Bülent Ortaçgil: Bir yanımız 19. yüzyılda diğer yanımız 21. yüzyılda yaşıyor, bu çelişki ağır geliyor

“Çözdüm her şey çok basit, denize doğru” demişti yıllar önce. Dediğini yaptı. Yılın yarısında Bozburun’dan seyrediyor dünyayı. Nispeten de olsa deniz çare oluyor galiba bir şeylere. Çünkü röportajımız sırasında o, ‘ters, soğuk adam’ yoktu karşımızda. Aksine kahkahası bol, umudu sonsuzdu. “Beni alıp iki taşın arasına da koysanız, yine güzel şeyler düşünürüm” dedi ve ekledi: “Ama toplumsal değişimler çok yavaş olur. Daha sabırlı olmalıyız.”

14 Temmuz 2018, Cumartesi 05:00
A A

Oya Çınar

oya.cinar@posta.com.tr

Neden herkes sizin için “Zor adam, ters adam” diyor?

(Kahkalarla gülüyor) Bu soruyla bana kahkaha attırabiliyorsan ne kadar zor bir adam olabilirim, sen düşün artık! “Kibirli, ters, suratsız” yargıları benim de kulağıma sıkça geliyor. Duvarlarım var, kendimi korumak adına... Ördüğüm o görünmez duvarların beni koruduğuna inanıyorum. Karşıdaki teklifsizce aşamayacağı bir mesafe olduğunu görüyor ve ben de böylece temas etmek istemediklerime az maruz kalıyorum.

O duvarın arkasında neler var?

Arka bahçede kahkahası bol bir adamım. Ülkemiz de bu açıdan çok zengin maşallah. Kızıp öfkelenecek malzememiz de, delicesine gülünecek malzememiz de çok. Hatta bence Türkiye’de insanların mizah anlayışları diğer özelliklerine göre ileride.

Yıllar kahkahalarınızı eksiltmedi mi?

Ağır gelen yüklerim var tabii. Ama yapı itibarıyla pozitif bir adamım. Beni götürüp iki taşın arasına da koysanız, ben yine oradan daha güçlü çıkacağıma inanırım. Umutsuzluk yoktur bende. Hayata böyle bakmayı seçtim ve baktığım yeri seviyorum.

Sizi en çok üzen ne?

Bana en tuhaf gelen şu: Bir yanımız hâlâ 19. yüzyılda yaşıyor. Diğer yanımız 21. yüzyılda. Bu çelişki ağır geliyor. Kimimiz çok çağdaş, kimimiz çok gerilerde. Bu insanı yoruyor. Yurtdışında bir köye gidiyorsun, bakıyorsun... Köydeki imkanlarla şehirdeki imkanlar aynı. Ama bizde tam tersi. Kentsel olanla kırsal olan arasında bir uçurum var. Hem fiziki hem kültürel olarak büyük bir yaşam farkı var. Ülkemizin her yanı eşit şekilde 21. yüzyılı yaşamıyor, bu acı veriyor.

TOPLUMSAL DEĞİŞİMLER YAVAŞ OLUR, SABREDİN

Zamana mı ihtiyacımız var?

Evet, değişimin doğru ve güzel şekilde gerçekleşmesi için ciddi bir zaman gerekiyor. Bir anda gerçekleşen değişimlerin foyası çabuk çıkıyor. Hakiki olmuyor. Sen değişti sanıyorsun ama bir bakıyorsun her şey aynı. İnsan istiyor ki yaşarken görelim değişimi. Ama öyle olmuyor, zaman gerekiyor. Bu toplum daha uzun süre bu gelgitlerde yüzecek. Değişmeyecek, az değişecek... Ama sen bekleyeceksin! Her zaman iyiyi düşüneceksin. Başka çaren var mı?

Bozburun’a yerleşmek sizin için kaçış planı mıydı?

Bir şeylerden kaçma çabasını nafile ve saçma buluyorum. Çünkü her şeyden, her yerden kaçabilirsin ama kendinden kaçış yok. Bunu bilecek yaştayım. Nereye gidersek gidelim kendimizi taşıyoruz. Bu yüzden kendinden sıkılmamayı öğrenmeli insan. Hatta hayatta öğrenilmesi gereken en temel bilgi bu bence. Eşimle yılın altı ayını burada geçiriyoruz. Yaklaşık 30 yıldır... İstanbul’a ayak uyduramıyorum. Giderek daha da yabancılaşıyorum.

Neler yapıyorsunuz Bozburun’da?

