Ali Poyrazoğlu: Kavuğu bana devretseler almam. Öyle pis bir bez parçasını ben ne yapayım!

Ali Poyrazoğlu: Kavuğu bana devretseler almam. Öyle pis bir bez parçasını ben ne yapayım!

Duayen tiyatrocu Ali Poyrazoğlu’nun on parmağında on marifet var. Bugüne kadar başarısız olduğu tek bir iş yok. Son günlerde ülkemizi dünyanın önünde temsil edecek olmanın heyecanı içinde. 21 Eylül Dünya Barış Günü’nde Birleşmiş Milletler’in Cenevre’deki kuruluş binasında ‘Kaşık Surat/Spoonface’ oyununu, Can Remzi Ergen ile birlikte sergileyecek. Karantina sürecinde hayatını anlattığı kitabı ile uğraşan usta isimle konuştuk. Hele kavuk meselesi yok mu! Bir dokundum bin ah işittim kendisinden. Alev Gürsoy Cimin / alev.gursoy@posta.com.tr

07 Haziran 2020, Pazar 07:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Covid-19 salgını herkesi psikolojik ve ekonomik olarak etkiledi. Siz nasılsınız?

Ruhen hiç etkilenmedim. Tedbirlerimi aldım ve evimde oturdum. Şanslıyım çünkü bahçeli bir evde oturuyorum. Kitap okudum, televizyon seyrettim... Normalde mayısta Bodrum’a gidecektim ama iki ay evvelden gelmiş oldum.

Yıllarca oradan oraya koşturdunuz. Bu süreç size terapi ve dinlenme fırsatı olmuştur.

Ben çok çalışırım. Sinema, tiyatro, televizyon, şirketlere eğitmenlik, öğretmenlik derken birden çok iş yaparım. Bu açıdan iyi oldu, biraz kafamı dinledim. Anılarımı anlatan bir kitap yazıyordum, ona daha çok vakit ayırma fırsatı buldum.

Sizdeki anılar da bir kitaba sığmaz hani... Merak uyandıran bir hayatınız var.

Sığmazsa ikinci cildi yazarım. Epey renkli bir hayatım oldu ve artık anılarımı yazma vakti gelmişti. Farklı toplumsal kesimlerden insanlarla dostluğum var. Heyecan verici bir kitap oluyor. Eylül sonunda çıkacak.

Kitap, tiyatro... Birçok projeniz var, eylül size uğurlu gelecek anlaşılan...

Tiyatro devam edecek ve ‘Tamamla Bizi Ey Aşk’ adında bir film hazırlığı yaptık. Onun çekimleri var. Bir de televizyondan bir teklif gelmişti ama henüz netleşmedi. Bizde proje bitmez.

Bu kadar çok çalışmak size iyi geliyor mu?

Hiç şikayetçi değilim. Çalışırken eğleniyorum. Ben öyle bir durumdayım ki kimse bana sevmediğim bir işi yaptıramaz. Hayattaki her şansı kendim yarattım. İnsan önce kendisine yatırım yapmalı, her gün kendini aşmaya uğraşmalı. Hayat o zaman heyecan verici hale gelir.

Tiyatro en büyük heyecanınız, değil mi?

Elbette. Karantina sürecinde doğal olarak tiyatrolara da ara verilmişti ama artık açılacak. Temmuzda her şey eskisi gibi olacak gibi görünüyor. Kış gelene kadar oyunlarımızı açık hava tiyatrolarında oynayacağız.

Sizce karantinadan sonra tiyatroya eski ilgi olur mu?

Olur tabii. 600-1000 kişi kapasiteli salonlar tıklım tıklım oluyor. İşini düzgün yapan herkesin işi tıkırında. İşini becermeyen yeteneksizler, kendi krizlerini meslek krizi gibi gösteriyor. İyi tiyatroların hepsi doluyor ve dolacak.

OTİZMLİ BİR ÇOCUĞUN GÖZÜNDEN HAYAT: KAŞIK SURAT

Oyununuz ‘Kaşık Surat/Spoonface’ı, 21 Eylül Dünya Barış Günü’nde Birleşmiş Milletler’in Cenevre’deki kuruluş binasında oynamaya hak kazandınız. Nasıl hissediyorsunuz?

Heyecanlıyız. Oyunu sadece Türkçe değil, İngilizce ve Fransızca dillerinde de oynuyoruz. Oyun, bütün olumsuzluklara rağmen hayatın ne kadar yaşamaya değer olduğunu otizmli bir çocuğun gözünden anlatıyor. Oradan dünya turnesine çıkacağız ve New York’a geçeceğiz.

Oyunun ne anlamlı bir konusu varmış!

Ana tema şu: Seni sen yapan, farklılığındır. Ötekileştirme, Covid-19’dan çok da farklı olmayan bir virüstür. Empatiyi altıncı duyumuz haline getirmeden ne kendimizle barışabiliriz, ne de kitleler arası barışı sağlayabiliriz. Bu oyun, insanların Tanrı’yla farklı bir biçimde buluşmaya çalıştıkları, farklı diller konuştukları, farklı ırklardan geldikleri, farklı siyasal veya cinsel tercihleri olduğu veya sadece farklı düşündükleri için ötekileştirilmelerine karşı duruyor. ‘Kaşık Surat/Spoonface’ bu anlamda izleyenlerin zihinlerine önemli sorular yerleştiriyor.

