“Askerliğimi Survivor'da komando olarak yaptım”

“Askerliğimi Survivor'da komando olarak yaptım”

“Ada, ruhuma göre bir yer olduğu için Survivor'a katılmayı kabul etmiştim. Nereden bilirdim ki Mustafa Topaloğlu, Alp Kırşan ve Anıl Tetik annelik duygularımı öne sürerek beni adadan gönderecekler. Aç kalmak bile bu kadar dokunmamıştı bana...”

19 Mayıs 2012, Cumartesi 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Röportaj: Ömer Gören
ogoren.aktuel@gmail.com

Bu cümleler ünlü popçu Sibel Tüzün’e ait. Yarışmadan elenen ilk ünlü olan Sibel Tüzün isyanını dile getirmekle yetinmedi, adada yaşadığı her şeyi anlattı.

 Survivor’a katılmaktaki amacın neydi?

Ruhuma göre bir yer. Sükunete ihtiyacım olduğu için o ortamı yaşamak istedim. Zaten 7 yaşındaki kızım Elaya da babasıyla zaman geçirmeyi arzuluyordu. Acun’un teklifi bu yüzden ‘cuk’ oturdu.

Ön hazırlık yaptın mı?

Spor ve diyet yaptım. Genellikle karbonhidrat ağırlıklı yemekler yedim. Acun bizi “Fazla yemeyin, midenizi büyütmeyin” diye uyarmıştı.

Adaya ilk adım attığında ne yaptın?

Doğa beni büyüledi. Önce “Kumsalda yatalım” dedik ama çok yengeç vardı, kuma palmiye yapraklarını sererek yatabildik. Uzun uğraşlar sonrasında ateş yakabildik. Yağmur yüzünden ilk gece üşüdüm, uyuyamadım.

  Çabuk uyum sağladın mı ortama?

Bir geçiş dönemi oldu. İlk sabah o şaşkınlığı üzerimden atamadan yemek ve barınak ihtiyacı için çalışmalara başladık. O görünen kumsal çok güzel ama adanın içi nemli ve bataklık. Sabahları her yerimiz tutulmuş kalkıyorduk.

Neler yiyordunuz?

En çok hindistan cevizinin suyunu içtim, muz yedim. Ama muzun için patatesi andırıyordu, haşlıyor veya kızartıyorduk. Deniz mahsulü olarak da ne bulduysam yedim. Adanın uçlarından koca koca odunları taşıyarak hem ısınıyor, hem yemeklerimizi pişiriyorduk.

  Aç kalmak mı yarışmacıları birbirine düşürüyordu?

Açlık, insanların içinden birdenbire canavar çıkartmıyor. Sizde bir canavar varsa orada çıkma ihtimali yüksek oluyor.

  Oyunlarda çok zorlandın mı?

Oyunlar genellikle dengeye, zekaya, fiziksel güce, çevikliğe ve kuvvete bağlı olduğu için bazen zorlanıyordum. Konsantre olmak çok önemliydi. Bunu başarınca oyunlar fazla ağır gelmiyordu.

“En önemli ihtiyaç bıçak ve muşambaydı”

Seni ilk korkutan neydi?

Korktuğum bir şey olmadı. Ama kişisine göre korkulabilecek bir sürü şey var orada. Özellikle de fareler. Gerçi meraktan geliyorlardı bize. Zamanla insan öyle alışıyor ki “Aaa! Yine geldiler” falan oluyorduk. Zaten orada ne varsa anlaşmak ve başa çıkmak zorundaydık. Ayrıca her an Türk ve yabancı doktorlar etrafımızdaydı, en ufak bir şeyde müdahale ediyorlardı.

  En önemli ihtiyaç neydi peki?

Bıçak, muşamba, ateş, yiyecek ve barınak. Barakayı ve yatakları kazandıktan sonra daha rahat ettim. İlk deliksiz uykuyu, yataklar geldikten sonra uyudum. Gerçi ayaklarım yatağa sığmıyordu ama sırt ve beden olarak çok rahat ettim. Ondan sonraki derdimiz, daha çok yiyecek bularak karın doyurmaktı.

  Adada ne kadar kalacağını düşünüyordun?

‘Ünlüler ve ünsüzlerin bireyselleşmeye gitmesine kadar kalırım’ diye düşünüyordum ama hiçbir şeyi kontrol edemiyorsunuz.

“Koca denizde balık yoktu”

  Ada beklediğin gibi çıktı mı?

Ada çok güzel bir coğrafyada ama ben daha verimli, yiyeceğin daha bol olduğu bir yer bekliyordum. Göremeyince hayal kırıklığına uğradım. Koca denizde balık olmaz mı? Yoktu işte! Bu da sanırım adanın jeolojik konumundan kaynaklanıyordu.

  Neden ismini yazdılar?

Denizden topladığım kabuk ve deniz kestanelerinden oluşan bir kolye yapmıştım kızıma. Doğumgünü hediyesi olarak. Hediyemi kızıma ulaştırması için Acun’a rica etmiştim, o da beni kırmamıştı. O zaman kızımı çok özlediğimi söyleyerek dertleşmiştim.

Elendiğinde sinirlendin mi?

