Boğaziçi'nde hüzünlü bir şato

Müşir Zeki Paşa Yalısı, bir yalı gibi görünmez. Başka bir dünyadan gelip Boğaziçi'nde, kayalıkların üzerine kurulmuş bir şatoya benzer. Müşir Zeki Paşa yalıyı hırsla ve arzuyla inşa ettirdi. II. Abdülhamit'ten para dilendi. Fakat yalı bittiğinde felaketler başladı. Zeki Paşa'nın görevine son verildi. Damadı Ali Kemal linç edildi. Büyük bir aşkla evlenen yalının sonraki sahiplerini karanlık günler bekliyordu...

09 Aralık 2012, Pazar 05:00
A A
Boğaziçi'nde hüzünlü bir şato

MEHMET ÇELİK

mehmet.celik@posta.com.tr

Zeki Paşa, II. Abdülhamit döneminde yaşamış, Müşir (Mareşal) rütbesine kadar ulaşmış başarılı bir komutandı. II. Abdülhamit’in sadık adamlarından biriydi. Müşir Zeki Paşa 20 yıl boyunca askeri okulların komutanı olarak görev yaptı. Bugünkü yalının yerinde Şefik Bey’in ahşap bir yalısı vardı. Müşir Zeki Paşa, Şefik Bey’in yalısını satın alıp yıktırdı. İhtişamlı ve farklı olmasını istediği yalısını Pera Palas, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Ahmet Afif Paşa Yalısı gibi ünlü binaların mimarı Aleksandr Vallaury’ye yaptırdı. Kalıcı olmasını istediği için çok özen gösterilen yalının inşaatı, Zeki Paşa’nın gücüne ve servetine rağmen yavaş ilerliyordu. Eğer aynı hızla ilerlerse yalı inşaatı uzun yıllar sürecekti.

YALI İÇİN PARA DİLENDİ

Bunun üzerine Müşir Zeki Paşa, 1899’da II. Abdülhamit’e yazdığı bir mektup ile yalısının inşaatı için para dilendi. Zeki Paşa’nın tarihe geçmiş olan ünlü mektubunda özetle şöyle yazılıdır: “Sadrazam Paşa kullarına 16 bin lira verilmiş, mahrumiyetimi onunla mukayese edince kendimi denize atasım geliyor! Allah için merhamet buyurulması ve hiç olmazsa yaz günleri ailemin oturması için Rumelihisarı’nda harabe halini almış olup fena manzara teşkil eden sahilhanenin inşaatı için hazineden beher hafta yüzer lira olmak üzere beş bin lira ihsan buyurulmasını istirham ederim.” Padişah parayı verdi. Yalı inşaatı devam etti. Ancak sanki hem Zeki Paşa’nın hem de yalıda payı bulunan II. Abdülhamit’in kaderi muhteşem yalının inşaatına bağlı gibiydi. PAŞA

GÖZDEN DÜŞÜYOR

Yalının inşaatı ve iç düzenlemesi bittiğinde 2. Meşrutiyet ilan edildi. II. Abdülhamit, uzun süren iktidarı boyunca tepki çeken sadık adamlarından bir kısmını feda ederek bir süre daha iktidarda kalmayı denedi. İlk feda edilenler arasında Zeki Paşa vardı. Tutuklanan ve rütbeleri sökülen Zeki Paşa, Bizans döneminde imparatorların ve ailelerinin sürgün yeri olan Büyükada’da zorunlu ikamete gönderildi.

Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan Manuk Azaryan’a ait köşkü satın alan Zeki Paşa, Büyükada’da yaşarken daha sonra damadı olacak gazeteci Ali Kemal ile tanıştı. Zeki Paşa’nın Büyükada’da başlayan sürgün yılları, Rodos ve Viyana’da devam etti. Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından İttihatçıların tasfiyesiyle ancak İstanbul’a dönebildi. Fakat maddi açıdan zorluklar yaşıyordu. Zeki Paşa bu dönemde gayrimenkullerini birer birer sattı. Nihayetinde Zeki Paşa gözden düşmüş biri olarak, 1914’te çok sevdiği yalısında hayata veda etti.

ALİ KEMAL’İN SONU

Zeki Paşa’nın damadı Ali Kemal Bey dönemin parlak aydınlarından biriydi. İstanbul’daki en büyük kişisel kütüphanelerden biri ona aitti. Coşkulu bir kişiliğe sahip olan Ali Kemal Bey muhalif bir gazeteciydi ve İttihat Terakki düşmanıydı. Bu nedenle hayatının bir dönemi sürgünde geçti. Ali Kemal Londra’daki sürgün yıllarında ilk eşi Winfred Brun ile evlendi. Londra Belediye Başkanı Boris Johnson, Ali Kemal’in İngiliz eşinden torunudur. İkinci kez sürgüne gittiği vakit kendisinden 26 yaş küçük, Müşir Zeki Paşa’nın kızı Sabiha Hanım ile evlendi. Evlendikten sonra İstiklal Caddesi’nde şimdiki Odakule binasının yanında yer alan kayınpederi Zeki Paşa’ya ait köşke yerleşti.

