Birol Güven: 800 milyon insan Türk dizilerini seyrediyor

Televizyonun dahi çocuğu, ‘Çocuklar Duymasın’ ve ‘Seksenler’ gibi başarılı yapımlara imza atan ünlü senarist ve yapımcı Birol Güven ‘Gelecek Geliyor’ isimli yeni programıyla, bugüne kadar denenmemiş bir formatla karşımızda. Buluştuk, geleceğin nasıl geldiğine dair konuştuk

07 Nisan 2019, Pazar 08:30 Son Güncelleme:
A A
Birol Güven: 800 milyon insan Türk dizilerini seyrediyor

Sizce nasıl bir gelecek geliyor?

Adaletsiz bir gelecek geliyor. Matbaanın bulunuşu, elektriğin keşfi gibi insanlığı çok büyük ölçüde dönüştürecek bir dönemin başındayız. Tüm dünya dijital çağa hazırlıksız yakalandı.

‘Gelecek Geliyor’ programı buradan mı çıktı?

Gündelik hayat dizisi yazıyorum. Biraz da gelecekteki gündelik hayatı anlatmak istedim.

Sıradan bir insan 2023’te neler yaşayacak?

Büyük ihtimalle işsiz kalacaksın. Bence tüm insanlığın hazırlanması gerekiyor. Gelecekte en büyük sorun işsizlik olacak.

24 saat boyunca güncellenmeyen bir şeyi 2000 sonrası doğan bir çocuğa satmak çok zor. Ha içerik üretenlere bir şey olmaz ama büyük ölçüde çok şey değişecek.

Siz geleceğe hazır mısınız?

İnsan geleceğe hazır olmaz, hazırlanır. Çünkü gelecek daha gelmeden değişiyor. Avrupa’da 2025’te dizel araçlar yasaklanacak diye bir makale okumuştum. 2018 Aralık’ta Hamburg’da dizel araçlar yasaklandı. Gelecekle ilgili tüm tahminleri öne almak lazım.

Türkiye’nin geleceğinde, siyasi ikliminde nasıl değişiklikler görüyorsunuz?

Türkiye’nin geleceği değil de dünyanın geleceğinde Türkiye’nin yeri diyelim. Çünkü Türkiye’yi dünyadan ayrı düşünmek mümkün değil. Biz entegre olmak zorundayız.

Seçmende büyük değişim olacak. Bundan sonra hayatımız şaşırmakla geçecek. Buna hazırlıklı olun.

Gelecekte neler bitecek?

Çok yakın bir gelecekte marketlerde kasiyer görmeyeceksiniz. Jet kasalardan alışveriş yapacağız. Kalacağınız otele, gideceğimiz restorana algoritmalar karar verecek.

Vücudumuzdan veri üretecek algoritmalar olacak. İçeceğimiz haplar tansiyonumuzu nabzımızı doktorumuza bildirecek. O zaman da özgürlükten söz edemeyeceğiz.

GELECEKTE İŞÇİ SINIFI ORTADAN KALKACAK

Gelecek kötü mü olacak?

Ben iyi veya kötü demiyorum, sadece geleceği anlatıyorum. Ona insanlar karar verecek. Önümüzdeki 10 yıl çok daha hızlı olacak.

Belki de 50 yıllık bir sıçrama yaşayacağız. Sosyal sınıflar değişecek. İşçi sınıfı olmayacak. Çünkü işçilerin yaptığı seri üretimi makineler yapacak.

Bu biraz da yok oluş değil mi?

Hayır. Traktör geldiğinde çiftçiler ölmedi. Sadece işleri kolaylaştı. Yeni meslekler doğacak, kendini yetiştirenler de çağa uyacak.

TÜM İNSANLAR AYNI ŞEYLERE AĞLAR AMA AYNI ŞEYLERE GÜLMEZ

Sizce Türkiye'de yeterince iyi senarist var mı?

Türkiye, Amerika’dan sonra en çok dizi ihraç eden ülke. Yaklaşık 800 milyon insan Türk dizisi seyrediyor. ‘Çocuklar Duymasın’ı yerel olduğu için ihraç edemiyoruz.

İnsanlar dünyanın her yerinde aynı şeylere ağlıyor ama aynı şeylere gülmüyor.

‘Çocuklar Duymasın’ bitecek mi?

Bitmez ama ara veririz. Beş yılda bir çekmek istiyoruz. Ben onların yaşlılıklarını da anlatmak istiyorum. ‘Çocuklar Duymasın’ Amerika’dakiler gibi 20 dakika olsa hiçbir zaman bitmez.

140 dakikalık dizilerden zaten herkes şikayetçi...

Ben izlemem ama seyirci istiyor. O yüzden dizilerin süreleri uzun tutuluyor. Sürenin reklam verenle de alakası var. Genelde şikayet oranıyla reyting oranı paralel.

Yapımcılar genelde star oyuncular tercih ediyor...

Öyle bir kriterim yok. Ama şöyle bir şey var; komedi daha düşük bütçeli görüldüğü için, başlarken starların alanına zaten giremiyoruz.

DUVARA YAZI YAZANLARIN DEĞİL DUVARINA YAZI YAZILANLARIN DİZİSİNİ YAPTIM

Seksenler’ dizisinde ağır mesajlar vardı. Senaryoyu yazarken otosansür yaptınız mı?

Ben korkmam. Çünkü ben duvara yazı yazanların değil, duvarına yazı yazılanların dizisini yaptım. 12 Eylül nedeniyle dükkanına gelip, hiç iş yapamamış bir adamın dizisini yaptım. 40 yıl olmuş...

Tarihte alınganlık düşük oluyor. Ama sıcak bir şey yaparsanız, başınız ağrıyabilir. Dizide sıradan insanların dertleri vardı.

O dönemin ya saklı müzikleri dizide çalındı...

‘Türkiyem Türkiyem Cennetim’ şarkısını askeri cunta yaptırmış ve bunu cezaevlerinde işkence olarak kullanıyorlarmış.

Bu işkenceye maruz kalan birisi “Kurtulursam bu şarkının tüm haklarını satın alacağım ve bir daha kimse bu şarkıyı dinleyemeyecek” demiş. Nitekim cezaevinden çıkınca şarkının haklarını satın almış. Ondan sonra da kimse bu şarkıyı dinleyememiş. Sadece bizim kullanmamıza izin verdi.

BUGÜNE KADAR TÜRKİYE’DE ÇIKMIŞ EN İYİ YASA

Yeni ‘Sinema Yasası’nın ‘Sansür Yasası’ olduğunu düşünen büyük bir kitle var.

Bu yasa, sinemamızı geliştirecek çok iyi, güzel ve doğru bir yasadır. Sonuna kadar destekliyorum. Sansür maddesi olarak değerlendirilen 7’inci madde bu yeni yasayla gündeme gelen bir madde değildir.

Bu madde 2004 yılından beri zaten yürürlükte olan ve bugüne kadar hiçbir Türk filmine uygulanmamış bir maddedir. Sadece 3 yabancı filme uygulandı. Bu yasa bugüne kadar Türkiye’de çıkmış en iyi yasa.

“Sinemayı siyasete karıştırlar” diyenler var.

Sinema yasasını siyaset çıkarır zaten. Ünlü bir oyuncu “Yasayı okumadım ama bunlar gittiğine göre mutlaka kötüdür” yazmış. Konuya böyle yaklaşan insanlarla tartışmak mümkün değil.

Yılmaz Erdoğan’ın son filmi ‘Organize İşler: Sazan Sarmalı’nı Netflix’e satmasına ne diyorsunuz?

Doğruyu yanlış zamanda yaptı. Netflix’e filminizi verebilirsiniz. Hatta sadece Netflix için de film çekebilirsiniz. Orada bizi şaşırtan şey; vizyonla aynı anda olmasıydı.

Türkiye’nin içinde bulunduğumuz dönemini film ya da dizi yapmak ister misiniz?

Türkiye’nin hiçbir dönemi, o dönemde yaşarken çekilmez. Üzerinden zaman geçer ve artık tarihi döneme dönüşür, öyle çekilir.

ÖZGÜRLÜK VAZGEÇEBİLME GÜCÜDÜR

Nelerden asla vazgeçemezsiniz?

Ailem ve Beşiktaş hariç vazgeçemeyeceğim hiçbir şeyim yok. Benim için özgürlük vazgeçebilme ve bağlı olmama gücüdür. Mesela hiçbir siyasi parti için çantada keklik değilim. Hiçbir parti bana güvenip seçime girmesin.

Her seçimde başka bir partiye oy verebilirim. İnsanlık için, dünya için, ülkem için daha iyi bir seçenek varsa bir önceki partimden vazgeçebilirim. İktidarı iyi olmaya teşvik eden de insanların vazgeçebilme ihtimalidir.

Sürekli parti değiştirmek de biraz garip değil mi?

Eğer vazgeçenler olmasaydı dört yılda bir seçim yapmaya da gerek olmazdı. Benim gibi sürekli fikir değiştirenler olmasa avcı- toplayıcı olarak kalırdık. Abonesi olduğum gazete de yoktur. Sürekli aynı gazeteyi okumam, farklı gazeteleri, farklı görüşleri takip ederim. Birkaç restoran hariç her zaman değişik restoranları denerim.

Güzel...

Aristoteles “İnsan doğası gereği bilmek ister” der. Ben de bilmeyi çok seviyorum. Bilgi bazen hayatı altüst eder fakat ben hayatımın altüst olmasından hiç korkmam. Dünya görüşüm Şems-i Tebrizi’nin bir sözüdür: Hayatın altüst olacak diye korkma. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmadığını?

ALEV GÜRSOY CİMİN

alev.gursoy@posta.com.tr


Sıradaki haber yükleniyor...