mukayese edemem.  

C.A.: Ben ederim. (Gülüyor) Doğu ve Güneydoğu’nun yeri benim için ayrı. Elbette her yerde başka bir yaşanmışlık var. Ama benim için o bölge daha değerli. Çeşitliliği, ruhu, lezzeti, aromasıyla hep daha önde. 

Türk mutfağı olması gereken yerde değil

Türk mutfağının dünyadaki yerini nerede görüyorsunuz? 

A.Ş.: Uluslararası arenada Hiç hak ettiği yerde değil maalesef. Bazı kaynaklarda 11‘inci sırada, bazılarında 17’inci sırada gösteriliyor. İnanılır gibi değil. Her şeyin başladığı yerden bahsediyoruz oysaki… Bu ne demektir biliyor musunuz? Bizim de içinde bulunduğumuz gastronomi dünyasının, ne kadar zavallı olduğunun göstergesidir. Bu eleştirime kendimizi de katarak söylüyorum elbette. Hepimizin bu konuda büyük eksiklikleri var. Biz, kaderimizi iyi kullanamayan bir toplumuz maalesef. Çok iyi bir kaderimiz var ama buna sahip çıkmayı bilmiyoruz. Bunun bir devlet politikası olarak ele alınması gerekiyor.  

Cüneyt Bey siz, programda emekçi, Adnan Bey ise yemekçi rolünde. Neden böyle bir rol dağılımı yapıldı?

A.Ş.: Cüneyt, tüm yaşamını emek üzerine kurmuş, gerçek bir emekçi. Sıfırdan başlamış bir insanın, tamamen kendi çabasıyla geldiği noktayı düşününce, kaçınılmaz olarak o, emekçi rolünde. Hayatın içinde de programda da böyle. Türkiye’de et, “Cüneyt’ten önce ve Cüneyt’ten sonra” diye ikiye ayrılıyor. Bu çok net. Bana gelince, ben işin emek tarafında hiç olmadım. Profesyonel hayatımda hiç yer almadı. Ben, sadece araştırıyorum, yazıyorum, çiziyorum ve deniyorum. 

C.A.: Ben, emeğin ne denli kutsal olduğunu en iyi bilenlerden biriyim. Hayatım böyle geçti. O yüzden yetiştirdiğim tüm öğrencilerime de hep bunu anlatmaya çalıştım. Bu konuda tevazu gösteremeyeceğim, binlerce insan yetiştirdim. Hepsiyle de gurur duyuyorum. Hepsi benim çocuklarım gibi. 

Boynuzun kulağı geçmesi diye de bir durum var. Yetiştirdiğiniz bir öğrenci çok popüler olduğunda ne hissediyorsunuz? 

C.A.: Hiç sorun yok çünkü usta benim! Bu gerçeği hiçbir şey değiştiremez. 

Programın amacına ulaşacağına inancımız tam

Programınızın sosyal sorumluluk yanı çok ön planda olacak. Bunların yeterli olumlu dönüşlerinin olacağına inanıyor musunuz? 

A.Ş.: Kesinlikle olacak! Hiçbir şey olmasa dahi, hep altını çizdiğimiz gibi, müthiş bir farkındalık yaratacağımıza inanıyoruz. Özellikle kadın emeğinin ön plana çıkmasında, kadın istihdamı yaratılmasında önemli sonuçlar doğuracağını düşünüyoruz. 

C.A.: Pek çok sorun var. Sadece ürünün, emeğin göz ardı edilmesi de değil mesele. Anadolu’da, köylerimizde müthiş bir hijyen sorunu da var. Pek çok yerde tuvalet yok, düşünebiliyor musunuz? Zaten program bittiğinde tüm bu sorunları bir proje haline getirip Sayın Cumhurbaşkanımıza sunacağız. Anadolu’nun tüm sorunlarını madde madde rapor edeceğiz. İstenildiğinde nasıl kolay çözüm yolları olduğunu da belirterek elbette. O yüzden bu programın gerçekten amacına ulaşacağına inancımız tam.  

A.Ş.: Bir kitap projemiz de olacak. Yaptığımız tüm çalışmaları, programın finalinde bir kaynak kitap haline getireceğiz. Tabii yaşımız itibarıyla da artık kalıcı şeylerin derdindeyiz. 

C.A.: Sen kendi adına konuş, ben 20 yaşındayım. (Gülüyor) Şaka bir yana, istiyoruz ki insanlar elini atınca o kitapta sumağın tüm hikayesini görsün. Yaptığımız çalışma bir envanter niteliği taşısın, kaynak teşkil etsin. 

Bizi izleyin çünkü çünkü çok şey öğreneceksiniz

Buradan izleyiciye bir davet cümlesi kursanız, ne söylersiniz? 

A.Ş.: Bizi izlesinler çünkü çok şey öğrenecekler. Hep birlikte, üzerinde yaşadığımız toprakların ne kadar kıymetli olduğunu fark edeceğiz. Ülkemizin, farklı ülkelere duyduğumuz ilgiden çok daha fazlasını hak ettiğini göreceğiz. Gerçekten ne kadar özel ve kıymetli bir mutfağımız olduğunu, üreticilerimizin ne kadar kıymetli olduklarını ve önlerinin daha da açılması için neler yapılması gerektiğini izleyeceğiz. 

C.A.: İddia ediyorum, bu programı izleyen herkes ülkesine bir kez daha aşık olacak. Onun da ötesinde ülkesine, ürününe, emekçisine saygı duyacak. Başlatacağımız sosyal sorumluluk projeleriyle de vatanımıza hizmet sunacağız. Vatana hizmet de benim için ibadettir! 


Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Yaz geliyor farkında mısın? Peki, yaza hazır mısın?