Abone Ol Google News
Bir cinayetle ilgili en çok neyi merak edersiniz? Cinayet romanlarının güçlü kalemi Ahmet Ümit'e her şeyi sorduk

Ahmet Ümit ünlü mü?

Bir restorana girdiğim zaman biri gelip muhakkak foto çektirmek ya da elimi sıkmak istiyor. Bu ünlü olmaksa galiba ünlü sayılırım.

Ahmet Ümit’in derdi, davası ne?

Davam var olmak, güzel anlamlı ve iyi şekilde var olmak. Annemin babamın kararıyla başlayan hayatımın ne zaman nihayetleneceğini bilmiyorum ve bu süreci anlamlı olarak tamamlamak istiyorum. Tüm çabam bunun için diyebilirim.

Ahmet Ümit niye yazar?

İnsanı anlatmak için, dünyanın en büyük problemi baktığınız zaman insandır, iyiliğiyle, kötülüğüyle, kahramanlığıyla, korkaklığıyla çok karmaşık bir mahluk. Ben, kalemimle o mahluku anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum.

Ahmet Ümit hangi kitabı “ben yazmalıydım” dedi?

Suç ve Ceza’yı yazmayı çok isterdim, çünkü enfes bir kitap. Suçtan yola çıkarak insanı anlatan felsefi bir roman. Aslında Dostoyevski’yi ve Shakespeare’i kıskanıyorum, hayatta kıskandığım iki yazardır, bana göre ikisi de olağanüstü yazarlardır ve suçu çok başarılı şekilde yazmışlar. Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Hamlet ve 3. Richard bu muhteşem eserlerin yazarlarını kıskandığımı itiraf edebilirim. Mesela Sovyet coğrafyasında Dostoyevski’den ziyade Tolstoy rağbet görür, ama benim favorim yine de Dostoyevski’dir. 

Sizi neden okumalıyım?

Aslında şöyle bakmalı, başlangıcı ve bitişi olan bir ömrü okuyarak, farklı hayatlara yolculuklarla çoğaltmış olursunuz. Ben romanlarımda insanlara sıkıntılarından kurtulmalarını vadediyorum, çünkü benim kitaplarımı okurken bir yandan cinayet çözüyorlar, diğer yandan da hem ülkenin hem de dünyanın kültürüne dair çok şey öğreniyorlar.

Aldığınız en kötü yorum neydi?

Bir eleştirmen bana “Ahmet Ümit polisi o kadar başarılı anlatıyor ki polis olabilirdi” demişti, bir solcu için kötü bir şeydi bu, herhalde benim aldığım en kötü yorum buydu.

Gerçek bir cinayette Ahmet Ümit’in fikrine başvuruldu mu?

Emniyetten böyle bir talep hiç olmadı, ama bazı cinayet vakalarında gazeteler ve televizyonlar beni çağırıp fikrimi sordular. Mesela bunlardan birisi Üzeyir Garih cinayetiydi, Üzeyir Garih Eyüp’te öldürülmüştü ve cinayet şüpheli bulunmuştu. Üzeyir Garih’in Yahudi asıllı olması bu bir suikast olabilir mi sorusunu o dönem gündeme getirdi. Uzun süre katilin bulunmamasından dolayı da bu ihtimal günlerce yazıldı, çizildi, konuşuldu. Benim de görüşüme başvuruldu ve ben bunun münferit bir olay olduğunu düşündüğümü söyledim ve zaten öyle de oldu.

Ahmet Ümit yazmaktan hiç vazgeçti mi?

Hiç vazgeçmedim, çünkü yazmak benim için para kazanmaktan ziyade var olma biçimi, hayatımı çok renklendiriyor, beni yepyeni bilgilere eriştiriyor. Tez hazırlama ciddiyeti ile her romanda bir konuyu araştırıyorum ve dünyanın pek çok yerine geziler yapıyorum. Böyle bakıldığında yazmak bana anlamlı ve eğlenceli bir hayat armağan ediyor, bu yüzden vazgeçmeyi hiç düşünmüyorum, o beni bırakana kadar. Ama o beni bırakabilir, yaratıcılık sona ererse, zihnim yorulursa, akli melekelerimde sorun olursa o benden vazgeçebilir.

Çok okuyan mı çok gezen mi bilir?

Kesinlikle ikisi birden, bunu ayırmamak lazım. Ben bir yere giderken önce okuyorum, burası nereymiş diye! Gezmeden önce de gezdikten sonra okuyorsunuz. Örneğin Endülüs’e gittiğiniz zaman oradaki camileri kim yapmış, o zaman dönüp Endülüs Emevilerini okuyorsunuz. Floransa’ya gittiğiniz zaman Rönesans’ı okumak zorundasınız, dolayısı ile gezmek ve okumak birbirinden ayrılamaz ve birbirinin yerine ikame edilemez.

