'Borneo'da ağaç kabuğu Amazonlar'da karınca yedim'

'Borneo'da ağaç kabuğu Amazonlar'da karınca yedim'

Attila Atasoy, sadece sarı saçlarıyla değil; müziğiyle, şarkı sözleriyle de dönemin şarkıcılarından farklıydı. Onu diğerlerinden ayıran başka bir fark da eczacı olmasıydı

20 Mayıs 2012, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

SERAL CUMALI

scumali@posta.com.tr

Meşhur şarkısı “Söyle şimdi nasıl haberler haberler/ İyi mi kötü mü haberler” gibi bütün şarkılarının sözleri akılda kalır, dilimize takılırdı. Onu tanıdığımızda 17 yaşındaymış; bunu röportaj sırasında öğrendim. Şimdi 58 yaşında. Ve artık o bir gezgin. Dünyanın en ücra köşelerinde yerli halkın yaşamına sirayet ediyor, onlar gibi yaşıyor.

Etiler’deki evinde buluştuk. Dünyanın dört bir yerinden taşıdığı eşyalar, evinin dekorunu oluşturuyor. Yine dünyanın her yerinden aldığı şapkalardan oluşan müthiş bir şapka koleksiyonu var. Çok misafirperver, içten ve eğlenceliydi. Üstelik yeni bir albümü de müjdeledi...

Hun İmparatoru Attila’nın, şair Attila İlhan’ın ve sizin adınız iki t ile yazılıyor. Tek t ile yazılınca da kızıyormuşsunuz...

Doğrusu iki ‘t’. Ama yıllarca basın iki ‘l’ ile yazınca, insanlar da öyle algıladılar. İlk birkaç yıl çok kızıyordum. Tarihteki Attila’ya dayanarak ismim konulduğu için “Bu ne cehalet” diyordum. Sonra alıştım; demek ki insanlar böyle daha ahenkli ve kolay buluyorlar. Neticede her ikisinde de ben anlaşılıyorum.

Siz o dönemin şarkıcılarından farklı olarak eczacıydınız...

Popçu olmak annelere karalar bağlatırdı. Çünkü hep hüsran öyküleri anlatılıyordu. Ailem de “Oğlumuz çalgıcı oldu” diye karalar bağladı. Babam Kırım Türklerindendi, despot ve tutucuydu. “Okulunu bitir de sonra ne yaparsan yap” dedi. 1972’de 17 yaşındayken tanınmaya başladım. Ama babamın da dediğini yaptım. Hem eczacı oldum, hem şarkıcı.

Eczacılık yaptınız değil mi?

30 yıl. 7 ay önce bıraktım, özgür hissettim.

Şöhretle aranız nasıldı?

Ne şöhret ne onun psikozları beni bağladı. Öyle olunca da sıradanlığın eşsiz lezzetini bulmak için yollara düşüyorsunuz benim gibi...

Besteleriniz de o zamana göre daha ileri sound’lardı; Dilenci, Söyle Nasıl Haberler...

O dönem biz şarkılarımızı birebir yaşayarak, sürünerek, ağlayarak, zırlayarak yapardık. Yaşadığımız şeylerden şarkı oluştururduk. Hala o yüzden dinleniyor. Şimdi şarkıları bilgisayar başında yapıyorlar.

O şarkıları bugünlere getiren ne?

O şarkılar bozulmamış zamanların şahitleridir. Hiçbir hesap kitap yok, çalma çırpma yok, içindeki neyse onlardır o şarkılar... Halen onlara ihtiyaç duyulması o yüzden. Çünkü duygu eksikliği var. Oysa insan duygu ihtiyacında.

“Nilgün de çapkın kadındı, bir ipte iki cambaz olmadı”

Aşkta çok kalbiniz kırıldı mı?

Çooook.

Siz çok kalp kırdınız mı?

Kırmışımdır tabii. Etme bulma dünyası.

Nilgün Belgün’le yaşadığınız aşk var...

1984-90 arasında çok fırtınalı bir aşk yaşadık.

Sonra da çok iyi dost kalmışsınız. Hatta dün akşam birlikte eğlenmeye çıkmışsınız...

