Buket Aydın ile 40'ın konuğu Cemalnur Sargut

CNN TÜRK ekranlarında Buket Aydın ile 40'ın bu haftaki konuğu Cemalnur Sargut oldu

Son Güncelleme:
A A
Buket Aydın ile 40'ın konuğu Cemalnur Sargut

Buket Aydın 40 soru sordu, Cemalnur Sargut yanıtladı. İşte öne çıkanlar...

- Neden dedikodu yapmaktan vazgeçemiyoruz?

Boşuz, meselemiz yok, gayemiz yok. Gaye edinsek Allah'a ulaşmayı... Bu alem şu kadarcık, öbür ailem sonsuz. Oraya gittiğinde Allah seni kul hakkı ile sınamayacak mı? İki sınavımız var. Her şeyi affederim diyor. Öyle affedici, öyle aşk dolu, sevgi dolu, bir Allah 2 şeyi affetmiyor. 'Şirk koşmayı, benden fazla bir şey tapmayı'. 'Bir de kul hakkı yemeyi'. Dedikodu kul hakkıdır ve kim dedikodu ediyorsa kendi yapmadan gitmeyecektir.

Bunu kesinlikle bilsin. Başkasının aleyhinde konuşmak Allah'a reçete, davetiye çıkartmaktır. "Bana da aynı kusuru işlet lütfen Allah'ım" diye. Onun için niye insanlarla meşgulüz ki? Başkasında hata görmek yaratılışımızda var. Ama hatanın bizde olduğunu, gördüğümüz hatanın kendimize ait olduğunu, ayna gibi oradan göründüğünü bilirsek neyin dedikodusunu yapacağız? Kendi hatanın mı dedikodusunu yapacaksın? Onun için dedikodu, kibir, benlik, başkasını eleştirmek kadar saçma sapan büyük günah yok. Bu ramazan ayında dilin oruç tutması lazım dedikodudan uzak, kulağın oruç tutması lazım dedikodu dinlemeyecek, elin oruç tutması lazım harama uzanmayacak, ayağın oruç tutması lazım, gözün başka yere bakmaması lazım. İşte bütün bunları yaparsan oruçlusun. Yoksa öfkelen, sinirlen, asabi ol, başkasının aleyhine konuş. Bunlar orucu sakatlar.


- Gerçekten dışarıdan göründüğü gibi bu sevgi kelebeği misiniz?

Yok, tasavvufla ulaştım ben. Yoksa ben de tam veremli kız gibi her şeye üzülen, "karşımdakini üzdüm mü" diye çok başkalarını ön plana alıp düşündüğüm için her şeye üzülen bir insandım. Fakat tasavvuf senden çıkan sözünde Allah'ın lütfu olduğunu, karşındakinin de ona ihtiyacı olduğunu öğrettiği için hiçbir şeye üzülmeyen, gayet mutlu bir insan haline geçtim. Tabii biraz benle yaşamaları lazım insanların ya da etrafıma sormaları lazım. Biz bu alemde cennette yaşıyoruz. Allah’ın büyük bir lütfu olarak. Çünkü Allah'la beraberiz ve bizim istediğimiz cennette değil. Hani Yunus Emre Hazretlerinin buyurduğu gibi "Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle, birkaç Huri. İsteyene ver sen onu bana seni gerek seni." Ben Allah'ımı istiyorum, cemalini istiyorum. Peygamberime aşığım, O'nu çok seviyorum, O'nu istiyorum. İşte kafanız bunlarla meşgul olursa onları nasıl memnun edeceğim, daha nasıl hizmet edebilirim İslam'a? Sadece bunlarla meşgul olursa, Harakâni Hazretleri var, çok büyük sultan. O buyuruyor, "Herkes sabah kalkar bir şey ister. Ben kalkarım kime hizmet edeyim onu isterim." Sabah kalkıyorsunuz ne kırışıklarınızı görüyorsunuz, ne 70 yaşına yaklaştığınızı görüyorsunuz. Sadece çok şükür "Biraz gücüm var. Onu hizmete kullanabilir miyim? Allah'ım daha güç ver." diyorsunuz. Çok mutlu yaşıyoruz. Dünyaya gidebilme fırsatını Allah bana nasip etti. Onun için çok mutlu yaşıyoruz.


- Nazara gelmemek için hayatımızı nasıl ketum bir şekilde sürdürebiliriz?