Ahmet Ümit edebiyat dünyasında doyuma ulaştı mı?

Çok satıyor olmak, şu kadar dile çevriliyor olmak… Milyonlarca okurum var benim,30 farklı dilde 90’a yakın kitabım yayınlandı. Bir yazar için bu müthiş bir şey, hani bir hedef varsa bu. Ama bu değil hedef, ben yazamadığım kitapları yazmak, her kitapta başka bir konuya değinmek ve başka bir üsluba ulaşmak istiyorum, aslında benim için bir yaşam biçimi bu.

Ahmet Ümit’e Türkiye’nin kültür elçisi diyebilir miyiz?

Böyle tanımlanmaktan gurur duyarım, bu çok kıymetli bir şey. Bunu yapmaya çalışıyorum çünkü kitaplarım sadece edebi eser değil aynı zamanda bu coğrafyanın derin tarihini, derin kültürünü, şehirlerini de anlatır. Böyle bir tanımlama açıkçası çok hoşuma gider ve de gururumu okşar.

Ahmet Ümit “Kültür Bakanı” olmak ister mi?

Asla politik bir kimlik istemem, politika hayatı sınırlandırıyor ama yazar olarak çok özgürüm. Ben 14 yaşımdan 29 yaşıma kadar politika ile uğraştım, profesyonel devrimciydim gerçek anlamda. Ama yazar olarak insanlara ve insanlığa çok daha fazla hizmet ettiğimi düşünüyorum. Adaletten yana barışçıl ve şiddetten uzak bir dünya için kitaplarımın etkili olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de yazar olarak geçinmek mümkün mü?

Ben bir mucizeyim, gayet rahat şekilde geçinebiliyorum. Başka hiçbir iş yapmıyorum, sevgili okurlarım bana dediler ki sen başka hiçbir iş yapma sadece yaz ve biz seni okuyalım. Sadece Türkiye’de değil dünyada kitabının ilk baskısı 300 bin basılan nadir yazarlardan biriyim.

Ahmet Ümit şu anda ne okuyor?

Aslında yazmakta olduğum romanla ilgili kitaplar okuyorum yüzden başucumda Homeros’un İlyada ve Odysseia var. Antik dönem Yunan mitolojisini anlatıyorum.

Ahmet Ümit kitap paylaşır mı?

Kitap paylaşırım, çok sevdiğim kitaplar vardır, alırım ve sonra kaybolur. İnsanlara önerdiğim kitaplar vardır, mesela Don Kişot 10 tane falan vardı, herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan bir tanesi. İlyada ve Odysseia’ dan vardır, Homeros’tan, Nazım Hikmet’in kitaplarını çok öneririm herkese, o yüzden onlarda çok sık kaybolur. Dolayısı ile veririm ve yenisini alırım. Bizim evdeki sorun şu; bizim evi sel basmaz kitap basar, her yerden, yayınevlerinden, kitapçılardan kitap gelir, ama kabul etmek lazım bu da güzel bir şey.

Ahmet Ümit ismi 50 yıl-100 yıl sonra olacak mı?

Umarım devam eder bunu bilmiyorum, çünkü şu anda bir yazar olarak çok mutluyum, tanınan ve sevilen bir yazarım, sadece Türkiye değil dünyada biliniyorum. Eserlerinden filmler, operalar, tiyatro oyunları yapılmış bir yazarım bu çok kıymetli bir şey, umarım o zamanda okunurum.

Cinayetin romanı olur mu?

Asıl cinayetin romanı olur, cinayet insan ruhunun açığa çıktığı yerdir, hepimizin yüzünde maskeler vardır, o maskeler güçlü ve sarsıcı olan kriz anlarında düşer, işte o krizlerde cinayetlerdir. Cinayet işlendiğinde korkaklar, cesurlar, hainler, kahramanlar, benciller hepsi açığa çıkar, o yüzden cinayetin romanı gerçek romandır.

Polisiye yazmak zor mu?

İyi polisiye yazmak zor diyebiliriz, çünkü sadece cinayet yazmak polisiye değil, bu çok yazıldı. Katilin peşinde olmakla bitmiyor, “katil neden bu cinayeti işledi?” sorusuna tarihsel, psikolojik ve sosyolojik olarak da cevap bulmak gerekiyor. Bu yüzden kaliteli bir polisiye roman yazmak zordur, zaten kaliteli olanlarda baktığımızda klasikleşmiştir.

Okurlarınızın hızına yetişebiliyor musunuz?