Sonradan vazgeçemediğimiz bir yanımız olduğunu keşfettik: Arkadaşlığımız. Bunu kaybetmeyi ikimiz de istemedik. Çünkü ikimizin de en önem verdiği şey dostluk ve arkadaşlıktı. Ama o zamanki heveslerimiz, hırslarımız ve hayattan beklentilerimiz bir süre sonra uyuşmamıştır. Belki de bir ipte iki cambaz gibiydik...

Çapkınlıklar girmiş galiba...

Öyle diyor ama o da çapkın bir kadındı. Ben de ona güvenemediğim için... Gençlik tabii. Arada küser barışırız ama yine vazgeçemeyiz.

Arkadaş kaldığınız başka eski aşklarınız var mı?

Bir iki tane var. Bana, “Ne biçim iş bu” diye soranlar oluyor. Herkes bunu anlayamaz. Bunun için yaşamışlık gerekiyor. Hala gördüklerimden bazıları kızkardeşim gibi gelir bana. Ama aşk bitmiyor tabii ki. Koyu aşk derecesinde yaşanmışlıklar arkadaşlığa dönüşemiyor. Ama biz Nilgün’le bunu başardık.

Siz de epey çapkınmışsınız...

Sadece genç, bekar bir erkek ne kadar çapkınlık yapabildiyse. Baktım yalnız kalıyorum, hormonlar da çalışıyor, halkın malı olayım dedim!

Onun için mi bir kere evlendiniz sadece?

Evet, özgürlüğüme çok düşkünüm. Evlilik 5 yıl kadar sürdü; bir kızım oldu. Eee yeter o kadar. Evlilik beni hep ürkütmüştür. Ben yay burcuyum, özgürlüğüme aşığım.

Kızınızla ilişkiniz nasıl?

Ada 17’ye girdi. Üsküdar Amerikan’da okuyor. Çok görüşemiyoruz ama görüştüğümüz zaman çok iyiyiz. Zaman zaman biraraya geliyoruz. Tabii ayrı anne babaların sorunlarını o da yaşamıştır. Önceleri ben de kızımı görmekle ilgili çok sorun yaşadım. Epeyi zor dönemler geçirdim açıkçası.

“Farklı coğrafyalarda farklı soluklar alarak sağlıklı kaldım...”

Daha sonra hayatınızda neler oldu?

Keşfetmeyi, farklı coğrafyalarda farklı soluklar almayı, kendimi geliştirmeyi ve bu sayede sorunlarımdan arınmayı seçtim. Yaşadığım birçok hüsrana rağmen bu sayede sağlıklıyım.

Ne hüsranlar, ne acılar yaşadınız?

Malum aşk acıları, dost kazıkları, piyasanın nankörlükleri, emeğinin karşılığını alamamalar, umutsuzluklar. Bu çetrefilli bir yol, hiç dışarıdan göründüğü gibi değil. Neticede yapayalnızsınız. Ayakta yalnız durmak zorundasınız.

 “Ruh sağlığımı düzeltmek için geziyorum” demişsiniz... Neden ruh sağlığınız bozuldu?

Bozulmaz mı? İstanbul’da yaşamak ruh sağlığına en zararlı şeylerden biri. Kaldı ki nankör bir piyasada top koşturuyorsunuz, onun hüsranları var. Her zaman ruh sağlığı bozulabilecek bir dönemde yaşıyoruz. Ben de farklı coğrafyalarda farklı soluklar alarak zaman zaman içine düştüğüm çıkmazların üstesinden geldim. Hem kendi duvarlarımı yıkma zaferine erdim, hem de hayata doğru bakmayı öğrendim.

Ne zamandır gezginsiniz?

Bilinçli olarak 1987’den beri geziyorum. Arada Hürriyet Seyahat’te gezilerimi anlatıyorum, o da iyi bir belge, iyi bir motivasyon oluyor. O kadar çok koşturdum ki; bir bakıyorsunuz yaşınız 40 küsurlere geliyor. Önce kendi duvarlarınızı yıkmakla işe başlayıp kendinize olan görevleri yerine getiriyorsunuz. Buna ikinci gençlik çağı, hatta yeni gençlik çağı diyorlar.

