Cemil İpekçi: Beni gizlice gömsünler, sevenlerim dua okusun yeter

Türkiye’nin renkli simalarından. Kendini etnik tasarımcı olarak tanımlıyor. Hayatındaki korku duvarlarını aşmış, gizlisi saklısı yok. Cinsel yönelimini de, siyasi fikirlerini de, inançlarını da sakınmadan söylüyor. 70 yaşındaki Cemil İpekçi diyor ki: Allah inancım var ama din kavramını kabul etmiyorum. İmam tanımam, hoca tanımam. Beni sevenler dualarını okusunlar, yeter. Alsınlar beni, gizlice toprağa gömsünler. Üstüme de gül suyu döksünler. Mezar taşı bile istemem.

29 Eylül 2018, Cumartesi 05:00
A A

Oya Çınar

oya.cinar@posta.com.tr

Modacı, tasarımcı, terzi... Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben Türkiye’nin ilk tasarımcısıyım. Bir dünya markası olduğumu biliyorum. AnaBritannica dahil, ansiklopedilere girmiş biriyim. Belçika’da okudum. 1971’de Türkiye’ye döndüğümde ‘fashion designer’ diye bir kavram yoktu, terzi vardı. 272 tane ödülüm var, evde ödülleri koyacak yer yok.

Türkiye’de sizden iyi tasarımcı var mı peki?

Taklidim çok, rakibim yok. Keşke olsa. Ben etnik tasarımcıyım. 500 yıllık giysileri ve aksesuarları günümüze taşıyarak dünyada tanındım. Zaten yetişme şeklimden dolayı benim Osmanlı’yı terk etmem mümkün değildi. O kültürle büyüdüm. İlham kaynağım hep bu topraklar oldu.

Köşklerde, dadılarla büyümüşsünüz. Eğlenceli miydi, sıkıcı mı?

Karabaş Hazretleri ile Nafi Baba’nın torunuyum. Doğduğum 22 odalı köşkte ağalarla, lalalarla büyüdüm. Dadım beşinci nesil Sudanlı bir cariyenin torunuydu. Beyzade olarak büyütüldüm. Mutfağa giremezdim. Mutfakta Cevriye Hatun vardı. Bir kere girmeye kalktım, kafama tahtayla vurdu, “Küçük Bey, ne istiyorsanız lütfen dadınıza söyleyin” diye. Ağır bir disiplinle büyüdüm.

GERÇEK CEMİL 15 YAŞINDA DOĞDU

O ağır disipline ilk ne zaman isyan ettiniz?

Dadım Almanya’ya gelin gittiğinde 15 yaşındaydım. Kapıdan çıktığı gün bayram ettim. Hâlâ bir yerlerde yaşadığını duyarsam üzülürüm. 15 sene ömrümün en büyük azabını çektirdi bana. Çok zor bir çocukluktu. Gittiği gün ilk sigaramı yaktım ve ana avrat küfretmeye başladım, inanamazsın. Sonra da evden çıktım, bir daha beni tutabilene aşk olsun. Ne Beyoğlu’nun en ücra köşelerindeki pavyonlara gitmediğim kaldı, ne saçlarımı uzatıp makyaj yapmadığım... Gerçek Cemil o zaman doğdu.

Ailenize modacı olmak istediğinizi söylediğinizde nasıl karşıladılar?

Babam iki yıl boyunca bilmedi. Belçika’da iktisat okuduğumu zannediyordu. Çünkü babam çok ağır bir adamdı. Benimle ilgili de farklı hayalleri vardı. O yıllarda bizim sinemalarımız vardı. Çemberlitaş, Yeni Melek, eski Emek Sineması... Hepsi bizimdi. Eğer işletme ya da iktisat okursam ileride ona yardım ederim, sinemaların başına ben geçerim diye hayal ediyordu. Ben de her gittiğimde “Allah’ım inşallah iflas ederler de bana kalmaz” diyordum. Sonra hakikaten iflas ettiler. Ben bu işe başlayıp başarılı olduktan sonra babam destek oldu bana. O da ruhen tabii, maddi olarak değil.

O neden?

E çünkü rahmetli, beş karıyla bütün paraları yemişti. Çok yakışıklıydı. 10 karı alaydı keşke, o ayrı bir konu. Ama ben asıl desteği başından beri annemden gördüm. Mesleki olarak da Yıldırım Mayruk’tan gördüm. Bazen malzemem olmazdı. Sağ olsun ne zaman kapısını çalsam, beni hiç geri çevirmedi. Modada katı kurallarınız var mı?

“Şu kişiye ya da şöyle bir kişiye elbise dikmem” dediğiniz?