Okurlar bunu çok istiyor ama ben hızlı yazamıyorum, her romanım bir tez niteliğinde ve iki yıl çalışmam gerekiyor. Şu an yazdığım roman üzerine 2008’den bu yana çalışıyorum, defalarca Berlin’e gittim, Pergamon’a gittim, müzelerin hepsini gezdim. Hal böyle olunca da okur bekleyecek, onlara kalsa 6 ayda bir yaz Ahmet Ümit diyorlar. Böyle olursa kötü yapıtlar ortaya çıkar, ama aksi durumlar yok mu evet var, mesela “Ninatta’nın Bileziği” diye bir kitabım var ve ben onu bir ayda yazdım. Ama roman için bu zor, şu anki kitabımda Berlin’i anlatıyorum, Pergamon’u anlatıyorum, günümüzü anlatıyorum, 2100 yıl öncesi Anadolu’yu anlatıyorum ve bunun için epey çalışmam gerekiyor.

Ahmet Ümit şu an ne yazıyor?

Şu anda, 1878 yılında Berlin’e götürülen Zeus Altarı (Pergamon) üzerine bir kitap yazıyorum. Bu romanda günümüzü anlatırken, roman kahramanlarından biri olarak Yunan mitolojisindeki Zeus’u da anlatıyorum mesela, romanda yer alan konulardan bir tanesi de Almanya’daki Türk düşmanlığı ve de ırkçılık. Muhtemel de 2021 yılı mayıs ayı gibi okuyucuyla buluşur.

Ahmet Ümit kitaplarında kaç kişiyi öldürdü?

Tam sayıyı hatırlamıyorum ama 100 belki de 150 kişi. Kesinlikle bir mezarlık şenlendirdim diyebiliriz. Şaka bir yana tabi ki gerçek hayatta değil, gerçek hayatta kitaplarımı okuyan insanlar cinayetin trajik sonuçlarını görürler.

Romanlarınızdaki katillerin ortak özelliği var mı?

Katillerimin büyük çoğunluğunu sistem kurbanı diye nitelendirebilirim. Koşullar nedeni ile katil olmuştur, kendiliğinden katil olanları yani nörolojik ya da psikolojik bozukluğu olanları yazmadım belki ileri de onları da yazarım.

Ahmet Ümit’in en sevdiği katil, en üzüldüğü kurban ve en etkilendiği karakter kimdi?

En sevdiğim katil Patasana,” zalimler çağında yaşayan bir alçaktım” diyor! En üzüldüğüm kurban “Kar Kokusu” kitabındaki Mehmet’ti. En unutamadığım ise “Sultanı Öldürmek” romanındaki Müştak Serhazin, 21 yıldır aynı kadına âşık olan ve Nüzhet adındaki bu kadınla var olabilen bir tarih profesörü.

Çok farklı bir karakterdi delilik ile normallik arasında gelip gidiyordu diyebilirim. Onu terk eden kadın 21 yıl sonra geri geliyor, o da âşık olmasına rağmen kadını öldürmeye karar veriyor ve kadının yanına gidiyor. Gittiğinde kadının öldüğünü görüyor ve ben mi öldürdüm? diye kendisinden şüphe ediyor. Müştak Serhazin’i çok özel bir karakterdi, onu özlediğim anlar oluyor.

Kitaplarınızda karakterler bağımsız mı?

Hepsi bana bağlı, ben yaratıyorum onları, Madam Bovary için Flaubert öyle demişti,” Madam Bovary benim “demişti. Benim ne kadar karakterlerim varsa, katiller, kurbanlar, polis hepsi benim. Ben kendi içime bakıyorum ve kendi içimdeki iyi kötü unsurlara bakıp onları yazıyorum. İşin en eğlenceli tarafı bu, okur bunu okurken o da hem katil hem kurban hem de polis oluyor.

Yani şöyle diyebiliriz, cinayet mahallindeki tüm izler bana, Ahmet Ümit’e ait.

Başkomiser Nevzat ve ekibi dönecek mi?

Başkomiser Nevzat ve ekibini öldürme niyetinde değilim, her romanımda olmalarını istemiyorum, sıkılıyorum aynı karakterleri yazmaktan ama dönecekler.

Ama yeni karakterler yazmayı seviyorum mesela şu an yazdığım kitabımda Başkomiser Yıldız adında, Berlin Polis Teşkilatı’nda, cinayet masasında çalışan Türk kökenli bir kadın var.

Teknolojik gelişmeler cinayetlerinizi zorlaştırıyor mu?  

Aslında tam tersi kolaylaştırıyor, cinayet işleyen kişi her zaman bir yolunu bulur. Mesela her yerde kamera varsa peruk takar, maske takar. Bir de şöyle bakın, teknoloji yazarın çok işine yarar seyahat etmek mi istiyorsunuz, Jules Verne bunu yapmak isteseydi İstanbul’a gelmek için günler harcayacaktı, oysa ben Fransa’ya gitmek isteyince 2,5 saatte gidiyorum. Bir şey araştıracağım zaman internetten anında ulaşabiliyorum, Cervantes bunun için kütüphaneleri dolaşmak zorundaydı o dönem. Bu yüzden teknoloji bir yazar için çok yararlı.

