Artist olmamızı bizlerden çok annelerimiz istedi

Artist olmamızı bizlerden çok annelerimiz istedi

Türk Sineması'nın ilk sarışın starı. Bir miktar daha şehirli seyirci kazandıran, onların özlemine uygun bir tip; daha batılı, daha modern. Esmerlerin prim yaptığı, sarışınların vamp rollerde oynadığı dönemin masum yüzü. Ve de kolejli, arkeoloji okumuş

03 Şubat 2013, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

SERAL CUMALI

seral.cumali@posta.com.tr

‘Başrolde Filiz Akın’ kitabında sanatçıyı, Türk Sineması’nda ikonografik ve toplumbilimsel bir simge değer olarak inceleyen Pınar Çekirge’ye göre bu bir devrimdi. Hakkında kitaplar yazıldı. Burçak Evren ve Bircan Usallı Silan, ‘Filiz Akın’ adlı bir kitap çıkarttı. İşte O’nun hayatı.

Afyonlu hakim Bekir Sami Akın’la Ankaralı Habibe Leman Şaşırmaz’ın ilk çocukları olarak 2 Ocak 1943’te doğdum. Çok istediğim için 5.5 yaşında okula başladım. Okulun en iyi taklit yapan kızıydım; bunun ne gibi bir işe yarayacağını bilmiyordum. Annem babamdan ayrıldığında terzilik yaparak beni ve kardeşimi büyüttü. Çok zevkli modern bir kadındı. Kardeşim Günseli Coşkuner ve kızı Zeynep Tosun moda konusunda çok başarılı oldu. Ben de bu sektörde olabilirdim ama o zaman bu kadar kazandıran bir iş değildi.

Ankara Koleji’ni bitirince Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Arkeoloji Bölümü’nde bir dönem okudum. Sinema yarışmasını kazandığımda da bıraktım. Lise arkadaşım Oya San’ın annesi çok ileri görüşlü bir kadındı. Onun kızı gibiydim. Bütün anneler gibi kızını ve beni güzel, yetenekli bulurdu. Artist dergisinin açtığı yarışmaya ille resminizi yollayın diye tutturmuştu. Ben söz verdiğim için gönderdim, kızı unutmuş. 1962’de bu yarışmada birinci olunca sinemaya geçip bir isim olma şansım oldu.

“Belgin Doruk öncü oldu...”

O yıllarda artist olmamızı bizlerden çok annelerimiz istedi. Çünkü Belgin Doruk sinema oyuncusu olmanın popülerliğini artırmış, saygı çıtasını yükseltmişti. Sanki bu işi yapan güzel kızlar star olur, iyi evlilikler yapar, köşklerde oturur, kürkler ve mücevherler içinde dolaşır, tapılan ve saygı duyulan kraliçeler olurlar fikrini getirmişti topluma. Annelerimiz bu masala bayıldı. O nedenle bizler çevremizi ikna etmek için çok uğraşmadık, annelerimiz de kendileri için bir kurtuluş, itibar gösterme aracı olarak bizden daha çok istediler. Bizler ise flörtün hiç hoş karşılanmadığı bir dönemde romanlardaki aşkı bulup evlenecektik; bizim masallarımızdaki mutlu son yalnızca buydu.

Ne para ne pul, ne şöhret ne de lüks yaşam. Ama onlar “Aşk ne karın doyurur, ne mutlu eder” diye diretti. 18’ine gelmeden başladık film çevirmeye. Kamera beni o kadar ürkütmüştü ki, ilk günler “Ben yapamayacağım” deyip kaçmak istiyordum. Prodüktör ve yönetmen Muzaffer Aslan sarışınlığımdan dolayı Ankara Ekspresi filminde Alman casus rolünde beni düşünüyor ama çocuksu buluyordu. Konuşmak için geldiği başka filmin setindeydik. Behiye Aksoy çok hanımefendi olmasına karşın sahnede saçının telinden, ayak parmaklarına kadar dişilik akan çok cazip, çok etkileyici bir yaratığa dönüşürdü. Set arasında ekip arkadaşlarıma Behiye Aksoy’un ‘Kıskanırım’ şarkısını söylemesinin taklidini yaptım. Beni izleyen Muzaffer Aslan’ın tereddütü kalmadı.