Allah’a teslim olursanız… Allah’la konuşun, Allah’a anlatın, Allah’la paylaşın. O zaman hocanızla paylaşın. Onlardan bir zarar gelmez. Ama hakikaten olmadık bir şekilde bir şeyden aşırı sevinç duymak ya da aşırı üzüntü duymak da günahtır. Yani aşırı mutluluklar da. Çünkü mutluluklar mutsuzluklara, mutsuzluklar mutluluklara kapı açar. Hiçbir şeye aşırı üzülmemek lazım. Kamil insanların ortak özelliği bu. Harakâni Hazretleri, “Beni incecik bir iple gökyüzünden assalar, bütün dünya felaketlerini yollasalar hiçbiri tesir etmez” diyor. Çünkü her şey sevgilinin size bir mesajı. Öyleyse neyi anlatacaksınız? Olur veya olmaz. O sizin için çok önemli değil. Ama İslami bir güzellik zuhur ettiği zaman onu anlatın. Şuna karşıyım; rüyada peygamberi gördüğünü öyle bir anlatıyor ki benim bile ağzımın suları akıyor. Nazar değer. Ben göremiyorsam nazar değer. Onun için hocanıza anlatın. 

ya da etrafıma sormaları lazım. Biz bu alemde cennette yaşıyoruz. Allah’ın büyük bir lütfu olarak. Çünkü Allah'la beraberiz ve bizim istediğimiz cennette değil. Hani Yunus Emre Hazretlerinin buyurduğu gibi "Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle, birkaç Huri. İsteyene ver sen onu bana seni gerek seni." Ben Allah'ımı istiyorum, cemalini istiyorum. Peygamberime aşığım, O'nu çok seviyorum, O'nu istiyorum. İşte kafanız bunlarla meşgul olursa onları nasıl memnun edeceğim, daha nasıl hizmet edebilirim İslam'a? Sadece bunlarla meşgul olursa, Harakâni Hazretleri var, çok büyük sultan. O buyuruyor, "Herkes sabah kalkar bir şey ister. Ben kalkarım kime hizmet edeyim onu isterim." Sabah kalkıyorsunuz ne kırışıklarınızı görüyorsunuz, ne 70 yaşına yaklaştığınızı görüyorsunuz. Sadece çok şükür "Biraz gücüm var. Onu hizmete kullanabilir miyim? Allah'ım daha güç ver." diyorsunuz. Çok mutlu yaşıyoruz. Dünyaya gidebilme fırsatını Allah bana nasip etti. Onun için çok mutlu yaşıyoruz.


- Nazara gelmemek için hayatımızı nasıl ketum bir şekilde sürdürebiliriz?

Allah’a teslim olursanız… Allah’la konuşun, Allah’a anlatın, Allah’la paylaşın. O zaman hocanızla paylaşın. Onlardan bir zarar gelmez. Ama hakikaten olmadık bir şekilde bir şeyden aşırı sevinç duymak ya da aşırı üzüntü duymak da günahtır. Yani aşırı mutluluklar da. Çünkü mutluluklar mutsuzluklara, mutsuzluklar mutluluklara kapı açar. Hiçbir şeye aşırı üzülmemek lazım. Kamil insanların ortak özelliği bu. Harakâni Hazretleri, “Beni incecik bir iple gökyüzünden assalar, bütün dünya felaketlerini yollasalar hiçbiri tesir etmez” diyor. Çünkü her şey sevgilinin size bir mesajı. Öyleyse neyi anlatacaksınız? Olur veya olmaz. O sizin için çok önemli değil. Ama İslami bir güzellik zuhur ettiği zaman onu anlatın. Şuna karşıyım; rüyada peygamberi gördüğünü öyle bir anlatıyor ki benim bile ağzımın suları akıyor. Nazar değer. Ben göremiyorsam nazar değer. Onun için hocanıza anlatın. Kendiniz iki rekât şükür namazı kılın, Allah’a anlatın. “Be güzel gördüm, ne kadar nasipliyim” deyin. Yani çok hadiseleri olmadan söylemek, o hadiseyi engelleyebilir.


- Dünyevi anlamda aşk insanı olgunlaştırır mı?