Ahmet Ümit bilim kurgu romanı yazacak mı?

Bilim kurgu romanı yazmayı çok isterim, bilim kurgu polisiyeye çok yakışıyor zaten. Bizim topraklar özellikle Aksaray bilim kurgu romanı için çok görsel malzeme sunuyor. Kapadokya, oradaki düzlük alanlar gerçekten çok hoş, orada üç yanardağ patlamıştı bugün orada oluşan doğa örtüsü, toprak örtüsü oldukça enteresan.

Ön söz ve son sözden kitabın tadına bakılabilir mi?

Mümkün değil hatta ben romanlarda önsöz ve sonsöz kısmına pek ehemmiyet vermem, kitap kendini anlatmalı ön sözde son sözde bence kitabın içerisinde.

Ahmet Ümit roman yazmaya nasıl başlar?

Aklıma bir fikir geldiğinde, önce bu fikir yazmaya değer bir fikir mi onu araştırıyorum. Evet bu yazılabilir dersem hikâyeyi, kurguyu oluştururum. Bunun için renkli kapakları olan defterlerim var, onlara dolma kalemle yazmaya başlıyorum.

Mesela Mevlana’yı yazacağım, oturup Mevlevilik üzerinde araştırmalar yaparım, Konya’ya gidip gelirim. Ardından karakterleri oluştururum, bol bol okuyup notlar alırım; hangi dönemi anlatacağım, hangi yemekler olacak hangilerini yazacağım gibi. Bundan sonraki aşamada romanın ana kurgusunu oluşturup bölümlere ayırırım, 40 bölüm olmalı ya da 52 bölüm olmalı şeklinde ve her bölümde de olacakları anlatacağım bir paragraf not düşerim.

Romanlarınız okuyucuya terapi oluyor diyebilir miyiz?

Evet diyebiliriz, zaten bir cinayet romanı okunduktan sonra cinayet korkunç bir şey, cinayet işlememem lazım, bir insanı kırmamam lazım, kimseye eziyet etmemem lazım dedirtiyorsa işte o iyi edebiyattır, iyi edebiyat da bunu yapar. Bir de bunun karşısında cinayete özendiren, fetiş bir şekilde insanları çeken cinayet romanları var, işte bu iyi edebiyat değildir. 

Sizin gibi yazan başka polisiye roman yazar var mı?

Polisiye roman yazarı pek çok dostumuz var, çok yetenekli dostlarımız var ama benim gibi tarihle cinayeti harmanlayarak yazan sanırım nerdeyse yok gibi, aslında dünyada da yok gibi. Ben aslında Umberto Eco’nun Gülün Adında yazdığı gibi bir yöntemle yazdığımı söyleyebilirim, bunu söylerken de çekinmem, ama sadece orta çağ değil bütün insanlık tarihini anlatmaya çalışıyorum çünkü bizim ülkemiz insanlık tarihinin başladığı en parlak dönemlerin yaşandığı yer.

Cinayeti özendiren romanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cinayeti özendiren romanları doğru bulmuyorum, korkunç cinayetler işliyorlar örneğin; katil kurbanını öldürüyor ve göz kapağına bir şeyler yazıyor. Bundan hoşlanan insanlar bununla ilgi çekmeye çalışıyorlar, aslında ilgi çekici olan şey insan ruhunu anlatmaktır, onun o karmaşık yapısını anlatmaktır. Mesela çok iyi bir insanın nasıl katile dönüştüğünü ya da çok bencil birisinin nasıl büyük bir fedakârlık yaptığını anlatmak bence daha ilginç.

Bir cinayet romanı ne zaman başarılı kabul edilir?

Cinayet sonuçta dünyanın neresinde işlenirse işlensin, hangi silahla işlenmiş olursa olsun, ölen kadın, erkek, eşcinsel ya da çocuk kim olursa olsun sonucu yıkıcıdır. Eğer bir eser size bu yıkıcı sonu anlatıyorsa, ölümün telafisi yok ve cinayet çözüm değil düşüncesine ulaştırıyorsa başarılıdır, tıpkı “Suç ve Cezadaki Raskolnikov’un başına gelenler gibi.

Bir cinayetle ilgili en çok neyi merak edersiniz? Cinayet romanlarının güçlü kalemi Ahmet Ümit'e her şeyi sorduk

Ahmet Ümit'in en iyi polisiye romanları ve en iyi cinayet hikayelerini nefesi kesilerek okuyanlar bu hissi iyi bilir; katilin soğukkanlılığında üşür, maktulün son nefesinden korkarsınız. Ama Ahmet Ümit romanlarından biri elinizdeyse dizelerinde aşk ve ihtiras da sizi bir gölgede bekler. Siz katilin peşinden 80 darbesine, oradan Antik bir Hitit kentine, oradan da Osmanlı sarayına uğrarsınız. Kendinizi, “Yoksa katil ben miyim? Ya da kurban ben miydim?” diye sorgularken bile bulabilirsiniz. Başkomiser Nevzat şimdi nerede? En sevdiği katil, en çok üzüldüğü kurban kimdi? Katilin gezindiği satırları, karakterleri, işlediği cinayetleri ve peşinde olduğu yeni konuları merak ettik ve Ahmet Ümit’e sorduk. Nurten Güzelsevdi/POSTA

17 Kasım 2020, Salı 15:00 Son Güncelleme:

Ahmet Ümit ünlü mü?

Bir restorana girdiğim zaman biri gelip muhakkak foto çektirmek ya da elimi sıkmak istiyor. Bu ünlü olmaksa galiba ünlü sayılırım.

Ahmet Ümit’in derdi, davası ne?

Davam var olmak, güzel anlamlı ve iyi şekilde var olmak. Annemin babamın kararıyla başlayan hayatımın ne zaman nihayetleneceğini bilmiyorum ve bu süreci anlamlı olarak tamamlamak istiyorum. Tüm çabam bunun için diyebilirim.

Ahmet Ümit niye yazar?

İnsanı anlatmak için, dünyanın en büyük problemi baktığınız zaman insandır, iyiliğiyle, kötülüğüyle, kahramanlığıyla, korkaklığıyla çok karmaşık bir mahluk. Ben, kalemimle o mahluku anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum.

Ahmet Ümit hangi kitabı “ben yazmalıydım” dedi?

Suç ve Ceza’yı yazmayı çok isterdim, çünkü enfes bir kitap. Suçtan yola çıkarak insanı anlatan felsefi bir roman. Aslında Dostoyevski’yi ve Shakespeare’i kıskanıyorum, hayatta kıskandığım iki yazardır, bana göre ikisi de olağanüstü yazarlardır ve suçu çok başarılı şekilde yazmışlar. Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Hamlet ve 3. Richard bu muhteşem eserlerin yazarlarını kıskandığımı itiraf edebilirim. Mesela Sovyet coğrafyasında Dostoyevski’den ziyade Tolstoy rağbet görür, ama benim favorim yine de Dostoyevski’dir. 

Sizi neden okumalıyım?

Aslında şöyle bakmalı, başlangıcı ve bitişi olan bir ömrü okuyarak, farklı hayatlara yolculuklarla çoğaltmış olursunuz. Ben romanlarımda insanlara sıkıntılarından kurtulmalarını vadediyorum, çünkü benim kitaplarımı okurken bir yandan cinayet çözüyorlar, diğer yandan da hem ülkenin hem de dünyanın kültürüne dair çok şey öğreniyorlar.

Aldığınız en kötü yorum neydi?

Bir eleştirmen bana “Ahmet Ümit polisi o kadar başarılı anlatıyor ki polis olabilirdi” demişti, bir solcu için kötü bir şeydi bu, herhalde benim aldığım en kötü yorum buydu.

Gerçek bir cinayette Ahmet Ümit’in fikrine başvuruldu mu?

Emniyetten böyle bir talep hiç olmadı, ama bazı cinayet vakalarında gazeteler ve televizyonlar beni çağırıp fikrimi sordular. Mesela bunlardan birisi Üzeyir Garih cinayetiydi, Üzeyir Garih Eyüp’te öldürülmüştü ve cinayet şüpheli bulunmuştu. Üzeyir Garih’in Yahudi asıllı olması bu bir suikast olabilir mi sorusunu o dönem gündeme getirdi. Uzun süre katilin bulunmamasından dolayı da bu ihtimal günlerce yazıldı, çizildi, konuşuldu. Benim de görüşüme başvuruldu ve ben bunun münferit bir olay olduğunu düşündüğümü söyledim ve zaten öyle de oldu.

Ahmet Ümit yazmaktan hiç vazgeçti mi?

Hiç vazgeçmedim, çünkü yazmak benim için para kazanmaktan ziyade var olma biçimi, hayatımı çok renklendiriyor, beni yepyeni bilgilere eriştiriyor. Tez hazırlama ciddiyeti ile her romanda bir konuyu araştırıyorum ve dünyanın pek çok yerine geziler yapıyorum. Böyle bakıldığında yazmak bana anlamlı ve eğlenceli bir hayat armağan ediyor, bu yüzden vazgeçmeyi hiç düşünmüyorum, o beni bırakana kadar. Ama o beni bırakabilir, yaratıcılık sona ererse, zihnim yorulursa, akli melekelerimde sorun olursa o benden vazgeçebilir.

Çok okuyan mı çok gezen mi bilir?

