Aylin Balboa, Ateş Sönene Kadar: Şahikasız serseri

Aylin Balboa, Ateş Sönene Kadar: Şahikasız serseri

Aylin Balboa’nın “Ateş Sönene Kadar”ı kimi zaman yıllarca bastırılmış ağız dolusu kahkaha, kimi zaman göğsün üzerine çöken devasa bir ağrı, kimi zamansa bir diklenme hali. // Büşra UYAR

12 Şubat 2021, Cuma 12:20 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sıradan anlatıdan ne bekleriz? Düşünelim bunu. Öncelikle, kendimizi tamamen teslim edebileceğimiz bir bakış açısı. İmkansız olaylar ya da gerçekleşme ihtimali yüksek olaylara, çoğunlukla mutlu, mucizevi sonlar. Gerçekliğin sınırları zorlanmayacaksa, bir süreci başarıyla, değişerek atlatmanın hazzı da rahatlatır bizi: Birilerinin intikamı kolay alınsın, bazı ayrılıklar çabuk atlatılsın, bazı şeyler beklendiğine değsin, gelecek de biraz çabuk gelsin canım!

Oysa öyle değil. Her ne kadar geleneksel anlatıyı ve değişim şemalarımızı hayata öykünerek yaratmış olsak da, bir noktada tüm bunların gerçek hayatla bağlantısı kesiliyor. Bunu fark etmekse insana ilginç bir güç veriyor tabii: Muziplik, az biraz serserilik ve kıpır kıpır bir keskinlik.  

Hem içeride hem dışarıda 

Aylin Balboa, tam da bu farkındalıkla aydınlanmış bir kalem. İletişim Yayınları’ndan çıkan “Ateş Sönene Kadar”ı ise bu durumun öykülerine katman katman yayılma hali. Kimi zaman yıllarca bastırılmış ağız dolusu kahkaha, kimi zaman göğsün üzerine çöken devasa bir ağrı, kimi zamansa bir diklenme hali. 

Balboa farklı kesimlerden, kendilerini kendi gerçekliklerinin çıkmazında bulan dişilerin içine giriyor. Onların hikayesini anlatıyor diyemeyiz, onlar oluyor da diyemeyiz: Hayır, tam anlamıyla anlatının içine girmek bu. Adeta onların yaşadıklarıyla kendi zihnini, karakterin gözleriyle kendi dilini kitleyerek, istikrarlı ve özgün bir bakış açısı yaratıyor. Bu stil anlatının tamamına yayılmış olsa da, hikayeler birbirinden çok farklı. Balboa’nın hem bu denli içeride, hem de bu kadar uzak bir yerde konumlandırması kendini, okurda hayret uyandırıyor. 

Öykülerin en ilginç ve “Balboavari” özelliklerinden diğeriyse okuruna bilindik ve beklenen o katharsisi yaşatmaması. Çünkü hem yazar hem de okur hikayelerin genelde nerede, ne zaman bitmesi; karakterlerin tam olarak nerede kırılma anı yaşaması gerektiği hakkında fikir ve tecrübe sahibi. Doğal olarak okur dillendirmese ve farkında olmasa bile, bir şekilde bu kurala uyulsun istiyor. 

Kolay bir arınma mümkün mü?

Oysa Balboa öyle mi? Onun için böylesine kolay bir arınma mümkün olabilir mi? Hayatı cehenneme çevirenlerin mezarı, yeni hayatın yeninin ölümüyle çöküvermesi, ayrılıklardan sonra sessizce kapatılan kapılar, tüm bunlar kolay şeyler mi? Bütün meseleleri şıp diye halletmek, halledemediğimiz yerlerde neredeyse mitolojik yardımlar almak mümkün mü? 

Balboa’nın öyküleri hayır diyor buna. Çünkü hayat bu. Uç sınırlarda estetize edilmiş duygularla körüklenmeden, şahikalara erişilmeden olup bitiyor çoğu şey. Nihayetinde kimse sizi ve hayatı değme senaristlerin elinden çıkarmıyor. Hal böyleyken Balboa, “Madem öyle,” diyor adeta, “Niye ben değme senaristlerin yaptığını yapayım?” 

Ateş Sönene Kadar

Aylin Balboa

İletişim Yayıncılık

97 sayfa

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Sinema tarihinin en klostrofobik 10 filmi