Bir gün şöyle bir olay yaşadım. Kadın gelmiş karşıma, Boyu 1.55, 90 kilo. Takmış pırlantaları, elinde bir Hülya Avşar fotoğrafı... Kocaman yırtmaçlı bir elbise istiyor. Önce kibarca “Hanımefendi ben modelden kıyafet yapmıyorum” dedim. Israrla devam ediyor. Baktım olmuyor, kolundan tuttuğum gibi aynanın önüne götürdüm. “Bir aynada kendine bak bir de bu fotoğrafa bak” dedim. Sonra da “Atın bunu dışarı” dedim. Bir de gelen kişi benim elemanıma kötü davranamaz. Bana para ödüyorsun diye kendinde bu hakkı göremezsin.

GENÇLİĞİMDE SOLCUYDUM SONRA SOLUN APTAL OLDUĞUNU GÖRDÜM

Gençliğinizde solcuymuşsunuz öyle mi?

Ben sarayda büyüyünce zannediyordum ki sokakta da herkes öyle. Herkes gak deyince ekmek, guk deyince önüne han seriliyor sanıyordum.

Gerçeklerle ne zaman yüzleştiniz?

Gerçek Türkiye’yle 18-20 yaşlarımda tanıştım. Sola ilgi duymaya başladım. Epeyce Marx, Lenin kafasındaydım. Tüm eylemlere giderdim. Ama sonra solun aptal olduğunu gördüm.

Neden öyle diyorsunuz?

Çünkü solculukla din esasında birbirine çok benziyor. İkisi de insanların eşit olmasını ister ama maalesef insanoğlu öyle bir varlık değil. Kocaman egolarımız var. Kimse elimdeki bana yeter, kalanı da yanımdakine vereyim demez. İnsanlık tarihini biraz incelerseniz hiçbir şeyin değişmediğini görürsünüz. Ya put için ya Allah için ya taht için ya rengi farklı olduğu için insanlar birbirini öldürmüş. İnsanlar Kuran’ı Kerim’i bile doğru okumayı bilmiyor.

KADINLARLA TRAVESTİLERİ BİRBİRİNDEN AYIRAMIYORUM

Türk kadınları nasıl giyiniyor?

Son zamanlarda biraz düzelmeye başlasa da hâlâ baklava üstü bal gibiler. Bir kere hepsi aynı suratla geziyor. Ben de yüzüme birtakım uygulamalar yaptırıyorum ama bunlarınki abartılı. Allah etmeye hepsinin dudakları yunus balığı gibi. Hep aynı vizon takma kirpikler, aynı kaş modeli. Saçlar aynı şekilde fönlenmiş. Çantaları bile aynı. Ben artık sokakta travestilerle kadınları birbirinden ayıramıyorum. Hepsi travesti gibi. Türk kadını aklını giydirmekten çok bedenini giydiriyor. Önce beynini giydireceksin, o zaman zaten pazardan üç liralık aldığın şeyi de kendine yakıştırırsın. Öbür türlüsünü ne yapalım yani. Vitrin mankeni de güzel ama ne işe yarıyor? Şimdi artık zaten robotlar yapılıyor. Gider robot alırsın hiç değilse, sus deyince susar.

Biraz sert oldu sanki...

Sert değil, gerçek bu. Çık Nişantaşı’na, hepsinin ağzında aynı cümleler. “Dün bir Hermes çanta aldım. Ayağıma Gucci ayakkabı aldım. Moldovyalı hizmetçim evden kaaaçtttıı....” Bu kadar salak bir şey olabilir mi? Bunu da sınıf atlamak zannediyorlar. Bir defa öyle bir sınıf yok ve sen o sınıfı atlayamadın. Kaldın sınıfta. Eskiden ayıp diye bir şey vardı. Şimdi o kalktı ortadan. Hiç unutmam, benim annem durumu iyi olmayan bir arkadaşıyla buluşacağı zaman takılarını çıkarır evde bırakırdı. Gösteriş yapmak çok ayıptır, günahtır.

Günlük rutininizde neler var? Ne yapınca mutlu oluyorsunuz?

Pazara gitmeye bayılırım. Görenler şaşırıyor. “Ay Cemil İpekçi de burada” diye gülüşüyorlar. Bazıları “Ay ne arıyorsunuz siz burada?” diye soruyor. “Ne arayacağım hatun! Sen ne arıyorsan ben de onu arıyorum. Paramı kazandım, domatesimi almaya geldim” diyorum. Ben zaten şöhretin lezzetli kısmını yaşıyorum. Altın kafeste değilim. Ben uçarım, istediğim yere konarım.

GENÇ SEVGİLİ İSTEMEM HAM MEYVE YEMEM

Siz inançlı mısınız?