Kesinlikle ikisi birden, bunu ayırmamak lazım. Ben bir yere giderken önce okuyorum, burası nereymiş diye! Gezmeden önce de gezdikten sonra okuyorsunuz. Örneğin Endülüs’e gittiğiniz zaman oradaki camileri kim yapmış, o zaman dönüp Endülüs Emevilerini okuyorsunuz. Floransa’ya gittiğiniz zaman Rönesans’ı okumak zorundasınız, dolayısı ile gezmek ve okumak birbirinden ayrılamaz ve birbirinin yerine ikame edilemez.

Ahmet Ümit edebiyat dünyasında doyuma ulaştı mı?

Çok satıyor olmak, şu kadar dile çevriliyor olmak… Milyonlarca okurum var benim,30 farklı dilde 90’a yakın kitabım yayınlandı. Bir yazar için bu müthiş bir şey, hani bir hedef varsa bu. Ama bu değil hedef, ben yazamadığım kitapları yazmak, her kitapta başka bir konuya değinmek ve başka bir üsluba ulaşmak istiyorum, aslında benim için bir yaşam biçimi bu.

Ahmet Ümit’e Türkiye’nin kültür elçisi diyebilir miyiz?

Böyle tanımlanmaktan gurur duyarım, bu çok kıymetli bir şey. Bunu yapmaya çalışıyorum çünkü kitaplarım sadece edebi eser değil aynı zamanda bu coğrafyanın derin tarihini, derin kültürünü, şehirlerini de anlatır. Böyle bir tanımlama açıkçası çok hoşuma gider ve de gururumu okşar.

Ahmet Ümit “Kültür Bakanı” olmak ister mi?

Asla politik bir kimlik istemem, politika hayatı sınırlandırıyor ama yazar olarak çok özgürüm. Ben 14 yaşımdan 29 yaşıma kadar politika ile uğraştım, profesyonel devrimciydim gerçek anlamda. Ama yazar olarak insanlara ve insanlığa çok daha fazla hizmet ettiğimi düşünüyorum. Adaletten yana barışçıl ve şiddetten uzak bir dünya için kitaplarımın etkili olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de yazar olarak geçinmek mümkün mü?

Ben bir mucizeyim, gayet rahat şekilde geçinebiliyorum. Başka hiçbir iş yapmıyorum, sevgili okurlarım bana dediler ki sen başka hiçbir iş yapma sadece yaz ve biz seni okuyalım. Sadece Türkiye’de değil dünyada kitabının ilk baskısı 300 bin basılan nadir yazarlardan biriyim.

Ahmet Ümit şu anda ne okuyor?

Aslında yazmakta olduğum romanla ilgili kitaplar okuyorum yüzden başucumda Homeros’un İlyada ve Odysseia var. Antik dönem Yunan mitolojisini anlatıyorum.

Ahmet Ümit kitap paylaşır mı?

Kitap paylaşırım, çok sevdiğim kitaplar vardır, alırım ve sonra kaybolur. İnsanlara önerdiğim kitaplar vardır, mesela Don Kişot 10 tane falan vardı, herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan bir tanesi. İlyada ve Odysseia’ dan vardır, Homeros’tan, Nazım Hikmet’in kitaplarını çok öneririm herkese, o yüzden onlarda çok sık kaybolur. Dolayısı ile veririm ve yenisini alırım. Bizim evdeki sorun şu; bizim evi sel basmaz kitap basar, her yerden, yayınevlerinden, kitapçılardan kitap gelir, ama kabul etmek lazım bu da güzel bir şey.

Ahmet Ümit ismi 50 yıl-100 yıl sonra olacak mı?

Umarım devam eder bunu bilmiyorum, çünkü şu anda bir yazar olarak çok mutluyum, tanınan ve sevilen bir yazarım, sadece Türkiye değil dünyada biliniyorum. Eserlerinden filmler, operalar, tiyatro oyunları yapılmış bir yazarım bu çok kıymetli bir şey, umarım o zamanda okunurum.

Cinayetin romanı olur mu?

Asıl cinayetin romanı olur, cinayet insan ruhunun açığa çıktığı yerdir, hepimizin yüzünde maskeler vardır, o maskeler güçlü ve sarsıcı olan kriz anlarında düşer, işte o krizlerde cinayetlerdir. Cinayet işlendiğinde korkaklar, cesurlar, hainler, kahramanlar, benciller hepsi açığa çıkar, o yüzden cinayetin romanı gerçek romandır.

Polisiye yazmak zor mu?

İyi polisiye yazmak zor diyebiliriz, çünkü sadece cinayet yazmak polisiye değil, bu çok yazıldı. Katilin peşinde olmakla bitmiyor, “katil neden bu cinayeti işledi?” sorusuna tarihsel, psikolojik ve sosyolojik olarak da cevap bulmak gerekiyor. Bu yüzden kaliteli bir polisiye roman yazmak zordur, zaten kaliteli olanlarda baktığımızda klasikleşmiştir.

