Salgında kırmızı alarm

Salgınla mücadelede bir yıl geride kaldı. İkinci kez, kademeli normalleşme dönemini yaşadığımız şu günlerde vaka oranlarındaki artış, süratle devam ediyor. Yalnızca bir ay öncesine kadar vaka sayıları, 10 binler gibi düşük seviyelerde seyrederken, dün itibariyle bir günde tespit edilen yeni vaka sayısı, 40 binlere dayandı. Turkuaz tabloda alabildiğine artan vaka sayılarına, bir de tamamen kırmızıya boyanmış Türkiye haritasını eklediğimizde tehlike çanlarını duymamak işten bile değil.

Hayaller mavi gerçekler kıpkırmızı

Geçtiğimiz ay salgınla mücadelede yeni bir sürece adım attık. Yerinde karar döneminin başlamasıyla birlikte Türkiye haritamız, illerdeki vaka sayılarına göre düşük, orta, yüksek ve çok yüksek şeklinde renklendirildi ve her il, risk durumuna göre çeşitli kategorilere ayrıldı. Renklendirilmiş harita uygulaması, teorinin ötesine geçip layıkıyla uygulansaydı salgınla mücadelede bizleri, bugün olduğumuzdan çok daha farklı bir noktaya taşıyabilirdi. Bu uygulamadaki amaç, önlemlere uyarak vaka oranlarını düşüren illerin kısıtlamalarını kaldırmak ve bir nevi yüksek riskli illeri tedbirlere özendirme yoluna gitmekti. Ancak görünen o ki evdeki hesap, çarşıya hiç mi hiç uymadı. Sözde mavi illerde artış sağlanması beklenirken, yalnızca üç hafta gibi bir sürede Türkiye haritasının tamamı kırmızıya boyandı. Düşük riskli tek il olan Şırnak kurtarılmış bölge olurken geri kalan iller salgınla mücadelede sınıfta kaldı. Hoş, kısıtlamalar yalnızca prosedürde kalıp, gündelik hayatta karşılığını bulamadığında bizi bekleyen son zaten bundan farklı olamazdı.

Covid’siz günler başka bahara kaldı

Bir yılı aşkın süredir yaşamlarımıza, ölümcül bir virüsle birlikte devam ederken salgında ikinci kez kademeli normalleşme dönemini yaşıyoruz. Varyantıydı, mutantıydı derken virüsün, uzunca bir süre aramızdan gitmeye niyeti olmadığı aşikâr. Dünya genelinde, üçüncü dalganın başlamasıyla birlikte pek çok Avrupa ülkesinde sıkı tecrit kuralları uygularken, ülkemizde durum salgın öncesinden çok da farklı görünmüyor. Yaşlısı, genci, çocuğu fark etmeksizin artık hepimiz Covid-19 virüsünün hedefi haline gelmişken, caddelerin, sahillerin, sokakların kalabalığından hiçbir şey eksilmiyor. Mücadelenin git gide daha zorlayıcı bir hale geldiği şu dönemde, kendimizi ve çevremizi korumak her zamankinden çok daha önemli. Bu tünelin sonunda, elbet bizi bekleyen bir ışık var fakat bu ışığa kavuşabilmek için sahte bir iyimserlik havasından kurtulup, bir an önce var olan gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Atacağımız her adım bizi hayata bağlayabileceği gibi, aynı şekilde hayattan da koparabilir. Adına ‘kontrollü sosyal hayat’ dediğimiz ama uygulamada alabildiğine ‘kontrolsüz’  hayat alışkanlıklarımızı bir an evvel terk etmemiz gerekiyor. Şunu bilmeliyiz ki her birimiz bireysel olarak, konfor alanımızdan belli tavizleri vermezsek eski günlere dönüş, koca bir hayalden öteye gidemeyecek.

Bu savaşın, kazananı ya da kaybedeni olmak tamamen bizim kontrolümüzde. Unutmayalım biraz tedbir, bolca sabırla baharı hep birlikte getirebiliriz.