Ali Kemal’in imparatorluğu dünya savaşına ve felaketlere sürükleyen İttihat Terakki düşmanlığı zamanla bu hareketin devamı zannettiği Milli Mücadele hareketi karşıtlığına dönüştü. Ali Kemal’in yazıları Anadolu’da büyük tepki topluyordu. Ali Kemal ise 10 Eylül 1922’de çıkan son yazısında zafer kazanan Ankara Hükümeti’ni alkışlamış, Milli Mücadele hakkında olumlu düşünceler yazmıştı. Fakat bu durum olayları engellemedi. Teşkilat-ı Mahsusa tarafından İstanbul’dan kaçırıldı. Ankara’da yargılanacağı söylendi. Ama öfkeli ve acımasız kişiliğiyle tanınan Nurettin Paşa’nın planıyla İzmit’te linç edildi. Kafası çekiçlerle ve taşlarla kırılarak öldürüldü. Çıplak vücudu ayaklarına ip bağlanarak sokaklarda dolaştırıldı.

Tarihin akışını değiştiren aşk

Son Osmanlı padişahı Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan’ın güzelliği dillere destandı. Pek çok kişi onunla evlenmek istiyordu. Talipleri arasında İran Şahı da vardı. Mustafa Kemal Paşa’nın iki defa Sabiha Sultan’la evlenmek için saraya dilekçe verdiği söylenir. Kimilerine göre teklif bizzat Sultan Vahdettin’den gelmişti.

Sabiha Sultan ise yıllar sonra “Mustafa Kemal Paşa sizi istemiş, pederiniz razı olmamış. Doğru mudur?” sorusunu şöyle yanıtladı: “Evet, istemiş. Benimle konuşmuş değildir ama ben çekindim ve istemedim. Zira önümde hiç de iyi örnek olmayan Enver Paşa ile Naciye Sultan’ın hayatı vardı.” Fakat bahanenin arkasında başka bir neden daha vardı. Sabiha Sultan son Halife Abdülmecit’in oğlu ve kendisinin kuzeni Ömer Faruk Efendi’ye aşıktı.

SABİHA SULTAN’IN AŞKI

Abdülmecit Efendi, daha önce örneği görülmemiş bir şekilde, Padişah Vahdettin ile görüşüp kızını istedi. Eğer bu evlilik olmazsa Ömer Faruk Efendi’nin intihar edeceğini söyleyerek ikna etti. Böylece hanedan içinde yapılmış ilk evlilik gerçekleşti. Aşıklar onlar için satın alınan Müşir Zeki Paşa Yalısı’na yerleşti. Ama yalıdaki mutlulukları uzun sürmedi. Başkent İstanbul işgal edilmiş, Milli Mücadele hareketi başlamıştı. O sıralar Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başkanlığını yapan Ömer Faruk Efendi, Anadolu’ya geçip savaşa katılmak istedi ama İnebolu’da geri çevrildi. Böylece Ömer Faruk Efendi, yalıya geri dönmek zorunda kaldı. Ama daha kötü günler de görecekti. 4 Mart 1924’te hilafet kaldırıldı ve Osmanlı Hanedanı’nın sınır dışı edilmesine karar verildi..

‘CANIM FENERBAHÇE’

Sabiha Sultan da ailesiyle beraber yurtdışına gitti. Bir süre Avrupa’da kaldıktan sonra Mısır’a taşındılar. Ama ne olduysa büyük aşkları Mısır’da bitti. Fenerbahçe’ye ve Sabiha Sultan’a aşkla bağlı olan Şehzade Faruk Efendi, Sabiha Sultan’ı 1948’de ‘boş ol’ kağıdı gönderip boşadı. Menderes Hükümeti’nin 1952’de hanedanın kadınlarına Türkiye’ye girişi serbest bırakmasından sonra Sabiha Sultan, Türk vatandaşı oldu. ‘Osmanoğlu’ soyadını alıp İstanbul’a yerleşti. Sabiha Sultan, 26 Ağustos 1971’de büyük kızı Hanzade Sultan’ın Yeniköy’deki yalısında vefat etti. Şehzade Ömer Faruk Efendi ise Türkiye’ye bir daha dönemedi. 45 yıl sürgünde yaşadı. “Canım Fenerbahçe” diyerek 28 Mart 1969’da Kahire’de öldü.

(02.12.2012 tarihli Posta Karnaval'dan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
SIRADAKİ HABER Başrol oyuncusuna ayakkabı fırlatabilirsiniz