Hiçbir şey! Burada hiçbir şey yapmadığımda son derece mutlu oluyorum ve zamanın asıl o zaman dolduğunu farkediyorum.

Sizi kahramanlaştıran bir dinleyici kitleniz var. Sizin kahramanlarla ilişkiniz nasıl?

Gençken kahramanlar gerekli. Yola mutlaka birine öykünerek çıkarsınız... Kendinizi buldukça kahramana ihtiyacınız kalmaz. Belki siz başkasının kahramanı olursunuz. Yani insanların kendilerine kahraman yaratmalarında sorun yok. Ama kendini var edemeyip, hayat boyu o kahramana öykünür ve peşinden giderseniz, o yanlış.

‘Hiç Canım Yanmaz’ şarkınızda, “Artık hiç canım yanmaz, çünkü kaptan denize açılmaz. Güvensiz tayfalardan mıdır, benden midir, başka bir şeyden midir?” diyorsunuz. Zaman insanı kötüye de mi alıştırıyor?

Bana sorarsan ‘denize açılamayan kaptanın güvensiz tayfaları’ cümlesi son yıllarda yazdığım en etkileyici cümlelerden biri. Üzerine çok düşünmek lazım. İnsanın içinde baskın bir şekilde dünyayı değiştirme güdüsü var. Zaman bu güdüyü köreltiyor. İnsan giderek sessizleşiyor. Her şey anlamsızlaşıyor. Artık dünyayı değiştirmeye çalışmakla çok da uğraşmak istemiyorsunuz. Ve evet, canınız da daha az acıyor artık.

Yaşlanmak mı bu?

Zamanın böyle bir etkisi var. Duygular yaşlanmıyor deniyor ama bence yaşlanıyor. Yaşama şevkiniz giderek azalıyor. Sesiniz kısılıyor. Birçok güdünüz azalıyor. Yaşam iştahınız kaçıyor. Bende böyle oluyor, başkasında nasıl oluyor bilemem.

Yaptığınız müziğin Türkiye’de ticari olarak çok alıcısı yok. Buna rağmen hiç ödün vermediniz...

Tespit doğru. 12 rakamı 3’ten daha mı güzel? Evet, sayısal çoğunluk demokratik olarak çok şey ifade edebilir. Ama sayısal çoğunluğun sanatsal karşılığı tartışmalı bir konu. Sanat eserinin değeri zamana yayılınca anlaşılır. İnandığın şeyi yapıyorsan uzun vadede mutlaka yerini bulur!

40 yılı aşkın süredir müzik yapıyorsunuz. Yeni kuşağı yakalayabildiniz mi?

Hatırı sayılır ölçüde müziğime yakınlık duyanlar var. Müziği tüketim aracı olarak görenler her hafta yeni bir şeye takılmak zorundalar, evet. Ama benim dinleyicim zaten onlar değil. Benim onlara anlatacak çok bir hikayem yok, onların da benden alacağı pek bir şey yok.

NOBEL ALSAM NE OLUR ALMASAM NE OLUR?

Mahmut Çınar’ın kaleme aldığı sanat yolculuğunuzu anlatan ‘Bu Su Hiç Durmaz’ kitabı çıktı...

Şarkılarımın hikayelerini anlatan, özel yaşam anılarımı ve görüşlerimi de içeren uzun bir nehir söyleşisi... Mahmut, bu taleple Bozburun’a geldiğinde şarkılarımın bütününü incelediğini anladım. Şarkılarımın arkasındaki gerçekleri önce şahsi olarak kendisi merak etmiş. Ortaçgil hayranları için bir belge kalsın diye düşünmüş. Ben de içtenliğine inandım. Güzel oldu.

Kendi hayatınızı siz kaleme almayı düşündünüz mü?

Hiç aklımdam geçirdiğim bir şey değil. Uğraşamam da zaten.

Yıllarca çok derinliği olan şarkı sözleri yazdınız. 2016’da Nobel Edebiyat Ödülü ilk kez bir müzisyene, ABD’li şarkıcı Bob Dylan’a verildiğinde ne hissettiniz?

Ödül kazanmak gönül okşayıcı bir şey. Onaylandığınız anlamına geliyor. Ama insan bu onaylanma ihtiyacına gençken, daha yolun başındayken ihtiyaç duyuyor. O zaman bu ödüller itici güç olabiliyor. Yaşlandıkça anlamını kaybediyor. Bugünkü duygumla soruyorsan, Nobel’i ya da eşdeğeri bir ödülü almışım almamışım... Ne olacak?

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.