Bir zamanların cazibe merkezi: Anadoluhisarı’nın tarihi

Bir zamanların cazibe merkezi: Anadoluhisarı’nın tarihi

Yıldırım Beyazıt tarafında 14. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen Anadoluhisarı, Göksu Deresi'nin İstanbul Boğazı'na döküldüğü yerdedir. Dönemin İstanbulluları için cazibe merkezi olan Anadoluhisarı’nın kuruluşunu, gelişimini ve zaman içinde değişimini profesyonel turist rehberi Selçuk Eracun anlattı.

30 Aralık 2019, Pazartesi 11:45 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Anadoluhisarı, İstanbul Boğazı’nın en dar olan yerindedir. Asya yakasının tatlı suyu olan Göksu deresinin denize döküldüğü bölgede 14. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilir. Güzelce hisar ve Akça hisar olarak da anılır. Boyut olarak küçük olan Hisar, Yıldırım Beyazıt’ın talimatıyla 7.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulur. Kent için hayati önem arz eden İstanbul Boğazı’ndan geçecek olan gemileri kontrol altına alabilmek ve Bizans şehrini ticari ve askeri açıdan güçsüz bırakabilmek amacıyla yaptırılmıştır. Askeri anlamda İstanbul’un fethini gerçekleştirebilmenin ilk stratejik adımı da böylece atılmış olur. 

Dönemin en büyük tragedya yazarı unvanını kazandırdı

Hisarın yapımıyla çevresine evler, mescit, mektep, yalı ve dükkanlar inşa edilir. Nüfusu giderek artan Anadoluhisarı ve çevresi Osmanlı döneminde kurulan en erken Türk mahallesi olur. Yıldırım Beyazıt, Ankara savaşında Moğol hükümdarı Timur’a yenilince İstanbul’un fethi hayali gerçekleşemez. Ağır yenilginin etkisini atabilmek Osmanlı için pek kolay olmamıştır. Anadolu’daki Türk birliğinin bozulması ve Fetret Devri olarak anılacak bir dönem yaşanır. Kraliçe Elizabeth zamanında, İngiliz oyun yazarı, şair ve çevirmen olan Christopher Marlowe (1564-1593) Thamburlaine the Great -Türkçesi karşılığı -”Büyük Timurlenk” adlı eserinde bu olayı anlatır. Marlowe ‘un eserlerinde, tarihi gerçekler ile hayal gücünü birleştirmesi, zekası ve yetenekleri ona dönemin en büyük tragedya yazarı unvanını kazandırır.

Dönemin İstanbulluları için cazibe merkezi olur

Fatih Sultan Mehmet 1452 yılında Rumeli Hisarını inşa ettirir. Karşılıklı olarak boğaz kontrol altına alınır.1453 yılındaki İstanbul’un fethi adım adım buradan da takip edilir. Fethin ardından Karadeniz tamamen kontrol altına alınınca Hisar eski önemini yitirmeye başlar. Yeniçeri kolluğu ve Karakolhane olarak da kullanılır. Boğazda sempatik bir köy olarak önemini korur. Halen mevcut olan açık hava namazgahı bununla beraber nişangah , bostan ve kuyuları ile klasik dönem Osmanlı’nın gündelik yaşamına örnek teşkil eder. 18.yüzyıla kadar yerleşimde artış gözlenmez. Zamanla Göksu ve Küçüksu boğazın en ünlü mesire alanı olur. Dönemin İstanbulluları için cazibe merkezi olur. Kayıklarla derede kürek çekerek gezintiler yapılır. Çalgıcıların müziğiyle şarkılar söyleyerek ortamın keyfini çıkarmaktan büyük haz alırlardı. Mesire alanını Sultan l. Mahmut ’un da beğenisini kazanır. Mesire alanındaki bostancı ustanın köşkü yıkılır ve yerine 1752 yılında ahşap bir kasır inşa ettirilir. Çayırlık ve geniş araziyi padişahlar ok gösterileri için kullanır. Zamanla Padişahların başarılı atışları adına nişan taşları dikilir. Hisar ve çevresinin yerleşime açılması azil olan bürokratların gelmesiyle başlar. Üst düzey bürokratlar ve seçkin kişilerin de ikamete teşvik edilince gözde sayfiye mekanların arasına girer.