TÜRKİYE’DE HERKES DEĞİŞİM İSTİYOR AMA KİMSE KENDİNİ DEĞİŞTİRMEK İSTEMİYOR

Türkiye’nin genel durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yıllardır bana bu soruyu sorarlar. Köşe yazarları da yıllardır teşhis koyar ama ortada elle tutulur bir şey yok. Hastalıkları biliyoruz da ilacı ne arkadaş? Bugünle ilgili söylenen ne varsa 30 yıl önce zaten yazıldı, çizildi. Türkiye’de herkes değişim istiyor ama kimse kendini değiştirmek istemiyor. Ülkenin en büyük sorunu da bu. İnsanlar, okulları bitirince eğitimin bittiğini zannediyor ama asıl eğitim okul bitince başlıyor. Okuldan sonra da araştırmaya, düşünmeye devam edilmeli. İnsan, ömür boyu kendini geliştirmeli.

OYUNCULUĞUN İLK 20 SENESİ ZORDUR AMA SONRASI KOLAYDIR

Sizce de sinemaya çok ara vermediniz mi?

Ben televizyon ve sinemadan hevesini almış bir oyuncuyum. 354 bölüm dizi yaptım. Bunların büyük kısmını kendim yazıp yönettim. 65 filmde başrol oynadım. 150 bölüme yakın talk show yaptım. Bundan ötesine açgözlülük derler. Artık işlerimi seçerek yapıyorum. Hele de televizyondaki iki saatlik diziler hiç bana uygun değil. Süreler azalmadığı sürece dizi yapamam. Dört günde iki saatlik dizi çekmek eziyettir.

Yeni nesil oyuncuları nasıl buluyorsunuz?

Gençlerden çok umutluyum. Kimse bir dizide oynayıp da star olamaz. Sabırla, yavaş yavaş ilerleyecekler. Oyunculuğun ilk 20 senesi zordur ama sonrası kolaydır.

Erkeklerin komedyenlik konusunda daha iyi olduğu söyleniyor. Siz buna katılıyor musunuz?

Dünya komedi edebiyatı erkekler üzerine yazılmıştır. Bütün güzel başroller erkeklere yazılmıştır. Bu görüşün sebebi bu olabilir.

Cinsiyet ayrımı komedi edebiyatında bile karşımıza çıkıyor.

Bence öyle değil! Çok başarılı kadın oyuncularımız var. Hatta bir sürü erkek bir yana Yıldız Kenter bir yanadır benim için. Onu 1.000 erkek oyuncuya değişmem.

KAVUK KİRLİ, B*KTAN BİR TAKKEDİR

Kavuğu Ferhan Şensoy’dan devralan Rasim Öztekin, şimdi kavuğu bir başkasına devredecek. Sizce devredeceği kişi bir kadın olabilir mi?

Kavuk sorusundan hiç hoşlanmıyorum. Kavuk dediğin Pişekar’ın takkesidir. Kirli, b*ktan bir takkedir. Bu takkeyi sadece devredenler değil, basın da istismar ediyor. Tadı kaçmış vaziyette. Konu kıtlığı çekiliyor herhalde.

Kavuğun devredilmesi, konu kıtlığından değil, haber değeri olduğundan konuşulur...

Ne haberi Allah aşkına? Adam ölmüş gitmiş. Ortaoyunu diye bir şey kalmamış. Bugün tartışılacak bir konu bile değil. Alt tarafı takkedir bu! Önemli olan kavuğun verilmesi değildir. Türk geleneksel tiyatrosu ve oyunculuk üslubu üzerine araştırmalar, seminerler yapılmalı. Zamanında bunu yapmış bir sürü yazar var. Aziz Nesin ve Orhan Duru, Karagöz oyunlarını yeniden yazdılar ve muhteşemdi. Haldun Taner, geleneksel tiyatrodan yola çıkarak bir sürü güzel oyun yazdı. Kavuğu magazin malzemesi haline getirmek o insanların verdiği emeğe haksızlık etmektir.

Ne yani, kavuğu size devretseler almayacak mısınız?

Almam! Öyle pis bir bez parçasını ben ne yapayım! Sırf bu kavuk tantanası bitsin diye Günay Kulüp’te kabare şovu yaptığım dönemde incili, süslü püslü, satenli 30 kavuk yaptırdım. 30 gün boyunca her gün bir meslektaşıma kavuğu hediye ettim. Seyirci de ne anlatmak istediğimi anladı ve bolca alkışladı.

Peki, kendi imalatınız olan bu süslü kavukları kimlere verdiniz?

Müjdat Gezen, Demet Akbağ, Zerrin Sümer... Kadın erkek ayırmadan dağıttım.

UYDURUK YAZILMIŞ BİR KİTABI KİMSE ALMAZ

Türkiye sinemasının mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İşini iyi yapan da var kötü yapan da... İyi işin her zaman alıcısı olur. Doğru düzgün uğraşılarak yazılmış kitaplar satıyor. Bir yazar çıkıyor diyor ki: “Eskisi kadar kitaplar da satmıyor.” Ne alaka? Uyduruk yazılmış bir kitabı kimse almaz. Sen kendi kitabına önce bir bak.

Kitap okuma düşmedi mi yani!

Palavra! Ben Doğan Kitap yazarıyım. Rakamları çok iyi biliyorum. Karantina sürecinde Türkiye’de kitap satma rekoru kırıldı.

ÜLKEMİZDE O KADAR ÇOK TİP VAR Kİ TİPİK TÜRK ERKEĞİ NEDİR, BİLMİYORUM

Çok sert görünüyorsunuz. Gerçekte sert biri misiniz?

Mesleki disiplinin getirdiği bir şey sanırım bu. Benim için vakit çok önemli ve bunun için bir parça gerilim yaratırım.

Tipik bir Türk erkeği misiniz?

Ülkemizde o kadar çok tip var ki, tipik bir Türk erkeği nedir, bilmiyorum. Tek tipte biri değilim. Çeşitli hallerim var. Her gün kendimi yeniden güncellerim. Pusulam; akıl, bilim, çağdaşlıktır.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Çiçeklerin kraliçesi: Gül