“İlker’le setlerde annecilik oynadık”

20 yaşında anne oldum (Türker İnanoğlu ile evliliğinden olan tek oğlu). Onunla sahnelerimiz (Yumurcak filmleri) olduğunda çok mutlu oluyordum. Biraz annecilik oynardık biz bu setlerde. İnsanın kendi imkanlarıyla ayakta durması, başarılı olması çok önemli ama her şey değil. Duygusal dünyadaki hayal kırıklıklarını çoğaltıyor şöhret sanki. Yani mesleğim çok zordu.Ama seyirciden çok büyük bir sevgi ve saygı görme ödülünü yaşattığı için hiç pişmanlık duymadım.

117 filmde oynadım. 30 yıl önce, bizim dönemimizin bittiği bilinciyle, yeni sinema anlayışına kadar olan durgunluk döneminde; sinema beni bırakacağına ben onu bıraktım. Hatıralarda olduğu yerde kalsın istedim. Bu çok sağlıklı oldu. Ruhsal bakımdan çalkantılar, endişeler yaşamadım. Sinema bütün hayatımı kaplasın istemiyordum. Yeme içme kültürünü keşfettim, genç kalmayı keşfeden öncülerin, zayıflama, güzelleşme gurularının fikirlerini öğrendim. Bunları Bircan Silan’la bir kitapta derledik ve bu kitapla ödül aldık.

“Yemek yapmayı 40’ımda öğrendim”

Paris’te 11 yıl Neuilly ve Bougival denen muhitlerde, 4 yıl sefarette (1994’te evlendiği eşi Sönmez Köksal Paris Büyükelçisi idi)olmak üzere toplam 15 yıl yaşadım. Yemek yapmayı 40 yaşlarında Paris’te öğrendim. Çünkü annem yemek yapmak zorunda kalmamı istemediği için beni mutfağa sokmadı. Arkadaşım rahmetli Demet Erginsoy’a, “Domatesi küp küp doğra, soğanı ince ince kes” dediğinde “Kaç santim?” diye sormuştum. O da “Dur cetveli alıp geleyim” diye gülerdi. Sonra çok yaratıcı bir alan olduğu için bir sanat dalı gibi ilgilendim. Şimdi biriktirdiğim bilgileri paylaşmak için, içinde giriş, ana yemek ve tatlı tariflerinin olduğu, yemeği yapanlara kolaylık olsun diye hazır menüler olan bir yemek kitabı hazırlığındayım.

“Kanser olunca niye ben demedim”

En yakın arkadaşım (ikizim gibiydi) Tuncay melek gibi, dünyanın en hoş, en özel insanıydı. Onu kanserden kaybettik. Kanser olunca, ona olduktan sonra “Niye ben” demedim. Hastalığım boyunca eşim bana çocuğu gibi bakıyor ve esas zorluğu o yaşıyordu. Böyle bir dönem karşılıklı büyük şefkat ve sevgi paylaşımı iyi geliyor insana. Neşemden dolayı hastanede de seviliyordum. Beni sevenlerin duaları, taa Houston’a kadar gelen ve beni sarıp sarmalayan, tedavimin önemli bir parçası olan kimyevi bir bulut oldu (Şaka yapmıyorum).

Tedavi sırasında radyoterapi o kadar kuvvetli uygulandı ki burnumun arkasındaki bölgeden boynumu içeren bölgeye kadar çok hasar gördü, ciğerlerimin üst kısmına kadar yandı. Burnum kuru, ağzımda bir takım enzimler yok oldu. Yemek borusunun üst kısmı felçli, kuruluktan yutkunma işlemini yapamıyor, boğulacak gibi oluyor, öksürüyorum yemek yerken. Ağır bir reflü ve ses çatlaklığı yaşıyor, bazen de hiç konuşamıyorum. Sağ kulağımdan dolayı duyma sıkıntısı yaşıyorum, yine de şükrediyorum. Ben çok şanslıyım; aynı rahmetli Mehmet Ali Birand gibi düşünüyorum; Tanrı bana (ne kadar sürerse) bir uzatma bahşetti. Hayatı paylaşabiliyor, gülebiliyorum sevdiklerimle...

(27.01.2013 tarihli Posta Karnaval'dan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Yaz geliyor farkında mısın? Peki, yaza hazır mısın?