Ayasofya Camii: 1500 yıllık tarih

Ayasofya Camii: 1500 yıllık tarih

İstanbul'da bulunan Ayasofya; mimarisi, zengin tarihi, dini önemi, havada asılı gibi duran baş döndürücü kubbesi, yekpare mermer sütunları ve eşsiz mozaikleriyle mimarlık tarihinin en büyük başyapıtlarından. Ve şüphesiz ölmeden önce görülmesi gereken yerlerden biri... Gitmeden önce hakkında bilmeniz gereken çok şey var!

12 Mart 2020, Perşembe 12:41 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Ayasofya veya resmî adıyla Ayasofya-i Kebir Camii, Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından, 532-537 yılları arasında İstanbul'un tarihî yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali... 1453 yılında İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından camiye dönüştürüldü. 1934 yılında yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile müzeye dönüştürülüp 1935-2020 yılları arasında müze olarak hizmet verdi. 2020 yılında Danıştay'ın 1934 tarihli kararnameyi iptal etmesi üzerine yapının müze statüsü iptal edildi ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan Diyanet İşleri Başkanlığı'na devredilerek tekrar cami statüsü kazandı. Ayasofya, mimari bakımdan önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır.

Ayasofya adındaki 'aya' sözcüğü 'kutsal, azize', 'sofya' sözcüğüyse herhangi bir kimsenin adı olmayıp Eski Yunancada 'bilgelik' anlamındaki 'sophos' sözcüğünden geliyor. Dolayısıyla 'aya sofya' adı, 'kutsal bilgelik' ya da 'ilahî bilgelik' anlamına gelir. 6. yüzyılın ünlü bilim adamları, fizikçi Miletli İsidoros ve Trallesli matematikçi Anthemius'un yönettiği Ayasofya’nın inşaatında yaklaşık 10 bin işçinin çalıştığı ve I. Justinianus'un bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir. Bu çok eski binanın bir özelliği, yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır.

Bizans döneminde Ayasofya, büyük bir 'kutsal emanetler' zenginliğine sahipti. Bu emanetlerden biri de, 15 metre yüksekliğindeki gümüş ikonostasisti. 

1453’te kilise camiye dönüştürüldükten sonra Fatih Sultan Mehmed’in gösterdiği hoşgörüyle mozaiklerinden insan figürleri içerenler tahrip edilmedi (içermeyenlerse olduğu gibi bırakıldı), yalnızca ince bir sıvayla kaplandı ve yüzyıllarca sıva altında kalan mozaikler, bu sayede doğal ve yapay tahribattan kurtulabildi. Cami, müzeye dönüştürülürken sıvaların bir kısmı çıkarıldı ve mozaikler yine gün ışığına çıkarıldı. Günümüzde görülen Ayasofya binası, aslında aynı yere üçüncü kez inşa edilen kilise olduğundan 'Üçüncü Ayasofya' olarak da bilinir. İlk iki kilise isyanlar sırasında yıkılmıştı. Döneminin en geniş kubbesi olan Ayasofya’nın merkezî kubbesi, Bizans döneminde birçok kez çöktü, Mimar Sinan’ın binaya payandaları eklemesinden itibaren hiç çökmedi.

Ayasofya'nın özellikleri 

15 yüzyıl boyunca ayakta duran Ayasofya, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının baş yapıtları arasında yer alıyor. Aynı zamanda, büyük kubbesiyle Bizans mimarisinin bir simgesi. Ayasofya diğer katedrallere kıyasla şu özellikleriyle ayırt edilir:

  • Dünyanın en eski katedrali.
  • Yapıldığı dönemden itibaren yaklaşık bin yıl boyunca (1520’de İspanya’daki Sevilla Katedrali’nin inşaatı tamamlanana dek) dünyanın en büyük katedrali unvanına sahipti. Günümüzde yüz ölçümü bakımından dördüncü sırada geliyor.
  • Dünyanın en hızlı (5 yılda) inşa edilmiş katedrali.
  • Dünyanın en uzun süreyle (15 yüzyıl) ibadet yeri olmuş yapılarından biri.
  • Kubbesi 'eski katedral' kubbeleri arasında çapı bakımından dördüncü büyük kubbe sayılıyor. 

Birinci Ayasofya 

İlk Ayasofya inşaatı, Roma imparatoru Büyük Konstantin tarafından başlatıldı. 337 ile 361 yılları arasında tahtta olan Büyük Konstantin'in oğlu tarafından tamamlandı ve açılışı 15 Şubat 360’ta gerçekleşti. Gümüş kaplı perdelerle süslü ilk Ayasofya’nın Artemis Tapınağı üzerine inşa edildiği bazı kaynaklarda belirtiliyor. Adı 'Büyük Kilise' anlamına gelen ilk Ayasofya Kilisesi’nin günümüze ulaşan bir kalıntısı yok. 404’te çıkan isyanlar sırasında bu ilk kilise yakılarak büyük ölçüde tahrip oldu.


