Bugün rahatça giydiğimiz bu kıyafetler için zamanında çok büyük bedeller ödeyen kadınlarla tanışın!

Tarihte bir kadın özgürlük için bir hamle yapıyor, bu hamle kısa sürede bir devrime dönüşüyor ve bu sayede günümüzde biz kadınlar hiçbir bedel ödemeden istediğimiz kıyafetleri giyebiliyoruz. Sizce de bu hikayeler çok teşekkür edilesi değil mi?

29 Eylül 2020, Salı 11:07 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
Şort

Şort

Tüm dünyada kadınların pantolon dahi giyebilmeleri için büyük savaşlar verilirken 1937’de Toronto’da 2 kadının belki de dönemin en feminist kararını alıp sokağa kısa şortlarıyla çıkması sonucu şortların da kadınlar tarafından giyilebileceği herkese gösterilmiş oldu. 

Bikini

Bikini

Kadınların erkeklerle birlikte deniz, göl, dere gibi yerlere girmesine uzun süreler boyunca neredeyse hiç rastlanmazdı. 1800'lerden beri uzun kollu ve bacaklı yüzme elbiseleri mevcut olsa da, gerçekten rahatça yüzmeyi sağlayacak özel bir kıyafet de mevcut değildi zaten. 1930’lar geldiğinde ilk kez tasarlanmış mayo sayesinde kadınları yüzerken görme kavramı başladı. 1946’da Fransız tasarımcı Louis Réard bikiniyi tasarladıktan sonra, tarihin seyrini değiştiren 1951 Miss World güzellik yarışmasında Micheline Bernardini bu gidişe dur demek niyetiyle ilk kez “bikini”yi kalabalıklar içerisinde giymeyi seçti. Üstelik diskalifiye olacağını da biliyordu. Bikini giydikten sonra hem yarışmadan atıldı hem de günahkar birisi olarak uzun yıllar etiketlendi.

Mini elbise

Mini elbise

Avusturalya’da her dönem düzenlenen ve sosyetik isimler arasında güç gösterisine dönüşen bir at yarışı etkinliği olan Derby Day yıllarca erkeklerin birbirlerine mesaj vermek için kullandığı bir yerdi. Bu etkinliğe katılan kadınlar için de özel bir dresscode ilan edilmişti; büyük bir şapka, dirsekleri geçen eldivenler, ve uzun kıyafetler. 1965 yılına geldiğimizde ise dönemin en ünlü ve en zengin modellerinden olan Jean Shrimpton’da Avusturalya’ya davet edildi. Fakat Shrimpton ilk kez bir kadının kısa bir elbise, topuksuz bir ayakkabı giyebileceğini gerçeğini sundu. Dünyanın dört bir yanından gazeteciler orada hazır beklerken tüm dünya kadınlarına verilebilecek en güçlü hediyeyi bıraktı; mini etekli elbiseler.

Şapkalar ve iğneleri

Şapkalar ve iğneleri

Şapkalar statü göstermenin en birincil yollarından biriyken, kadınlara 1900’lü yıllarda mecburi tutulan büyük şapkalar oldukça konuşuluyordu. Bu kadar büyüklükte şapkaların kafada durabilmesi için oldukça büyük bir iğne ile içeriden topuz yapılan saça tutturulmaları gerekliydi. Şapka ve şapka iğneleri ile gezen kadınlar zaman içerisinde o büyük şapka iğnesinin bir savunma silahı olabileceğini keşfetmişlerdi. Tacize uğrayan, korkutulan kadınlar şapka iğnelerini göstermeye başladıklarında iğne kullanımı yavaş yavaş yasaklanmaya başladı. Ama bu minik detay, erkekleri korkutan en güçlü moda parçası olarak kaldı.

Cep

Cep

Evet bildiğimiz cep; pantolonumuzda, montlarımızda sıkça kullandığımız bu mükemmel detay da kadınlara hak görülmeyen bir moda hamlesiydi. Kadınların mülk ve değerli şeyleri olmadığından ve olamayacağından çok emin olan terziler cepli kıyafetleri yalnızca erkeklere tasarlamayı seçmişlerdi. Bu uğurda kadınların elbiselerine, zaman içerisinde kabul gördükten sonra pantolonlarına, gömleklerine cep dikmeye başlamış ilk kadın terziler sayesinde günümüzde kadınların da cepleri var. Yine de çoğu tasarımcı hala kadın ceplerini erkeklerinden daha küçük dikmeye devam eder. 

Kot pantolon

Kot pantolon

Kot pantolon kumaşı çok dayanıklı olduğu için Amerika’da maden aramaya gidenlerin ve çiftçilik yapanların rahat etmesi için bulunmuş kalın bir kumaştır. Özellikle maden aramaya giden erkeklerin en büyük simgelerinden olmuştur. 1800’lü yılların başlarında Elizabeth Smith Miller, kadınların da birey sayılmaları, eğitim almaları, çalışmaları ve hatta oy kullanabilmeleri için harekete geçmek istemiştir. Üstelik o dönemlerde giyilen elbiselerin çok ağır ve kullanışsız olduğunu vurgulamıştır. Sesini daha çok duyurmak için pantolon giyerek konuşma yapmış, ardından gelen tepkilerden dolayı da pantolonu elbisesinin altında giymeye devam etmiştir.

Tek renk simsiyah giyinebilmek

Tek renk simsiyah giyinebilmek

Kadınların tek renk, tek parça ve özellikle simsiyah giysiler seçmesi uzun yıllar boyunca yazısız bir yasak kabul edilmiş, bunu eski dönemlerin yakılan şifacı cadılarıyla özdeşleştirdikleri için korkutucu bulmuşlardır. Modada Coco Chanel esintisinin başladığı yıllar yani 1920’lerde ilk kez simsiyah elbiseler tasarlamasıyla da Chanel efsanesi başlamıştır. 1961’de ise Audrey Hepburn’ün oynadığı Breakfast at Tiffany’s de Givenchy Chanel’in bu devriminden yola çıkıp simsiyah uzun ve ironik hale gelmiş o elbiseyi tasarlamıştır.

Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Sanki biraz soğuduk; Instagram yüzünden artık yapmak istemediğimiz 9 şey