Din olarak soruyorsan din diye bir şeyi kabul etmiyorum. Son kitabın Kuran-ı Kerim olduğunu kabul ediyorum. Kuran’dan dualar okuyorum ama bunun için “Müslüman’ım” dememe gerek yok. Ben müminim, inançlıyım. Allah ile sevgiyi bir tutuyorum. Benim için Allah eşittir sevgi demek. Zaten o sevgiyi içinizde taşıyorsanız onunla bir olup kavrulup yanıyorsunuz birlikte. Allah ile benim arama hiçbir kulu sokmam. Zaten bununla ilgili vasiyetim var.

Nasıl bir vasiyet?

İmam tanımam, hoca tanımam. Cenazeme kesinlikle imam veya hoca gelmeyecek. İstemiyorum. Beni sevenler dualarını okusunlar, yeter. Seremoni yapmasınlar. Alsınlar beni, gizlice toprağa gömsünler. Üstüme gül yağı, gül suyu döksünler, onun dışında mezar taşı bile istemem. Topraktan geldim, toprağa gideyim. Öyle timsah göz yaşları istemiyorum arkamdan.

Türkiye’de eşcinseller bunu açık bir şekilde yaşasa da bu konuda sizin gibi açık bir şekilde konuşmuyor. Sizce neden?

Hayatım konuşmasalar bile onlar yine ortada. Görünürler. Bir de hiç görünmeyen, çok yüksek makamlarda, çok zengin olup evli ve dört çocuk yapmış olanları var. Allah vermeye, o konuda bir ağzımızı açsak zaten Türkiye karışır.

Siz de daha önce iki kez evlendiniz. Şimdi bugünkü duygularınızla bir kadına aşık olabilir misiniz?

Olabilir, ben hayatta kendine yasaklar koymuş biri değilim. Kadın reddettiğim bir varlık değil.

Fiziksel özellikleri nasıl olmalı o kadının?

Bir defa zayıf kadın sevmem. Enine boyuna, etine dolgun olmalı. Kapıdan girince hükümet gibi olmalı. Burnu şöyle olsun, kaşı gözü şöyle olsun demem. Ama dudaklı kadın severim. Gerçi her iki cinste de zayıf sevmem ben. Önce gözüm doymalı bakınca. Gözüm doymazsa ruhum hiç doymaz. Ama dediğim gibi ben zaten aşkın hayatta bir kere geleceğine inandığım için öyle bir kadın da benim ancak hayat arkadaşım olabilir. Aşk yaşayamam. Zor yani... Ben şu duvara bakınca benim gibi onun tarihini bilecek, Horasan harcı mı onu bilecek kadın isterim.

Biri size yaklaştığında gerçekten sizinle mi şöhretinizle mi ilgileniyor gibi tedirginlikleriniz oluyor mu?

Ben Hürrem’le Kösem Sultan’ın karışımıyım. O bana daha gelirken ben onun ne olduğunu çok iyi anlıyorum. Bakıyorum bazısı beni hakikaten beğeniyor. Bazısı belli ki bu işi ilk defa yapacak, “Bari onunla deneyimleyeyim” diye geliyor. Bazısı “Basamak yaparım” diye geliyor. Kiminin karnı aç, bir kap yemek için, yatacak yer için geliyor. Anlıyorum ben onu bir şekilde.

Gençlerden mi hoşlanıyorsunuz?

Katiyen genç sevmem. Ben olmuş meyve severim, ham meyve sevmem. Ham dışarıdan harika görünebilir ama lezzeti yok. Olmuş meyve buruşuk görünür ama damakta çok güzel bir tat bırakır. Rahmetli sevgilim 58 yaşındaydı. 20 yaşımdayken bile sevgilim 40 yaşındaydı.


KADINLARA 'ARTIK MUSLUK KAPANDI' DİYORUM

Hoşlanmadığınız biri size yaklaştığında tepkiniz ne oluyor?

Valla erkekler kadınlara göre daha utangaç bence. Kadınlar üç kadehten sonra direkt “Benimle birlikte olur musun?” diyerek geliyor. Ben de, “Çok özür dilerim, eskiden belki olurdu ama artık musluk kapandı. O yüzden seni sadece yanaklarından öpebilirim” diyorum. Eğer gelen bir erkekse ve hoşlanmamışsam ona da hemen, “Yavrum, evladım” diyorum. O mesajı alıyor zaten. Nazikçe mesafemi koyuyorum yani. Ama benim zaten bu saatten sonra gerçek bir birliktelik yaşamam çok zor.

Neden?

Benim kadar yaşama gücü olan, benim kadar rahat, açık ve net bir insan olmalı. Çünkü ben 22 yıl ormanlarda saklanarak, Avrupa’da gece yarıları bekleyerek yaşadım. Artık bunlara tahammülüm yok. Bir ilişkim olursa saklamam. O da benimle aynı kafada olmalı. Bir de kimse kusura bakmasın bu yaştan sonra aç doyuracak halim yok. Ben ekmeği alıyorsam o da katığını alacak.

Çok istediğiniz halde birlikte olamadığınız biri oldu mu hiç?

Hiç olmadı. Hayatta kimi beğendiysem beraber oldum. Söylüyorum sana işte ben Hürrem’le Kösem’in karışımıyım. Yani ben bir hedef koyunca onu kazanamamamın imkanı yok. Son derece saray entrikası işleyen bir beynim vardır.

Gelecekten beklentileriniz neler?

Hiç beklentim yok artık. Sağlığım yerinde olsun, elim ayağım tutsun, kula muhtaç olmayayım yeter. Bana bu saatten sonra en büyük ödülleri verseler ne olur? Zaten koyacak yerim yok. Her gün birileri kendini meşhur modacı zannederek ortaya çıkıyor. Kocasının parasıyla kendine atölye açan bir anda ‘meşhur modacı’ oluveriyor. Ya da gerçek bir ünlü modacıya, mesela Yıldırım Mayruk’a laf atarak ünlü olmaya çalışanlar var. Kimse kusura bakmasın ama bu konuda mütevazılık edemeyeceğim. Nasıl ki Sezen Aksu’nun, Zeki Müren’in Ajda Pekkan’ın yerine kimseler gelmediyse Cemil İpekçi’ninkine de gelmedi maalesef. Bir yüzyılda defter kapandı. İkincisinde gelir mi benim kadar cesur, iyi savaşçı ve araştırmacı biri...

'YETMEZ AMA EVET'

Siz geçmişte AK Partiye oy verdiğinizi açıkladınız, tepki gösterenler oldu. Şimdi görüşleriniz ne yönde?

Başta iki kez Ak Parti’ye oy vermiştim, alternatif yoktu çünkü. Sonra Gezi’de gönlüm kırıldı, kestim. Ama bugün bakınca Tayyip Bey’in en azından daha iki yıl bu ülkenin başında olması lazım diyorum. Çünkü geri kalan liderlere bakınca hiçbirinin bu ülkeyi ayağa kaldıramayacağını görüyorum. Daha beter yerin dibine götürebilirler. Yani kısacası şu anda oy vermiyorum ama başka bir lider de göremiyorum, keşke görebilsem. O yüzden ‘yetmez ama evet.’

Resepsiyonlara gidiyor musunuz?

Başta gidiyordum, artık gitmiyorum. Ama gittiğimde de dışarıya karşı hava atmak için yanına gidip aman da bir fotoğraf çektireyim demedim. Nasıl ki bir türbeye dua okumaya gittiğimde yapmıyorsam orada da yapmam. Aynı şey benim gözümde. Bu günahtır bence. İki masa yanında oturuyordum. Hoş, Cumhurbaşkanımız da “Aman da Cemil’i çağırın iki muhabbet edelim” dememiştir, o ayrı.

SEVGİLİMLE BİR KERE EL ELE DOLAŞAMADIM

Aşk tanımınız ne?

Bir hastalık, bir tutku. Allah’ın kendini o kişide göstermesi. Onunla kül olup yanmak... Benim için gerçek aşk bir kere olur. Öyle beş kere aşık oldum diyemezsiniz. İnsanlar sevgiyle cinsel çekicilikle aşkı karıştırıyorlar. Aşk öyle bir şeydir ki en mutlu anınızda ölmek istersiniz. Ben bunu 22 yıl yaşadım. Yandım, kavruldum onunla. Beş yıl önce vefat etti.

Cinsel yöneliminizin ilk ne zaman farkına vardınız?

Valla uzun süre hiç farkında değildim. Babamın bir öğretisi vardı. “İnsanların cinsel kimliği ilk kimlikleri değildir, ilki insan olmaktır” derdi. Ben hayatım boyunca önce insan olmaya çalıştım. Hiçbir şeye zarar vermemeye özen gösterdim.

Bu nedenle ağır bir bedel ödediniz mi?

Arkamdan laf atan olmuştur. Alay eden de oldu ama bu bence ağır bir bedel değil. Çünkü çok çirkin ya da şişko bir kadının da arkasından laf ediyorlar. Her havlayana hoşt demeye kalksam sabaha kadar uyuyamam. Onun için de pencereyi kapatırım. Onlar havlasınlar dışarıda. Ağır bedeli nerede ödedim biliyor musun? 22 yıl çok büyük bir aşk yaşadım ama maalesef Türkiye’de el ele yemek yiyemedim. Sokakta gezemedim. Avrupa’da olsam onunla el ele yemek yiyebilir, ilişkimizi ifşa edebilirdim.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.