Okurlarınızın hızına yetişebiliyor musunuz?

Okurlar bunu çok istiyor ama ben hızlı yazamıyorum, her romanım bir tez niteliğinde ve iki yıl çalışmam gerekiyor. Şu an yazdığım roman üzerine 2008’den bu yana çalışıyorum, defalarca Berlin’e gittim, Pergamon’a gittim, müzelerin hepsini gezdim. Hal böyle olunca da okur bekleyecek, onlara kalsa 6 ayda bir yaz Ahmet Ümit diyorlar. Böyle olursa kötü yapıtlar ortaya çıkar, ama aksi durumlar yok mu evet var, mesela “Ninatta’nın Bileziği” diye bir kitabım var ve ben onu bir ayda yazdım. Ama roman için bu zor, şu anki kitabımda Berlin’i anlatıyorum, Pergamon’u anlatıyorum, günümüzü anlatıyorum, 2100 yıl öncesi Anadolu’yu anlatıyorum ve bunun için epey çalışmam gerekiyor.

Ahmet Ümit şu an ne yazıyor?

Şu anda, 1878 yılında Berlin’e götürülen Zeus Altarı (Pergamon) üzerine bir kitap yazıyorum. Bu romanda günümüzü anlatırken, roman kahramanlarından biri olarak Yunan mitolojisindeki Zeus’u da anlatıyorum mesela, romanda yer alan konulardan bir tanesi de Almanya’daki Türk düşmanlığı ve de ırkçılık. Muhtemel de 2021 yılı mayıs ayı gibi okuyucuyla buluşur.

Ahmet Ümit kitaplarında kaç kişiyi öldürdü?

Tam sayıyı hatırlamıyorum ama 100 belki de 150 kişi. Kesinlikle bir mezarlık şenlendirdim diyebiliriz. Şaka bir yana tabi ki gerçek hayatta değil, gerçek hayatta kitaplarımı okuyan insanlar cinayetin trajik sonuçlarını görürler.

Romanlarınızdaki katillerin ortak özelliği var mı?

Katillerimin büyük çoğunluğunu sistem kurbanı diye nitelendirebilirim. Koşullar nedeni ile katil olmuştur, kendiliğinden katil olanları yani nörolojik ya da psikolojik bozukluğu olanları yazmadım belki ileri de onları da yazarım.

Ahmet Ümit’in en sevdiği katil, en üzüldüğü kurban ve en etkilendiği karakter kimdi?

En sevdiğim katil Patasana,” zalimler çağında yaşayan bir alçaktım” diyor! En üzüldüğüm kurban “Kar Kokusu” kitabındaki Mehmet’ti. En unutamadığım ise “Sultanı Öldürmek” romanındaki Müştak Serhazin, 21 yıldır aynı kadına âşık olan ve Nüzhet adındaki bu kadınla var olabilen bir tarih profesörü.

Çok farklı bir karakterdi delilik ile normallik arasında gelip gidiyordu diyebilirim. Onu terk eden kadın 21 yıl sonra geri geliyor, o da âşık olmasına rağmen kadını öldürmeye karar veriyor ve kadının yanına gidiyor. Gittiğinde kadının öldüğünü görüyor ve ben mi öldürdüm? diye kendisinden şüphe ediyor. Müştak Serhazin’i çok özel bir karakterdi, onu özlediğim anlar oluyor.

Kitaplarınızda karakterler bağımsız mı?

Hepsi bana bağlı, ben yaratıyorum onları, Madam Bovary için Flaubert öyle demişti,” Madam Bovary benim “demişti. Benim ne kadar karakterlerim varsa, katiller, kurbanlar, polis hepsi benim. Ben kendi içime bakıyorum ve kendi içimdeki iyi kötü unsurlara bakıp onları yazıyorum. İşin en eğlenceli tarafı bu, okur bunu okurken o da hem katil hem kurban hem de polis oluyor.

Yani şöyle diyebiliriz, cinayet mahallindeki tüm izler bana, Ahmet Ümit’e ait.

Başkomiser Nevzat ve ekibi dönecek mi?

Başkomiser Nevzat ve ekibini öldürme niyetinde değilim, her romanımda olmalarını istemiyorum, sıkılıyorum aynı karakterleri yazmaktan ama dönecekler.

Ama yeni karakterler yazmayı seviyorum mesela şu an yazdığım kitabımda Başkomiser Yıldız adında, Berlin Polis Teşkilatı’nda, cinayet masasında çalışan Türk kökenli bir kadın var.

Teknolojik gelişmeler cinayetlerinizi zorlaştırıyor mu?  