İkinci Ayasofya

İmparator II. Theodosius bugünkü Ayasofya’nın bulunduğu yere ikinci bir kilisenin inşa edilmesi emrini verdi ve İkinci Ayasofya’nın açılışı onun zamanında, 10 Ekim 415’te gerçekleşti. Bu yapı da 13-14 Ocak 532’de Nika ayaklanması sırasında yakılıp yıkıldı. 1935’te binanın avlusunda yürütülen kazılarda bu İkinci Ayasofya’ya ait birçok buluntu ele geçirildi. Bu buluntular, günümüzde Ayasofya'nın ana girişinin yanında ve bahçede görülebilir.Ayrıca kazılar, İkinci Ayasofya’nın zemininin Üçüncü Ayasofya’nın zemininden iki metre daha aşağıda bulunduğunu ortaya koydu. İkinci Ayasofya’nın uzunluğu bilinmiyor ama genişliğinin 60 metre olduğu sanılıyor. 

 Üçüncü Ayasofya

İkinci Ayasofya’nın yıkımından birkaç gün sonra imparator I. Justinianus öncekinden tümüyle farklı, daha büyük ve kendisinden önce gelen imparatorların yaptırdıkları kiliselerden daha görkemli bir kilise inşa ettirmeye karar verdi. Bu işi yapacak mimarlar olarak fizikçi İsidoros ile matematikçi Anthemius’u görevlendirdi. Bir efsaneye göre, Justinianus taslakların hiçbirini beğenmedi. Bir gece İsidoros taslak hazırlamaya çalışırken uyuyakaldı. Sabah uyandığında Ayasofya'nın hazırlanmış bir planını önünde buldu. Justinianus bu planı mükemmel buldu ve Ayasofya'nın buna göre inşa edilmesini emretti. Bir başka efsaneye göre de İsodoros bu planı rüyasında gördü ve planı rüyasında gördüğü şekilde çizdi. (Anthemius inşaatın ilk yılında öldüğünden işi İsidoros sürdürdü). 

İnşada, imparatorluk topraklarında yer alan yapı ve tapınaklardaki yontulmuş hazır malzemelerden yararlanıldı. Bu yöntem, Ayasofya’nın inşa süresinin çok kısa olmasını sağlayan etkenlerden biri oldu. Böylece binanın yapımında Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan, Mısır’daki Güneş Tapınağı’ndan, Lübnan’daki Baalbek Tapınağı’ndan ve daha birçok tapınaktan getirtilen sütunlar kullanıldı. Bu sütunların altıncı yüzyıl olanaklarıyla nasıl taşındığı bilinmiyor. Ayrıca Anadolu’nun çeşitli yörelerinden gelen taşlar kullanıldı. İnşaatta 10 binden fazla kişinin çalıştığı belirtiliyor. İnşaat sonunda Ayasofya, günümüzdeki halini aldı. Bu yeni kilise yapılır yapılmaz, derhal mimarinin başyapıtlarından biri olarak kabul edildi. 

23 Aralık 532'de başlanan yapım çalışması 27 Aralık 537'de tamamlandı. Kilisenin açılışını imparator Justinianus ve patrik Eutychius birlikte yaptı. Ayasofya o zamana kadar en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman'ın Tapınağı’ndan daha büyük olduğundan, İmparator I. Justinianus açılış konuşmasında "Ey Süleyman! Seni yendim" dedi. Kilisenin ilk mozaiklerinin yapımı 565-578 arasında tahtta olan II. Justin döneminde tamamlanabildi.

Yapım sonrası

Ayasofya aynı zamanda Bizans’ın taç giyme törenleri gibi imparatorluk törenlerine ev sahipliği yaptı. Ayrıca günahkarlar için de bir sığınma yeri oldu. 

Latin istilası dönemi 

Dördüncü Haçlı Seferi sırasında, Venedik Cumhuriyeti'nin komutasındaki Haçlılar, İstanbul’u ele geçirip Ayasofya’yı yağmaladılar. Kiliseden İsa'nın mezar taşından bir parça, İsa'nın sarıldığı bez olan torino kefeni, Meryem'in sütü ve azizlerin kemikleri gibi birçok kutsal emanet ile altın ve gümüşten yapılma değerli eşyalar çalındı, kapılardaki altınlar bile sökülerek batı kiliselerine götürüldü. Latin İstilası (1204-1261) olarak anılan bu dönemde Ayasofya, Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı bir katedrale dönüştürüldü. 16 Mayıs 1204 tarihinde Latin imparatoru I. Baudouin imparatorluk tacını Ayasofya'da giydi.

Osmanlı-cami dönemi

İstanbul'un 1453'te Osmanlı Türkleri tarafından fethinden sonra, fethin sembolü olarak, derhal Ayasofya Kilisesi camiye dönüştürüldü. O sıralarda Ayasofya haraptı. Ayasofya’ya özel bir önem veren Fatih Sultan Mehmed kilisenin temizlenip camiye çevrilmesini emretti, fakat adını değiştirmedi. İlk minaresi onun döneminde inşa edildi. Osmanlılar bu tür yapılarda taş kullanmayı tercih ediyordu ama minarenin hızla inşa edilebilmesi için bu minare tuğladan yapıldı. Minarelerden biri de Sultan II. Bayezid tarafından eklendi. 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman fethettiği Macaristan’daki bir kiliseden Ayasofya’ya iki dev kandil getirtti ki, günümüzde bu kandiller mihrabın iki yanında yer alır.

