Cam melekler ve porselen bebekler

Çukurcuma Altıpatlar sokağında, önünde saksıların içinde rengarenk çiçeklerin olduğu, şirin mi şirin bir bina. Tabelada 'Evihan' yazıyor. Küçücük atölyesi ve eserlerini sergileyip satışa sunduğu mağazası içiçe...

11 Eylül 2011, Pazar 05:00
A A
Cam melekler ve porselen bebekler

 Röportaj: Figen Onur Ertan

İçeri adım attığınızda her köşede ilginç ve cezbedici bir şeyler gözünüze çarpıyor. Takılar, aksesuarlar, şapkalar, eldivenler, giysiler... Ama en önemlisi melek ve bebek figürleri. Camla gümüşün ateşle birleşerek, yaratıcısının elinde hayat bulduğu melek figürleri mekanın sahibi Kristin Evihan’ın simgesi olmuş. Kristin Evihan’ın hayat hikayesi de çok ilginç. Bir yaz tatilinde hobi olsun diye gittiği cam ocağında “Ben bu işi yapacağım” diyerek düzenli işini gücünü bırakarak, içindeki sesi dinlemiş ve delice bir işe kalkışarak birkaç ay içinde atölyesini kurmuş. Çukurcuma’nın simgesi haline gelmiş olan Kristin Evihan’ı şirin mekanında bulduk...

Size Melekçi Kristin diyorlar...

2004’den beri melek figürleri yapıyorum. Artık benimle anılır oldular. Ondan sonra herkes yapmaya başladı. Ama benim yaptıklarımı anlıyorlar. Çünkü camla metali karıştırarak melek yapan bir tek benim. Melek figüründen sonra bebek figürleri de yapmaya başladım. Lolipoplu, pardesü giymiş olanlar var, güzellik kraliçeleri var... 

Bu işi yapmak nereden aklınıza geldi?

Bu iş bir nevi terapi benim için. Zaten dünyada sanat terapi diye bir şey var. Ben de işimde bunu uyguluyorum. En son çalıştığım iş, beni sürekli üzen ve negatifliğe iten bir işti. Hiç aklımda yokken beni mutlu edecek ve geliştirebilecek bu işi buldum. 

Daha önce hangi işi yapıyordunuz?

Bilkent Üniversitesi’nde Turizm ve Otelcilik okudum. Turizm sektöründe çalıştım. 2000 yılındaki krizden sonra Hollanda kökenli bir bebek firmasında çalıştım. İşte orada çok mutsuzdum. İş aslında çok tatlıydı ama çalışanlar feciydi. “Bir yıl nasıl dayandım” diye düşünüyorum şimdi.

Ve hobi diye ocağın başına geçtiniz, hayatınız değişti!

Aynen öyle oldu. Ocağın başına ilk oturup camı eritmeye başladığımda büyülendim. Zaten yüksek sesle söylemişim: “Ben bu işi yapmalıyım” diye.

Sonra?

İşten ayrıldım. Malzemeleri aldım, ekim sonu gibi gelip bu atölyeyi tuttum. Zaten ocağın gelmesi birkaç ay sürdü, Almanya’dan sipariş vermiştim. ‘Deli cesareti’ diyorlar, evet aynen öyle. Ama gözümü karartmadan, korkarak davranarak kendi işimi kurmam imkansızdı. Ortada hiçbir şey yoktu. Hiçbir tarzım yoktu. Ama ben bir şeyler yapmaya çalıştım. Yapa boza çalıştım.

  “Ben bu işi yapacağım” dediğinizde aileniz, “kızım saçmalama” demedi mi?

Yok canım, çok fazla tepki göstermediler. Zaten ben hep kafama takdığımı yaparım. Bunu bilirler. Hoş annem hala, “Kızım otelde kalsaydın müdür olmuştun” der ama sonuçta benim tercihim.

Peki tasarım süreci nasıl oluyor?

Diğer camcılar nasıl çalışıyor bilmiyorum ama kafamda bir figürü yapayım diye oturup illa onu yapmam. Masanın başına oturduğumda camı içimden nasıl geliyorsa öyle yapmaya başlıyorum. Zaten sürekli tasarım yapma şansım yok. Gün içinde gelip gidenler oluyor. O nedenle ya sabah çok erken saatlerde ya da akşam 8’den sonra çalışabiliyorum. Aksi takdirde işim yarım kalıyor. Çünkü bir işe başladıktan sonra yarım bırakılırsa tekrar geri dönüşü yok. Ya kırılacak ya da çöpe atılacak. 

Sürekli kendinizi geliştiriyor musunuz?

Camdan sonra seramik geldi. Çukurcuma eski ürünlerin olduğu bir yer. Yani semtten etkilendim. Kırılmış antika tabakları toplayıp takılarda kullanmak fikrinden yola çıktım. Zaten dünyada böyle bir trend var sanatta da yeniden değerlendirme, geri dönüşüm. Sonra eski düğmelerden, cam düğmelerden koleksiyon yaptım. 1800’ler ve 1900’lar gibi. O düğmelerden takı yaptım. Aslında 2003 yılından beri eski şeyler topluyorum. Oyalar ve yazmalar, 60-70 yıllık olanlar özellikle seçtiklerim.

Çukurcuma dışında takılarınız nerede satılıyor

? İstanbul Modern’in Art Shop’unda satılıyor, IKSV Tasarım Shop, Four Seasons’ın dükkanı var oraya veriyorum. Güney’de Alaçatı, Marmaris ve Kaş olmak üzere 3 nokta ile çalışıyorum. Bir de Kapalıçarşı’da var. Yurt dışıyla çalışıyorum. Zaten tek başımayım ancak yetişebiliyorum. Haftanın yedi günü çalışıyorum ama işimi çok severek yaptığım için şikayetçi değilim.

( 04.09.2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır. )

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...