Andres Barba'dan Işıklar Ülkesi: Sıradan cinnetler

Andres Barba'dan Işıklar Ülkesi: Sıradan cinnetler

Andres Barba bir romanın nasıl yazılması gerektiğinin dersini vermek ister gibi kurgulamış ‘Işıklar Ülkesi’ni. Abartısız. Ajitasyona kaçmadan. Mağduru göklere çıkarmadan. // C. Hakkı ZARİÇ/ chzaric@gmail.com

12 Şubat 2021, Cuma 12:24 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Kimse otuz iki çocuğun bir araya gelip bir süpermarkete dalacağını ve ufak çaplı bir katliam gerçekleştireceğini düşünmez, evet. Ama evet işte orada güvenlik kamerasındaki görüntüler her şeyi gösteriyor. Sakin, soğukkanlı, ne yaptığını bilen ve bunu isteyen ağır başlı insanlar gibi bıçağın girip çıktığı insanla ya da nedenle ilgilenmiyor çocuklar. Saplıyor, geriye çekip bir daha saplıyor ve bir daha… 

Asıl karmaşa sonra başlıyor. Aslında yabancısı olduğumuz şey değil, her gece televizyon ekranlarında izlediğimiz türden bir cadı avı, kuşatma, haber salvosu, tanık beyanı, uzman uydurması ya da parmak sallayan yandaş demokratlığı kuşatıyor her yanı. Ben yanarsam sen de yanarsın ve hatta ben yanarsam herkes yanar. Tahmin edebileceğiniz gibi olaylar kocaman bir nehirle tropik bir ormanın arasına sıkışmış halde yaşayan insanların ülkesinde, San Cristobal’da geçiyor.

Roman yazım dersi gibi 

Peki, ama toplum düzeni ve gündelik hayat için ciddi bir tehdit oluşturduğu iddia edilen bu çocuklar, trafik ışıklarında güvenliğiniz için endişe kaynağı değil miydi zaten? Kendi aralarında bir dil oluşturduklarını biliyor olsanız bundan çıldırabilirdiniz üstelik. Hele hele ilk insanın mağara resimlerine kadar bir çağrışım ve yaşam zenginliği içinde olduklarını bilseniz bunu bilmekten korkardınız. Ama o meş’um süpermarket cinayetlerinden sonra kayboldu tekmili birden. Yetkililer elbette elinden geleni yaptı ve ormanı aradı; ama bulunamadı çocuklar… Ne kadar zaman geçti dersiniz?

Andres Barba bir romanın nasıl yazılması gerektiğinin dersini vermek ister gibi kurgulamış “Işıklar Ülkesi”ni. Abartısız. Ajitasyona kaçmadan. Fiyakasından başı dönmeden. Mağduru göklere çıkarmadan. Kaybettiğinizi sandığınız cennetin kimler için cinnet olduğunu göstermeye çalışarak. En önemlisi de okura romanla iletişim kurmasını ve neredeyse her bölüm için kendince bir devam oluşturmasını sağlayarak yazmış. Sabah işe gitmek için evden çıkan insanın kendini hava limanında bilmem nereye giderken bulması gibi değil, kalkıp çayını kahvesini içmesi gibi yazmış evet. Ne bıçak fiyakalı, ne kan, ne de bıçaklanan kişi. 

Bir ovaya bakar gibi

Andres Barba doğal bir bütünsellik oluşturmuş ve Züleyha Yılmaz da o akıcılığı İspanyolcadan Türkçeye çok iyi tercüme etmiş. Hayret ünlemleri havaya uçuşmuyor okurken, yazar kişi bunu derinlere saklamış. Sınırsız bir ovaya bakar gibi okuma pratiği sunuyor okura, ama tökezlemeyeceğinizin garantisi yok. Kolunuzdan bıçaklanabilirisiniz ama acının baştan çıkarıcı çağrışımlarından uzak durmanız gerekir. 

Biri size “Bakmak zorundasınız!” diye seslenirse yer altından gelen uğultuya dikkat edin ve “Işıklar Ülkesi”ni okurken lütfen Tartini’den “Şeytan Trili’ni dinleyin.

Işıklar Ülkesi

Andres Barba

Çeviri: Züleyha Yılmaz

Notos

150 sayfa

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Sinema tarihinin en klostrofobik 10 filmi