Size o güzel şarkıları, yaşadığınız aşklar yaptırmış. Yeni gençlik çağında şarkı yaptıracak aşklar yaşıyor musunuz?

Hayır... Başka boyut kazanıyorsunuz. Hayattaki birçok zevkin aşk derecesinde tadını çıkarırsanız eğer, dostlarla biraradalık bile size bu anlamda bir tat veriyorsa, diğerine ihtiyaç duymuyorsunuz. İlla hormonal bir aşka şarkı yapmanın da anlamı yok. Daha ulvi şeyler aradım. Hayatın başka güzelliklerinin farkına varıyorsunuz. Tabii ki ilişki, tatmin yaşamak güzel, yakalarsanız aşk boyutunu yaşamak güzel. Ama belli bir zaman sonra böyle bir ihtiyaç hissetmiyorsunuz. Aman illa da aşık olayım da şarkı yapayım hesabım hiç olmadı, bundan sonra da olmaz. Geçtiğimiz yıl annemi kaybettim, ona yaptığım bir şarkı var en son. Bir de Aysel Gürel’in gitmeden evvel bana yolladığı şiire besteleğim şarkı var.

Gezilerinizi bir program dahilinde mi yapıyorsunuz?

Tek destinasyonlu yerlere grup olmaksızın kendi başıma gidiyorum. Kendi başıma keşfetmeyi seviyorum. Ama çok uzaklar ve ekstrem yerlere, hem daha ucuza getirmek hem de daha güvenli yolculuk etmek için grupla gidiyorum. Mesela Afrika’da birçok yere gruplarla gitmek emniyetli. ¦ Hangi gruplarla geziyorsunuz? UNESCO Dünya Miras Gezginleri, Gezginler Kulübü, başka sivil toplum örgütleri ya da acentalar, ya da 3-5 kişi biraraya geldiğimiz topluluklar var.

Turist değilim, gezginim diyorsunuz; nedir fark?

Gezgin demek turist demek değildir. Birinci şart yerel yaşama sızmaktır, müze gezmek değil. Papua Yeni Gine’de kaldığım odada banyo yoktu, böcek doluydu. Gezgin her koşula ayak uydurabilen kişi demektir. Onun için ben ne yemek seçerim, ne yer seçerim.

Neler yediniz gittiğiniz yerlerde?

Ne bulursak. Aç kalırsak her şeyi yeriz. Biz o bölgeyi her haliyle yaşamak için birçok şeyi deneyim olarak da yapıyoruz. Amazonlar’da karınca yediğimiz gibi Borneo’da da ağaç kabuğu yedik. Timsah ve yılan eti de yedik. Gittiğim yerlerde derhal o yerel yaşama sızıyorum, o insanlar nerede ne yiyorsa ben de onu yiyorum, nerede yaşıyorsa orada yaşıyorum, oranın batakhanesine de sızıyorum.

Bolivya’da nikah şahitliği yapmışsınız...

Onlar Panteist (Evrenin Tanrı ile özdeş olduğuna inanıyorlar) ve Hıristiyan karışımı dini inanışa sahip. Oradaki yerel acenta Türkiye’den gelmiş müzisyen, çalgıcı biri olduğumu biliyor; onun vasıtasıyla rica ettiler. Ben de seve seve nikah şahitliği yaptım. Konvoy halinde törenleri vardı, ona da katıldım. Çok tatlı insanlardı. Antik uygarlıkların devamı, özlerini yitirmemiş, nadir ırklardan birisi.

Kaldığınız en ilginç yer neresiydi?

Senegal- Gambiya arasında Senegambia Ulusal Parkı var, onun göbeğinde bir konaklama tesisinde kaldık. O oda kaldığım en kötü yerdi, yatak çöküyordu, perde düşüyordu, duvarda bir sürü haşere, kertenkele dolaşıyordu. Onlarla dost olmayı benimsedim. Bir gece kaldık, her şey çok kötüydü. Odadan vahşi ormana çıkıyordunuz. Silahlı nöbetçiler bizi koruyordu.

Tehlike atlattınız mı?

Böcek sokması haricinde yaşamadım.

(13.05.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Yaz geliyor farkında mısın? Peki, yaza hazır mısın?