Sirtaki oynayıp, şarkılar söyleyerek eğlenirlerdi

Kayalık bir arazi olan Anadoluhisarı’nın temiz ve içilebilir yeraltı sularına sahip olduğu biliniyor. Derenin Bizans dönemindeki adı Aretea “Güzellikler” bölgenin adı ise Potamonion yani ”Kutsal Kuyular” anlamındadır. Bu adı ağaçlık ve çimenlik mesire alanından çıkan şifalı sularından almaktadır. Göksu Panayia Ayazması Rum Ortodokslar için kültürel ve sosyal anlamda önemli bir yere sahip. İnanışa göre kutsal pınar 1870 yılında bahçıvan Argirios tarafından keşfedilir. Ortodoks geleneğinin vazgeçilmez bir parçası olan Ayazmaların İstanbul’daki en önemli örneklerinden birisidir. Rumların yaşadığı mahalle buradadır. Tanzimat fermanı sonrasında her yıl Eylül ayında burada panayır düzenlenir. Rumlar, şifalı sularından faydalanmak ve günlük ziyaret-ibadet için kutsal pınarın olduğu ayazmaları ziyaret ederler. Hava kararınca ağaçlara asılan fenerler kullanılırdı. Göksu Panayırına katılanlar saatlerce müziğe eşlik ederlerdi. Laternaların coşkulu melodileriyle sirtaki oynayıp, şarkılar söyleyerek eğlenirlerdi.  

https://www.instagram.com/p/B6ZzGXLA5YH/?igshid=1907pq7izs1ub


Eskiden mayıs ve eylül ayları arasında mesire şenlikleri düzenlenirdi. İki dere arasındaki çayır mesire alanı olarak kullanılmaktaydı. 

1909’da yılında ağır tahribat yaşadı

Göksu’nun çileği, kirazı ve mısırı meşhurdu. Arnavut mısırcılar, kazanlar içerisinde kaynatılmış süt mısırlarını satarlardı. Halk mesire alanına kayıklarla ve Şirketi Hayriye vapurlarıyla gelirdi. Yoğunluğun olduğu dönemlerde Şirketi Hayriye ek seferler ilave etmekteydi. 1909 yılındaki şiddetli yağış sonrasında gelen sel suları ağır tahribata neden olur. 1911 yılında Elmalı bendini yıkılınca dere taşar. Türk müziğinin en tanınmış bestekarlarından olan Santuri Ethem Efendinin dere boyundaki yalısı sel suları altında kalır. Üst kata çıkan ev sakinleri komşuların yardımıyla kurtulur. Santuri Ethem Efendinin kıymetli notaları, besteleri ve çalgılarını sel suyu alıp götürür. Santuri Ethem Efendi aklında kalan eserlerini tekrar yazarak toparlamaya çalışır.

Balkan Harbi ve dünya savaşı ekonomik sıkıntılar derken ahşap yalılar, köşkler oldukça bakımsız kalır. Bir zamanların coşkuyla kutlanan şenlikleri 1960’lı yıllara kadar devam eder. Kandilli’deki Yedekçiler iskelesinde, Bostancı teşkilatı deniz kurtarma birimi vardı. İhtiyaç halinde hazır beklerlerdi. Kuvvetli akıntının sürüklediği gemi, sandal veya boğulmak üzere olan insanların hızla yardımına koşarlardı. 

Bataklık haline dönüşmemesi için dikkat edilirdi

Bir dönem, tatlı su kanallarının tamiri için Belçika yapımı özel künkler getirilir. Eski ve tıkanmış künkler değiştirilerek onarım ve bakımları yapılır. Göksu Deresi’nin bataklık haline dönüşmemesi ve temiz kalabilmesine dikkat edilirdi. Derenin temizliğinde Tarak gemileri görev yapardı. Bahar aylarında derenin dibindeki iyi kalitedeki killi toprak temizlenirdi. Çıkarılan malzemenin ekonomik değeri olduğundan çömlekçilik sanatı açısından kullanılması amacıyla bu sanatı icra edecek ustalar verilirdi. Göksu çömlekçilik sanatı zamanla bu konuda isim yapmıştır.

Editör: Gizem Yetil


Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder