Cem Davran: Kurnaz insanlara alerjim var

Cem Davran: Kurnaz insanlara alerjim var

Yıllardır hiç değişmedi, şımarmadı. Tek derdi sanat. Usta oyuncu, tiyatrocu ve sunucu Cem Davran’dan bahsediyorum. Bir dönemin çocukları, ‘Ruhsar’ dizisindeki performansıyla ona hayrandı. ‘Alevli Günler’ isimli oyunu yıllardır kapalı gişe oynuyor. 28-29 Ağustos’ta KüçükÇiftlik Park’ta sahnede olacak. Tabii bir de ‘Yarım Kalan Aşklar’ dizisi var. Merak etmeyin, hepsini konuştuk. Sizleri sıcak ama mesafeli söyleşimizle baş başa bırakıyorum. Alev Gürsoy Cimin / alev.gursoy@posta.com.tr

23 Ağustos 2020, Pazar 07:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Nasılsınız Cem Bey, hayat nasıl gidiyor? Tiyatro ve dizi dışında nelerle meşgulsünüz?

Tiyatroyu, günün şartları gereği ayakta tutabilmek gayretindeyim. Bu, tiyatronun kendisinden bile bağımsız bir çaba. ‘Yarım Kalan Aşklar’ dizisi sekiz bölümlük bir işti. Çekimleri yeni bitirdim. Önerilen yeni senaryoları değerlendiriyorum. Yeni tiyatro projeleri üzerinde çalışıyorum. Uzatmayayım; çalışıyorum hem de hiç durmadan.

Sinema, tiyatro hepsi durmuştu. Yeni normalde yavaş yavaş perdeler açılıyor. Maddi açıdan etkiledi bu süreç herkesi. Siz ne durumdasınız?

Öncelikle süreç kesinlikle bitmedi. Evlere kapanmak zorunda kaldığımız ayları ben sevdim. Elbette maddi ve manevi etkileri oldu ama öğreti damıtmak benim için kıymetlidir. Bolca spor yaptım, okudum, yazdım, düşündüm… Çok kolay pes etmem, bir de fena sabrederim. Yakınlarım bilir; 300 yıl yaşayacakmış gibi sabrederim. Gerisi teferruat.

HAYAT BANA HEP TORPİL GEÇMİŞ NAZAR DEĞMESİN, İSTEDİĞİMDEN FAZLASINA SAHİPMİŞİM

Bu dönem size ne öğretti?

Toplumun küçük bir kısmı, ki onlar da olmasa nefes almak çok zor, bu sürecin mesajlarını aldı ve içselleştirdi. Bende kalan cümlelerin en önemlisi; kuşkum yoktu ama katmerli kanıt oldu: Hayat ve zaman bana epeyce torpil geçmiş. Nazar değmesin, istediğimden fazlasına sahipmişim. Samimiyetle söylüyorum, bunun farkındaydım ama evrenin ekstra mesajı da hoşuma gitti. Oturduğum evden bindiğim arabaya, yediklerim, giydiklerim, bütün tükettiklerim; hepsine şükürler olsun. Bir tek elimden tiyatroyu çekip aldı ya işte ona aşkolsun, telafi edecektir eminim.

Alevli Günler’ oyununuzu konuşalım. 28-29 Ağustos’ta sahnede olacaksınız.

Ağustosta ‘Alevli Günler’, eylülde ‘Üçü Bir Arada’ oyunlarımızla seyircimizin karşısına çıkacağız. Oyunda son 10 yılın ‘Alevli Günler’ini anlatıyoruz. Oyunu ülkenin her yanında yaklaşık 500 kez sahneye koyduk; 20 kereden fazla izleyen seyircimiz bile var. O seyircileri keşfettiğimizde artık misafir ediyoruz. Aynı oyun 20 kez izlenir mi? “Farklı şeylere inanabiliriz ama birlikte kardeşçe yaşayabiliriz” diyen, sistemi zıplatan bir eser. Diğer oyunum ‘Üçü Bir Arada’ ise kaybeden üç adamın hikayesini anlatıyor. Hayatı köşe bucak mıncıklayan harika bir oyun. İki oyunumuz da genç yazarların ürünü, bu da çok heyecan verici.

Halkın tiyatroya olan ilgisini nasıl buluyorsunuz?

Halk kocaman bir varlıktır. Sistemler, çarkları döndürenler, halkı seviyorsa, düşünüyorsa tiyatroyla buluşmasına ön ayak olur. Şu anda halk ve tiyatrolar arasında kişisel çabalarla yürüyen bir ilişki var. Küçük bir kalabalık tiyatroyla çok ilgili ama çoğunluğun penceresi kapalı. Çok da suçlamıyorum onları; belli ki böyle olsun isteniyor. Böyle, sanatsız!

PARA, ÖNCELİK SIRALAMAMDA AŞAĞI DÜŞTÜ

Sanatçı için sanatı mı daha önemlidir yoksa para mı?

“Nasıl bir hayat sizi mutlu ediyor?” sorusu yeterli esasen. Aksi halde yine geliyoruz akçeli muhabbete. Sevmiyorum bu ekseni, yakıştıramıyorum kimseye. Elbette para kazanmalıyım, bir ailem var, hayatım var, düşlerim var. Ben hayatın kabasını attım, ince işçilikteyim. Artık para, öncelik sıralamamda aşağı düştü ama orada hâlâ. Sevdiğim işi yapıyorum, maddi bir karşılığı da var. Daha ne ister ki insan?

Para ile nasıl bir ilişkiniz var?

12 yaşından sonra harçlık almamış bir çocuk var karşınızda. Çalışmadığım, üretmediğim tek bir hatıram yok. Paradan anlarım, nasıl bir şey bilirim. Emeğimin karşılığını almakta ısrar ederim.

ÖZ ELEŞTİRİ YAPMAM BODOSLAMA OMURGADAN GİRİP ELEŞTİRİRİM KENDİMİ

İyi bir aktör olduğunuzu düşünüyor musunuz? Öz eleştiri yapar mısınız arada?

Öz eleştiri yapmam; bodoslama omurgadan girip eleştiririm kendimi. Bundan da keyif alırım. Bu tatlı savaş bitmesin diye çabalarım. Eksiğimi fark edebilmek için dua ederim.

Bir söyleşinizde “İyi bir aktör olmanın yolu iyi bir insan olmaktan geçer” demişsiniz. Bu çok ilgimi çekti...

Muhsin Ertuğrul’un sözü bu. Sonrasında birçok ustadan, hocadan da duydum. Oyunculuk çabası ile iyi insan olmak çabası çok yakın birbirine. Uzun süre birlikte yürürler, bir zaman sonra teknik olarak ayrılırlar sadece. Doğrudur. İyi bir oyuncu mu olmak istiyorsun? Önce iyi insan ol. Tertemiz bir sayfaya ihtiyaç var bu meslekte. İşte o temizlik bizzat iyi olmaya da yarıyor. Kim ne kadar başarır, o artık kişisel menkıbe.

TOPLUMA PARILTILI SÖZLER ENJEKTE ETMEK BANA GÖRE DEĞİL

‘Yarım Kalan Aşklar’ dizisinin kadrosundasınız. Bir proje ya da senaryo elinize geldiğinde en çok nelere dikkat edersiniz?

‘Yarım Kalan Aşklar’ pandemi öncesi planlanmış sekiz bölümlük bir dizi. BluTV’de yayınlanacak, çok hoş bir senaryo. Genç bir kadronun içinde, cinayet büro amirini oynuyorum. Fantastik yanları olan, matematiği kuvvetli bir hikaye. Özellikle son 15 yılım şu basit ama heyecan veren tanımlamayla yürüyor; bir masalın peşinden koşmak. Tarifinde zorlanıyorum biraz, bir şeyler oluyor ve kendimi yeni tanıştığım bir öykünün ardından koşarken buluyorum. ‘Yarım Kalan Aşklar’da da olaylar böyle gelişti. Senaryoyu okudum, karakteri sevdim ve çalıştım. Kalbim “Yürü” diyor, yürüyorum.

Dizi, “Bakmak Yetmez, Görmeyi Dene!” mottosuyla yayınlandı. Siz de iyi yazılar yazıyorsunuz. Sizin hayat mottonuz nedir?

Kimseye örnek olmak, kalabalıkları etkilemek, kendi yoluma taşımak gibi bir niyetim yok. Topluma parıltılı sözler enjekte etmek bana göre değil. Filmlerin, dizilerin mottosu olur, benim yok. Belki de mottom, “Benim mottom yok”tur. İşin doğrusu sırf bu yüzden röportaj da sevmem.

HAYAT EN KIYMETLİ DOSTUM O DA BANA KARŞI BOŞ DEĞİL

Hiç yarım kalan bir aşkınız bir oldu mu?

Hayır.

Sadık bir adam mıdır Cem Davran?

Evet.

Kendinizi hayata karşı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bir elim çocukluğumda diğer elim çocuklarımda, bu kadar. Hayat en kıymetli dostum. Aramız iyi, onu sakınarak yaşıyorum. O da bana karşı boş değil, hassas biliyorum.

İyi bir baba olduğunuzu biliyorum. Size göre iyi bir aile olmanın sırrı nedir?

Benden formül alamazsınız, yok çünkü. Baba olmayı çok seviyorum. İki oğlum var, keşke daha çok çocuk yapsaydım. Sırrım yok inanın. Sevgi dolu, tüm dünyayı kucaklayacak kadar güzel yürekli bir anne babanın çocuğuyum. Bana hediye diye emanet ettikleri muhteşem bir ablam var. Toplumu yönlendirmek için görevli gönderilmedim. Sıradan bir yaşam kurdum kendime, babamın çıtasına ulaşmaya çalışıyorum

SADECE KENDİ ÇOCUKLARIMI DÜŞÜNECEK KADAR BENCİL DEĞİLİM

Ülkenin ve dünyanın haline baktığınızda çocuklarınız için kaygılandığınız oluyor mu hiç?

Tabii ki oluyor, bütün çocuklar ve gençler için kaygılanıyorum. Sadece kendi çocuklarımı düşünecek kadar bencil değilim. Bu ülke de dünya da gittikçe daha hüzünlü ve trajik bir hale dönüşüyor. Geleceği ışıl ışıl çocuklar neresinde nefes alacak bu dünyanın?

Ülkede sizi en çok düşündüren ve üzen şeyler nedir?

Tek kelimeyle cehalet. Hepimiz payımıza düşeni alıyoruz bu nükleer fırtınadan. Kesinlikle böyle bir his var içimde. Bir zaman önce bir sızıntı oldu bir yerlerden, şimdi fırtınaya döndü. Ruhumuz, yüreğimiz, geleceğimiz yanık izi doldu ve yangın devam ediyor. Sahiden yakıcı, yıkıcı bir şey bu. Annemin sözü: Hiçbir şeyimiz yoktu ama iyi insan çoktu. Çocukluğumdaki yazlık sinema kalabalığını hatırlıyorum, hepsi dar gelirli ama yüksek şuurlu, donanımlı insanlardı. Nerede onlar, onların çocukları, torunları? Son günlerde birileri insan kalitesinin ayar düğmesiyle oynadı sanki.

BU TOPLUMUN ERKEKLERİNİN ÇOĞU YOĞUN BİR CİNSEL SIKINTI İÇİNDE

Artan erkek şiddeti konusunda ne düşünüyorsunuz?

Şiddet büyük acizlik, korkaklık. Utanıyorum açıkçası hem de çok utanıyorum. Bu, toplumumuzda çok derin bir yara, kökü çok aşağılarda. Bu toplumun erkeklerinin çoğu çocukluğundan itibaren yoğun bir cinsel sıkıntı içinde. Akademisyen değilim, yanlış tanımlamalar yapmak istemem ama gördüğüm bu. Erkek şiddeti var ve bunu apaçık masaya koyacağız, kıvırmayacağız. Cehalet de zehirli pastanın kreması zaten. İnanır mısınız hepimizi bu ve benzeri alanlarda biraz da sosyal medya eğitiyor.

MAGAZİN BENDE GÜZEL DURMUYOR UNUTULMAYI SEVEN BİR ADAMIM

Ünlü insanların özel hayatında pek istikrar olmaz ama siz hiçbir zaman duruşunuzu bozmadınız. Abuk sabuk hallerle magazinlere malzeme olmadınız. Bunu nasıl beceriyorsunuz?

El terazi, göz kantar yöntemiyle. Ben de seçilmiş kişi değilim elbet, yanlışlarım çok oldu. Arızaya, aykırıya gösterilen özel ilgiyi de bilmiyor değilim tabii. Magazin bende güzel durmuyor, yaşadım yıllar önce. Unutulmayı seven bir adamım, çok önemsiyorum bunu.

‘Düzenli bir hayat’ lafı size neyi çağrıştırıyor?

Düzensizlik. Dışarıdan bakınca “Ay ne kadar düzgün adam, düzenli bir hayatı var” gibi hisler uyandırdığımı biliyorum, öyle değil aslında. Sadece hayatımı beyan etmeyi sevmiyorum. Fırtınalarım içinde tek başıma boğuşuyorum.

Hayata dair kaygılarınız neler?

Daha özgür, demokrat ve Atatürk fikirlerinin aydınlattığı bir gelecek istiyorum. Tek kaygım bu ve bu da kişisel değil. Ülkemi çok seviyorum, Köküm, nefesim burası. Bu kadim toprağın çoraklaşması beni üzüyor ve elbette kaygılandırıyor.

En sevmediğiniz insan tipi?

Kurnaz alerjisi var bende. Bencil olanı bile bir yere kadar anlarım, sevmem ama anlarım. Fakat kurnazlara bünyem reaksiyon veriyor.

Asla taviz vermeyeceğiniz şeyler neler?

“Yalan sevmem” diyeceğim samimiyetsiz olacak. ‘Asla’ kelimesini de sevmem mesela. Bilemedim. Bazen sizi mutlu eden şeyler başkasını mutsuz edebiliyor, size önemli olan başkasına önemsiz olabiliyor. Öylesine bükülmez, kırılmaz bir hayata inanamam. Zamanın ruhu diye bir şey var mesela. İnsanın kendini arama sürecini kim tamamlamış ki ben buna talip olayım? Gittiği yere kadar işte. Taviz de verilir icabında, ne var ki bunda?

Sıradaki haber yükleniyor...
holder