Sevdiğim kişiler çok oldu. Fakat hiçbirinde tam sevmediğimi, Allah’ı sevdiğimi anladım. Allah aşkına ben ulaşamam. Ayette, “Ben seni sevemezsem, sen beni sevemezsin” diyor. Demek ki seviyor olmalı ki beni yanına çekti. Ama dünyevi aşklardan giden insanlar var. Leyla ile Mecnun gibi. Ben bu hikâyeyi çok seviyorum. Leyla benim gibi kara kuru çok çirkin bir kızmış. Mecnun da ona çok aşık. Harun Reşit de gelmiş demiş ki “Sen hakikaten Leyla mısın? Şu Mecnun’un deli gibi aşık olduğu hakikaten sen misin?”. Leyla’nın cevabı muazzam. “Ben Leyla’yım da sen Mecnun değilsin. Benim güzelliğimi göremezsin” demiş. Dolayısı ile Allah aşkı nasip meselesidir. Ama birine aşık olarak da giden, Mecnun’un “Ben baştan aşağı leyla kesildim, sen de kimsin?” diyecek kadar Leyla’ya aşık olduğunu biliyoruz. Oradan da gidenler var. Hani beni o konuda seçmedi. Beni daha kendiyle meşgul ederek seçti. Allah’ıma binlerce şükür. Diğer şekilde olanlara da hürmetimiz sonsuz. Ama gidebiliyorsa. Orada kalıyorsa o da felaket olur.

-Kadınlara, çocuklara, hayvanlara uygulanan şiddetin önüne nasıl geçilebilir?

Kuran-ı Kerimi anlamıyoruz ve bilmiyoruz. Allah ayette "Her şey beni tesbih eder" diyor. Şurada milyonlarca atom "Allah, Allah" diye dönüyor değil mi? Bir mutasavvıf asla ve asla şunun üstüne vurmaz. Neden? Burada Allah diye dönen atomun üstüne vurabilir misin? Maddeye vurmazsa, yere hızlı basamazsa... Peki, bitkiye nasıl hürmetsizlik edeceksin, nasıl koparacaksın? Bırak insanı, hayvana nasıl hürmetsizlik edeceksin? Hayvandan tecelli eden de onun bir ismi değil mi? Her şey diyor çünkü. "Her şey beni tesbih eder." Peki, insana nasıl hürmetsizlik edeceksin? Edemezsin. Onun için bu terbiyeyi insanlara vermek lazım. Sen kula hürmetsizlik etmekle, O'na eziyet etmekle direk Allah'a giden bir hal yaratıyorsun. Allah'ı seven insan nasıl bunu yapabilir? Sevmiyoruz Allah'ı, kula tapıyoruz. Kula da takmıyoruz, kendimize tapıyoruz. "Benim istediğim gibi olmadı" diye düşman oluyoruz insanlara. Bunun tek düzelme yolu, Allah aşkını çoğaltmak, İslam tasavvufunu anlatmak, Allah'la ilgili bilgileri arttırmak. Çünkü bilmediğin bir şey âşık olamazsın, bilmen lazım. Öyle yaparsan İşte bu tasavvuf ilişkileri kurmaya çalıştığımız, bu edep terbiyeleri, insanla Allah ilişkisini arttırarak, kulla ilişkiyi azaltıp Allah'la ilişkiyi çoğaltarak edep öğretiyor insana. Allah hepimize nasip etsin inşallah.


- Ruh eşi nedir? Herkesin bu dünyada bir ruh eşi var mıdır?

Ruh eşi aynı hakikati hissetmek, aynı zevke varmak demektir. Benim için tuh eşi hocamdır. Çünkü kendi diri ruhuyla beni dirilten ve benim Allah yolunda yürümememi sağlayan onun ilmi ve bilgisidir. O halde ruh eşi, aynı ilmi ve bilgiyi paylaşmak, o yol vasıtası ile Allah'a gitmektir. Eşler de bunu yapıyorlarsa ne mutlu onlara. Hakiki ruh eşleri peygamberler ve allah2ı öğreten öğretmenlerdir. Allah onlardan bizi ayırmasın. Herkesin aslında ruh eşi var ama biz görmüyoruz. Çünkü ruh eşlerimizi kişilerde arıyoruz. Bu çok saçma bir düşünce öyle bir şey yok.


Sıradaki haber yükleniyor...
SIRADAKİ HABER Ordu’da bir mahalle heyelan nedeniyle yok olma tehlikesi altında