İsmimin yazılması değil, Mustafa’nın davranışı beni çok sinirlendirdi. Kızıma kavuşturmak adına ismimi yazdıklarını söylediler. Bunun gerçek olmadığını hepimiz biliyorduk. Beni kızıma kavuşturmak onlara mı kaldı? Açıkça “Biz seni adada istemiyoruz” diyebilirlerdi. Anne olmak, bir kadının kariyerinde veya bulunduğu noktalarda kendisine karşı kullanılmamalı. Bu etik değil bence! Orada “Neden beni yazdın” diyemezsin, çünkü oyunun kuralı bu! Ama bu yaptıkları haksızlık ve beni bir kadın olarak çok rahatsız etti. 40 günlük bebeği olan Nihat “Off yaaa, çok özledim kızımı” diyordu, “Sakın böyle şeyler söyleme, seni elerler” cevabını veriyordum. O zaman Nihat’ı yazsalardı.

  Elenince, çocuğuna nihayet kavuşacağın için sevinmişsindir.

Kokusunu içime çekmek istiyordum. Gözümü kapatıyor, kızımla beraber uyuyormuşum gibi hissetmeye çalışıyordum. Kahrolmadım ama ağladığım zamanlar oldu. Elenince sevindim tabii ki. Telefonumla kızımı aradım, Dominik’e çağırdım, sevinçten havalara uçtu. 8 hafta Dominik’te çok güzel bir tatil yaptık ana-kız.

“Ateş yakabilmek için 1.5 saat uğraşıyorduk”

Seni orada en çok etkileyen ne oldu?

Arkadaşlarımın, pişirmeye çalıştığım yemekleri beklemesi beni çok etkiliyordu, bunu anlatamam size. Bu görevin sorumluluğunu hissediyordum. En basiti, bir ateş yakmak istiyoruz... Kuru bir dal parçası bile bulamadığımız için 1,5 saat uğraştıktan sonra ateş yakıp yemek pişirebiliyorduk.

Mutlu veya mutsuz olduğun anlar hangileriydi?

Büyük mutluluk ya da mutsuzluklar yok orada. Oyun kazandığında mutlu, kaybettiğinde mutsuz oluyorsun. Hayat çok basite indirgeniyor orada. Adaya gitmeden önce 24 saat bana çok az gelirdi. Büyük şehirde para kazanmak için o kadar koşturuyoruz ki çocuğumuzu sevecek zamanı bulamıyoruz. Ada bunları çok iyi gösterdi bana.

Yarışma ödülü yiyeceklerin tadına önce Acun bakıyordu. Merak ediyorum, o an neler hissediyordunuz?

Bize gösterdiği yemeklerin kokusu nasıl burnumuza geliyordu, anlatamam. Başka hiç bir şey düşünemiyor o anda insan. İşte o zaman aç insanın halini iyi anlıyorsunuz. Bu yüzden oyunlar kırıcı ve sert geçiyordu.

  Adadayken en çok neyi ve kimi özledin?

Kızımı, ailemi, dostlarımı, arkadaşlarımı özledim. Orada bir de şefkat yoksulluğu var. O duygusal yoksulluk çok önemli bir boyut. Elendiğinde Merve’yi bile özlemiştim. Bir de müzik dinlemeyi!..

“Ağaç köklerinden diş macunu yaptım”

İçme suyu ve tuvalet ihtiyacı nasıl karşılanıyordu?

Anneannemden öğrenmiştim; sönmüş ateşin külünü alıp deniz suyu ile karıştırarak saçımızı yıkıyorduk. Banyo için denize giriyor, tuvaletimizi kağıt kullanmadan ağaçların altına veya neresi uygunsa oraya yapıyor, üstünü toprakla örtüyorduk. İçme suyu ihtiyacımızı da her birimize verilen günlük üç litre suyla gideriyorduk.

Elendikten sonra ilk yaptığın şey ne oldu?

Adadayken her şeyi yemek istiyordum. Ama midem ufalmış, artık birkaç lokma bana yetiyor. O ilk elendiğimde ekip için hazırlanmış patlıcanlı yemeğin içindeki etleri toplayarak yedim. Doya doya banyo yaptım. Neredeyse 20 dakika dişlerimi fırçaladım. Yarışma süresince ağaç köklerinden misvak yapmış, onunla dişlerimi temizlemiştim. Dişlerimde problem çıktı bile.

Ada ders veriyor galiba insanlara.

Hayatla ilgili çok şeyi eledim orada. Daha sade, daha anı yaşayarak, fazla koşturmadan, dağılmadan, sevdiklerimle, özellikle de kızım Elaya ile... Ömür boyu anlatacağım pek çok anım oldu adada. Askerlik anısı gibi. Herkese “Askerliğimi Survivor adasında komando olarak yaptım” diyorum artık.

“Sıra caz albümünde”

Yarışma için para aldın mı?

Evet. Ama kimsenin aklına uç rakamlar gelmesin. Hepimizin uğradığı iş kaybının telafisi amacıyla para verildi.

Bundan sonraki projelerin ne?

Hep arzuladığım bir caz albüm yapma hayalimi artık ertelemeyeceğim. Ama önce kızımla baş başa bir tatil daha yapacağım.

Kıbrıs’taki finalde Mustafa Topaloğlu, Alp Kırşan ve Anıl Tetik ile tokalaşacak mısın?

Bu çok kurgulu bir şey değil. O anın ne getireceğini şimdiden bilemiyorum.

( 12.05.2012 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır. )

 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder