Biz sorduk onlar anlattı

Muazzez İlmiye Çığ’ın asırlık bilgeliğini, Teoman’ın karanlık ruhunu, Okan Bayülgen’in günlerce konuşulan cümlelerini ve daha nicesini hep POSTA’nın sayfalarında okudunuz. Şimdi o sayfalarda bir yolculuğa çıkıyoruz. Posta Gazetesi 25. yılı özel eki // Oya Çınar

30 Kasım 2020, Pazartesi 07:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
Ben pavyonculuk yapıyorum bana artık 'esnaf Okan' diyebilirsiniz

Ben pavyonculuk yapıyorum bana artık 'esnaf Okan' diyebilirsiniz

Ona ortalama duygular hissetmek zor. Seveni çok seviyor, sevmeyeni direkt ‘sinir’ oluyor. Mahallenin asi çocuğu olduğu doğru. Ama ‘’Yıllarca serseri ve marjinal yanımı törpülemeye çalıştım. Aslında gelenekçi bir adamım’’ diyor.

  • Dindar bir yanım var ve bütün dinlere saygılıyım. Bu toplumun geleneğe, göreneğe, oradan getirdiğimiz davranış biçimlerine ve ahlaka kesinlikle ihtiyacı var. Bunlar olmadan bir çocuğu bir felsefe kitabıyla yetiştiremezsin.
  • İstanbul, babası gibi Fransız okuluna gidiyor tabii. Bu da çok doğal. E ben de Galatasaray Lisesi’nde okudum. Ama Galatasaray Lisesi’nde okuyup da benim kadar gelenekçi bir adam benim yaşımda bile bulamazsın.
  • Hâlâ seksiyim. Ama kendi kategorimde. Ben bir erotik film yıldızıyım. Erotik kasetler satan dükkanlardaki kategorilere bakarsanız farklı farklı kategoriler görürsünüz. Benim de sadece kategorim değişti.
  • Seksi bıraktım, tamamen bıraktım ve çok rahatım. Çünkü bütün kötülüklerin anası seks. Buradan herkese söylüyorum. Un da yiyin, şeker de tuz da. Kilo da alın, hiç sorun yok. Yeter ki seks yapmayın.
  • Memleketin şu anki şöhretli hanımlarından hiçbirini beğenmiyorum! Beğensem bu yaşla, bu tecrübeyle ve inanılmaz fiziğimle beni zaten onlardan biriyle görürdünüz. Kızım 9 yaşını geçti, kendini kızıma adamış, istikrarlı bir baba olarak ona düzenli bir hayat vermek istiyorum. Artık ortalarda aşk hikayeleriyle uğraşamam. Kızımın beni paylaşacağı hiç kimse yok, olmayacak da!
  • Seksi bırakınca nimetleri de çağlayarak geliyor. Bir kere kavga gürültü yok hayatımda. Bir ferahlık, bir kendini işine adamışlık geldi. Zaten bizim toplumumuzda kimse o kadar sevişken değil.


Onur Ünlü: Öfkeli olmayı kibirli olmaya yeğlerim

Onur Ünlü: Öfkeli olmayı kibirli olmaya yeğlerim

Yaptığı her işe gerçek anlamda imzasını koyan, “Bu, Onur Ünlü’nün işi” dediğiniz filmlerin ve hikayelerin yaratıcısı... Ama özgün olmak için en küçük çabasının olmadığını, sadece kafasının biraz farklı çalıştığını söylüyor. 

  • Bence sen nasılsan eserin de öyle oluyor. Bir nevi aynan gibi. Eser denilen şey en temelde özgünlüktür. Ama bir işin değişik olması için özel çaba sarf ederseniz hakikaten değişik ve kötü olur. (Gülüyor...) Ben değişik olsun diye bir şey yapmıyorum. Ama ben yapıyorum ve o iş değişik oluyor. Çünkü kafam biraz böyle çalışıyor.
  • Ben, şiddet meselesini sadece kadınlar üzerinden algılamıyorum. Erkek çocukları ve yetişkin erkekler de buna maruz kalıyor. İş yerindeki mobbing de bunun bir parçasıdır. Söylendiği gibi faşizm topla tüfekle gelmez. Küçük hareketlerle, günlük hayattaki dokunuşlarla, yavaş yavaş gelir. Kadına yaşatılan faşizmi, aslında hayatın içinde biraz gücü olan herkesin herkese yaşattığını görmezden gelemeyiz.
  • “Affetmek özgürlüktür, insanı hafifletir” deniyor. Buna katılmıyorum. Dışarıdan baktığında bağışlamak çok romantik ve tatlı bir fikir, onu yapabildiğinde bilge oluyorsun zaten. Bu anlamda İsa Peygamber’i anlıyorum ama ben, bana vurana diğer yanağımı çevirmeyi reddediyorum. Çünkü ben İsa Peygamber değilim, zavallı bir ölümlüyüm. Zaten affetmek kibri de içeren bir durum. Ben öfkeli olmayı kibirli olmaya yeğlerim.
  • Ben Hazar’la (Ergüçlü) birlikte olmaktan gurur duyuyorum. Hayatımda kendimle ilgili gurur duyduğum şeylerin başında geliyor. O yüzden ilişkimizle ilgili yapılan olumsuz yorumlara anlam veremiyorum. 
  • Hazar çok acayip bir kadın. Beni başından beri çok etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Onunlayken her gün yeni bir sürprizle karşılaşıyorum ve bu benim en önem verdiğim konulardan biri. Bir şeyin bitmemesiyle çok ilgileniyorum. Ve görünen o ki Hazar bitecek gibi değil!
  • Hazar’la otururken, konuşurken, yemek yerken, dolaşırken bir film izlerken kendinden 19 yaş küçük biriyle o şeyleri yaptığını düşünmüyorsun. Bütün kalbimle söylüyorum ki oturup da yaş farkı hesabı yapmamıştım. Çünkü aklıma bile gelmedi. Çünkü Hazar’la birlikteyken buna ihtiyaç duymuyorsun. Hazar’da bütün bunların üstünde çok büyük şeyler var yani. Onlara tutulup kalıyorum zaten.

Herkes çok mutsuz

Herkes çok mutsuz

O bir klasik. Yıllar geçtiğinde de var olmaya devam edecek, hiç eskimeyecek. Büyük ihtimal çocuklarımız bile kalpleri kırıldığında onun bir parçasıyla ağlayacak, içecek, iyileşecek. Çünkü o, kendinden ne çıkıyorsa olduğu gibi ortaya koymayı becerebildi. Uzun zamandır yeni şarkılar yazmıyor. "Galiba bir daha hiç yeni şarkılar yazmayacağım" diyor. Olsun… Karşınızda Teoman.

Röportaj: Işıl Cinmen

  • Facebook’ta, Instagram’da herkes mutluluktan ölüyor neredeyse ama bu, yalan işte. Birebir ilişkide anlıyoruz nasıl birileri olduklarını… Ben, derin sohbetlere girdiğimde, herkes yelkenleri suya indirip kendi gerçeğini gösterdiğinde kopkoyu şeyler görüyorum, genelde de derin bir mutsuzluk. Herkes çok mutsuz.
  • Benim kara deliğimde, huzursuzluk, amaçsızlık, dünyanın gidişatına karşı korku, can sıkıntısı, yalnızlık var. Gelecekten ödüm patlıyor. Bu koyuluk perspektifinden çıkmaya çalışmak tam zamanlı bir iş benim için. Öyle biri olmamaya çalışıyorum düşüncelerimi kontrol etmeye çalışarak. Ama bana şarkı yazdıran da o ‘koyu’ bakış açım.
  • Kan değerlerime bakarsan gençmişim. Bunca yıl hor kullanılan bir beden için çok çok iyi bir sonuç. Ama ruhen yaşlı hissediyorum. Birçok şeyin hazzı, anlamı yok olmuş benim için. Yeni bir şeyler yapmaktansa, geçmişi geleceğe taşımakla ilgiliyim.
  • İlişkilerimde hep temkinli davrandım. O yüzden de aşklarını onlu sayılarla ifade edenlerden değilim. Bir şeyin ‘aşk’ olduğunu kabul etmem zor oldu hep, ayrılışlarım da sancılı oldu. Belki sancı meselesi iyi bir açıklayıcı olur. Ayrılış sancılıysa aşk, değilse değil.
  • Seks, bir yarayı kapatmak içinse boş bir çaba. Ağrıyı geciktiriyor ama azaltmıyor. Ama kalbimiz yaralıyken ya da birini sevecek mecalimiz yokken ya da yalnızlık çekilmezken birilerinin varlığına yine de ihtiyaç duyuyoruz. Uzun süreler boyunca böyle yaşadıkça da ağrı kesici niteliğini kaybediyor bu ilişki biçimi. Yalama oluyorsun.
  • Ruh bizden sonra var olmaya devam ediyorsa, benimki benim mezarımın başında durup şöyle derdi: “Geldi, geçti işte!”