II. Selim döneminde yorgunluk ya da dayanıksızlık belirtileri gösterdiğinde, bina, Mimar Sinan tarafından sağlamlaştırıldı.

I. Mahmud 1739'da binanın restore edilmesini emretti ve bir kütüphane ile binanın yanına (bahçesine) bir medrese, bir imarethane ve bir şadırvan ekletti. Böylece Ayasofya, civarındaki yapılarla birlikte bir külliyeye dönüştü. Bu dönemde ayrıca yeni bir sultan galerisi ve yeni bir mihrap yapıldı.

Ayasofya, 1910-1915

Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki en ünlü restorasyonlarından biri de Sultan Abdülmecit döneminde yapıldı. Fossati kardeşler yapıyı bir kez daha sağlamlaştırdı ve binanın iç ve dış dekorasyonunu yeniden elden geçirdi. Bu restorasyon çalışması bittiğinde Ayasofya Camii 13 Temmuz 1849'da bir törenle yeniden halka açıldı. 

Müze dönemi

1930 ile 1935 arasında restorasyon çalışmaları nedeniyle halka kapatılan Ayasofya’da Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle bir dizi çalışma yapıldı. Restorasyon sırasında Ayasofya'nın, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik ilkesi doğrultusunda, yapılış amacı olan kiliseye tekrar çevrilmesi konusunda fikirler ortaya atılmışsa da bölgede yaşayan Hristiyan sayısının çok az olmasından dolayı oluşan talep yetersizliği, bölgede bu denli görkemli bir kiliseye karşı yapılabilecek muhtemel provokasyonlar ve mimarinin tarihî önemi göz önüne alınarak Bakanlar Kurulu’nun kararıyla müzeye çevrildi.

Ayasofya’nın tekrar cami olma süreci

  • Ayasofya'nın tekrar cami olma süreci 2005 yılında başladı. Yargıya taşınan olay Danıştay tarafından reddedildi.
  • Temmuz 2016'da Ayasofya Müzesi'nde düzenlenen Kadir Gecesi programında, 85 yıl aradan sonra sabah namazı ezanı okundu. TRT Diyanet TV'nin Ramazan boyunca Ayasofya'dan "Bereket Vakti Ayasofya" adlı sahur programını ekranlara getirmesine Yunanistan'dan tepki geldi.
  • Ekim 2016'da Müze'nin ibadete açık olan bölümü Hünkar Kasrı'na, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından uzun yıllardan sonra ilk kez asaleten imam atandı.
  • 2016 itibarıyla Hünkar Kasrı bölümünde vakit namazlar kılınmaya ve minarelerinden Sultanahmet Camii ile 5 vakit çifte ezan okunmaya başlandı.
  • 29 Mayıs 2020 tarihinde İstanbul'un Fethinin 567. yıl dönümünde Fetih Suresi okundu. Bu gelişmelerin ardından Ayasofya'nın cami olma süreci tekrar gündeme geldi.
  • Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği'nin "Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine yönelik Bakanlar Kurulu kararının iptali" istemiyle Danıştay'da dava açması üzerine 2 Temmuz 2020 tarihinde duruşma gerçekleştirildi ve 10 Temmuz 2020 tarihinde Danıştay, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını "Ayasofya'nın vakıf senedindeki cami vasfı dışında kullanımının ve başka bir amaca özgülenmesinin hukuken mümkün olmadığını" belirterek iptal etti.
  • Bunun üzerine 2729 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Ayasofya, Diyanet İşleri Başkanlığı'na devredilerek tekrar cami statüsüne dönmüş oldu.
  • Bu gelişme sonrası UNESCO, Dünya Mirasları listesi'nde yer alan Ayasofya'nın korunma statüsünün gözden geçirileceğini açıkladı.
  • Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Twitter hesabından UNESCO'ya verdiği yanıtta, UNESCO Sözleşmesinde listeye kayıtlı bir varlığın işlevinin değiştirilmesine engel herhangi bir hüküm bulunmadığını ve kararın Ayasofya'nın evrensel değerini etkilemediğini belirtti. Yavuz ayrıca; "8. yüzyılda cami olarak inşa edilmiş ve 13. yüzyılda kiliseye dönüştürülmüş olan ve halen ibadete açık aktif bir kilise olarak kullanılmakta olan İspanya'daki Kurtuba Camii, 1984 yılından beri UNESCO Dünya Miras Listesi'nde varlığını sürdürmektedir" ifadelerini kullandı.



;
Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Adeta çölde bir vaha gibi! Afyonkarahisar'ın Balıklı Gölü