Aslında tam tersi kolaylaştırıyor, cinayet işleyen kişi her zaman bir yolunu bulur. Mesela her yerde kamera varsa peruk takar, maske takar. Bir de şöyle bakın, teknoloji yazarın çok işine yarar seyahat etmek mi istiyorsunuz, Jules Verne bunu yapmak isteseydi İstanbul’a gelmek için günler harcayacaktı, oysa ben Fransa’ya gitmek isteyince 2,5 saatte gidiyorum. Bir şey araştıracağım zaman internetten anında ulaşabiliyorum, Cervantes bunun için kütüphaneleri dolaşmak zorundaydı o dönem. Bu yüzden teknoloji bir yazar için çok yararlı.

Ahmet Ümit bilim kurgu romanı yazacak mı?

Bilim kurgu romanı yazmayı çok isterim, bilim kurgu polisiyeye çok yakışıyor zaten. Bizim topraklar özellikle Aksaray bilim kurgu romanı için çok görsel malzeme sunuyor. Kapadokya, oradaki düzlük alanlar gerçekten çok hoş, orada üç yanardağ patlamıştı bugün orada oluşan doğa örtüsü, toprak örtüsü oldukça enteresan.

Ön söz ve son sözden kitabın tadına bakılabilir mi?

Mümkün değil hatta ben romanlarda önsöz ve sonsöz kısmına pek ehemmiyet vermem, kitap kendini anlatmalı ön sözde son sözde bence kitabın içerisinde.

Ahmet Ümit roman yazmaya nasıl başlar?

Aklıma bir fikir geldiğinde, önce bu fikir yazmaya değer bir fikir mi onu araştırıyorum. Evet bu yazılabilir dersem hikâyeyi, kurguyu oluştururum. Bunun için renkli kapakları olan defterlerim var, onlara dolma kalemle yazmaya başlıyorum.

Mesela Mevlana’yı yazacağım, oturup Mevlevilik üzerinde araştırmalar yaparım, Konya’ya gidip gelirim. Ardından karakterleri oluştururum, bol bol okuyup notlar alırım; hangi dönemi anlatacağım, hangi yemekler olacak hangilerini yazacağım gibi. Bundan sonraki aşamada romanın ana kurgusunu oluşturup bölümlere ayırırım, 40 bölüm olmalı ya da 52 bölüm olmalı şeklinde ve her bölümde de olacakları anlatacağım bir paragraf not düşerim.

Romanlarınız okuyucuya terapi oluyor diyebilir miyiz?

Evet diyebiliriz, zaten bir cinayet romanı okunduktan sonra cinayet korkunç bir şey, cinayet işlememem lazım, bir insanı kırmamam lazım, kimseye eziyet etmemem lazım dedirtiyorsa işte o iyi edebiyattır, iyi edebiyat da bunu yapar. Bir de bunun karşısında cinayete özendiren, fetiş bir şekilde insanları çeken cinayet romanları var, işte bu iyi edebiyat değildir. 

Sizin gibi yazan başka polisiye roman yazar var mı?

Polisiye roman yazarı pek çok dostumuz var, çok yetenekli dostlarımız var ama benim gibi tarihle cinayeti harmanlayarak yazan sanırım nerdeyse yok gibi, aslında dünyada da yok gibi. Ben aslında Umberto Eco’nun Gülün Adında yazdığı gibi bir yöntemle yazdığımı söyleyebilirim, bunu söylerken de çekinmem, ama sadece orta çağ değil bütün insanlık tarihini anlatmaya çalışıyorum çünkü bizim ülkemiz insanlık tarihinin başladığı en parlak dönemlerin yaşandığı yer.

Cinayeti özendiren romanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cinayeti özendiren romanları doğru bulmuyorum, korkunç cinayetler işliyorlar örneğin; katil kurbanını öldürüyor ve göz kapağına bir şeyler yazıyor. Bundan hoşlanan insanlar bununla ilgi çekmeye çalışıyorlar, aslında ilgi çekici olan şey insan ruhunu anlatmaktır, onun o karmaşık yapısını anlatmaktır. Mesela çok iyi bir insanın nasıl katile dönüştüğünü ya da çok bencil birisinin nasıl büyük bir fedakârlık yaptığını anlatmak bence daha ilginç.

Bir cinayet romanı ne zaman başarılı kabul edilir?

Cinayet sonuçta dünyanın neresinde işlenirse işlensin, hangi silahla işlenmiş olursa olsun, ölen kadın, erkek, eşcinsel ya da çocuk kim olursa olsun sonucu yıkıcıdır. Eğer bir eser size bu yıkıcı sonu anlatıyorsa, ölümün telafisi yok ve cinayet çözüm değil düşüncesine ulaştırıyorsa başarılıdır, tıpkı “Suç ve Cezadaki Raskolnikov’un başına gelenler gibi.