Kıraç: Şehirli kadın çocuklarına bakmıyor evde kahvaltı bile hazırlamıyor

Kıraç: Şehirli kadın çocuklarına bakmıyor evde kahvaltı bile hazırlamıyor

Hafızamıza kazınan birçok şarkıda onun imzası var. Ama sık sık farklı meselelerde dile getirdiği düşünceleriyle de tartışma yaratıyor. Diyor ki: “Orhan Pamuk’un kitaplarına şöyle bir baktım ve hiçbir işe yaramadığını hemen anladım. Yazdıkları zırva, Türkçeyi yanlış kullanıyor."

Röportaj: Oya Çınar

  • Ne yaşamış? Ne biliyor Orhan Pamuk? Bu tip isimlere kıymet verenler kendilerini bu ülkeye ait hissetmeyen, kendi ülkesine, insanına gökdelenlerin tepesinden bakan, neo liberal, ukala, tuhaf bir kesim.
  • Türkiye’de benim istediğim bir yönetim de yok, muhalefet de yok. Hal böyleyken de korkuya yenik düşüp her yapılanı alkışlamak, her yerde görünmek benim yapacağım iş değil. Rahatsız olduğum her konuda konuşurum.
  • Sen ruhundan ve kimliğinden ödün verdiğinde o sanat olmuyor. Sadece daha çok insana ulaşmış biri daha oluyorsun. Yahu Nazım Hikmet, Yaşar Kemal niye İngilizce yazmadı? Bırak, sen yaz kendi dilinde, seni çevirsinler. Dünyaya entegre olmaya çalışıyor bu zavallı insanlarımız. Bu da gerekli bir şey değil mi? Hayır çünkü bu bir sömürülme biçimi.
  • Kadınların sanıldığı gibi duygusal olmadığı konusunda netim. Boşanan kadın üç ayda toplarlanıyor, adam darmaduman oluyor.
  • Çocuklara yabancı dadılar bakıyor. Hafta sonu kahvaltıcılar tıklım tıklım. Şehirli kadın çocuk bakmayı geçtim, evde kahvaltı bile hazırlamıyor. Bu yanlış algıyı parçalamak lazım.


Muazzez İlmiye Çığ: 60 yaşına gelip de hâlâ okuma yazma bilmeyenleri görünce deliriyorum

Muazzez İlmiye Çığ: 60 yaşına gelip de hâlâ okuma yazma bilmeyenleri görünce deliriyorum

Osmanlı’nın son yıllarına, iki dünya savaşına ve Cumhuriyet’in her dönemine tanıklık etti. Dünyanın sayılı Sümerologlarından, 106 yaşında, gerçek bir bilim insanı. Diyor ki: "60 yaşında okuma yazma bilmeyenleri görünce deliriyorum. Bunun bahanesi yok, 1930’ların yokluğunda bile öğrenme aşkı vardı. Hâlâ Cumhuriyet’in ilk 10 yılında yapılanların üzerine çivi çakamadık."

Röportaj: Oya Çınar

  • Hayatım dolu dolu geçti. Dalgalarda kaldım ama hiç boğulmadım. Hep su yüzünde kaldım. Çok çalıştım… 
  • Bedeniniz bazı şeylere eskisi gibi izin vermiyor ama ruh yaşlanmıyor. Duygular hiç değişmiyor. Gençlikte nelere ağlıyorsam hâlâ aynı şeylere ağlıyorum. Nelerden heyecan alıyorsam aynı şeylerden heyecan alıyorum.
  • Her sabah gazetelerimi gözden geçiriyorum. Bol bol okuyorum. Şimdi ‘Türkçenin Dirilişi Hareketi’ kitabı var elimde. Magazine de bakıyorum. Gazetelerin eklerini okurum. Artistlere martistlere bakıyorum, ne yapıyorlar diye. Ama sanatta ve sporda başarılı gençlerimize az yer veriliyor. Zaten Osmanlı’dan kalan kötü bir imajımız var. Bakın dünyaya, Avrupa’ya... İkinci Dünya Savaşı’ndaki rezaletleri, her türlü pislikleri unutuldu ama Beethoven hatırlanıyor! Sanatın böyle bir gücü vardır! Biz de Osmanlı’dan kalan bu kötü imajımızı temizlemek istiyorsak kendi Beethoven’larımızı yetiştirmemiz lazım.
  • Gençler, çok okusunlar. Çalışsınlar. Lisan öğrensinler. Türkçeye çok önem versinler. Lisan öğrenmek başka, kendi diline sahip çıkmak başka. Kendi dilimizin içine çok rica ediyorum yabancı kelimeleri sokuşturmasınlar. Önyargılı olmasınlar. Dedikodudan uzak dursunlar.
  • Ben hiçbir şeyden yılmam. Yılıp da geri çekilmem.

Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Onlar ilk sayımızdan beri bizimle! Hep gündemde olan 18 ünlü isim