COVİD -19 ‘a yakalanan editörümüz Yağmur Kalyoncu yaşadıklarını anlatıyor? Nelere dikkat etmek gerekli?


Sevgili takipçilerim, bugüne kadar burada bu köşede sizlerle hep güzelliğe dokunduk. İlkbahar kokuları, yaz ışıltısı, sonbahar makyajı, kış modası derken mevsimleri, yılları devirdik. Kalemimden önce kalbinize sonra da ruhunuza, bedeninize iyi gelecek satırlar döküldü hep. Birlikte güldük, birlikte ağladık. Bazen düştük. Ama sonra dağılan saçlarımızı, bozulan makyajımızı toparlayıp ayağa yine birlikte kalktık. Sizler benim gün be gün büyüyen ailem oldunuz. Bu yüzden bugün bu başlığı atıp, bu haberi burada sizlerle paylaşmak istedim. Dünyayı etkisi altına alan Covid 19 hastalığına haftalar önce ben de yakalandım. Hastalık sürecimi anlatarak burada sizleri üzmeyeceğim. Yazımın amacı sizleri üzmek değil hastalık hakkında bilgilendirmek. Zira bu hastalığın gerçekten hiç şakası yok. Eminim hepiniz konuyla ilgili çıkan haberleri, yazıları takip ediyorsunuz. Ben bana ayrılan bu sayfada bilimsel açıklamalardan çok süreçte yaşadığım sıkıntıları, kafamı karıştıran detayları ve hatta hastalık sonrası hayatımda değişenleri kaleme alarak konuya farklı bir pencereden bakmak istedim. Covid-19 POZİTİF sonucunu gördüğüm andan itibaren tutmaya başladığım günlüğümün sayfalarını hazırsanız gelin birlikte açalım.

06 Aralık 2020, Pazar 09:51 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
“Birkaç gündür midem bulanıyor. En sevdiğim yemekleri gördüğümde midem adeta ağzıma geliyor. Sanırım üşüttüm. Biraz dinleneceğim ”

“Birkaç gündür midem bulanıyor. En sevdiğim yemekleri gördüğümde midem adeta ağzıma geliyor. Sanırım üşüttüm. Biraz dinleneceğim ”

Hikayem bu cümlelerle başladı. Her insanda farklı bir belirtiyle kendisini gösterebilen Covid-19 un benim ciğerlerime yerleşmeden önceki belirtileri mide bulantısı, kusma isteği ve ishaldi. Birkaç gün önce bir davet için gittiğim Sapanca’da üşütmüş olduğumu düşünüyordum.

“Aman Tanrım. Nasıl bir ağrı bu? Vücudum acılar içerisinde. Bütün gece uyuyamadım. Fena üşütmüşüm. ”

Sapanca’da, yağmurlu havada havuza girersen böyle üşütürsün diye kendime kızarken Covid-19 olabilme ihtimalim hala aklıma gelmemişti. Vücudumdaki ağrıyı, hatta acıyı şöyle tarif edebilirim size. Avcunuz kadar ağzı olan bir böcek düşünün. Vücudunuzun da sıcak erimiş bir kaşar peyniri olduğunu. O böcek vücudunuza yapışıp sizi çeke sündüre yiyor. Tam olarak böyle bir şey. O gece daha çok bacaklarımda, kollarımda ve sırtımda yoğunlaşan ağrıyı ve çektiğim acıyı en net bu şekilde anlatabiliyorum. Bu böyle grip ya da soğuk algınlığı yaşadığınızdaki gibi bir kırıklık, öyle bir eklem ağrısı değil.


“Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Uyumak istiyorum. Uzun uzun. Yataktan hiç kalkmadan. Ne olur telefonum çalmasın. Yetiştirmem gereken ne çok iş var bugün ama kalkıp yapacak gücüm yok. Yatak odamdan mutfağa bile gidemiyorum. Annemi arasam da gelip bana çorba yapsa. ”


Dördüncü günün sonunda o sabah kendimi biraz daha iyi hissetmeye başlamıştım. Yataktan kalkıp kendime kahve yapacak enerjim vardı. Günlerdir özlemini hissettiğim kahve kutumu elime aldığımda Covid-19 ‘a yakaladığımı anladım. Buram buram kokması gereken Türk kahvesinin kokusunu o sabah alamıyordum. Elim titreye titreye kahveyi makineye yerleştirdim ve hızlıca olmasını bekledim. Nihayet kahve makinesi alarmı çaldı. Kahveden büyük bir yudum aldım. O çok sevdiğim, tiryakisi olduğum tat yok. Ne içtiğim belli bile değil. O an günlerdir kendisini belli etmeye çalışan Covid 19 ile yüzleştim ve apar topar hastaneye gittim. Hastanede ne yapacağımı bile bilmiyordum. Sanki Covid-19 ile ilgili o kadar haber izleyen, haber okuyan ben değildim. Bildiklerimi bile unutmuştum. Endişeli gözlerle etrafıma bakarken Oğuz Bey ağlamaklı halimi fark edip benimle yakından ilgilendi. O anda hiç tanımadığım birine içimi boşalttım.


“Çok korkuyorum. Ya etrafımdaki insanlara bulaştırdıysam.”

Kan tahlili ve psr testinin ardından evime yollandım. Sonucun çıkması bir gün sürermiş. (Bu arada kan tahlillerimin sonuçları normal.)


Aksilik bu ya bir günde çıkması beklenen sonuç ikinci günün sonunda akşam 21.00 da e-nabız’ a düştü. Büyük harflerle yazılmış POZİTİF yazımı okununca oracıkta dizlerimin üzerine çöküvermişim. Şimdi ne yapacağım diye birkaç dakika düşündükten sonra annemi aramışım. Aramışım diyorum çünkü ne yaptığımın farkında değildim. 


“Anne testimin sonucu pozitif. Korkma ama. Bunun da üstesinden geleceğim ben. ”

-Benim güçlü kızım sen neler atlattın. Bu da geçecek. Biz yanındayız. Korkma bebeğim.


Son 4 gündür üşütmüş olduğumu düşünerek evde istirahat için tek olmayı tercih etmiştim. Ama belirtileri hissetmeden önce son bir akşam yemeği yemiştik ailemle birlikte. Ya onlara da bulaştırmışsam korkusu o an kendi sağlığımın bile önüne geçti. Hemen hastanede bana yardımcı olan Oğuz Bey’i aradım. Sonucun pozitif olduğunu söyledim ve aileme bulaştırma riskimin olabileceğini belirterek bana yardım etmesini rica ettim. Yarın sabah temaslı olduğum aile üyelerime hastanede psr testi yapılacaktı.


Kısa bir şok anından sonra birkaç projede birlikte yer aldığımız ve konuyla ilgili tecrübesine güvendiğim Prof. Alper Şener’e ulaştım. Ortaklaşa verdiğimiz karar sonunda acil olarak hastaneye gitmem gerekiyordu. Hemen bir sırt çantası hazırladım Elime ne geldiyse koymuşum o sırt çantasına. Bu gün gülüyorum. Ne işi var bunun o çantada diyeceğim öyle çok şey koymuşum ki panikten. Çantada bana tek gerekli şey içeriğindeki çinko asetat pastilim oldu.

Gece yarısı hastanenin acilinden giriş yaptım. Ağrılarım o kadar fazlaydı ki. Hemen beni bir odaya aldılar.

Gece yarısı hastanenin acilinden giriş yaptım. Ağrılarım o kadar fazlaydı ki. Hemen beni bir odaya aldılar.

Daha önce yaptırdığım testlere ilave akciğer tomografim çekildi. Kısa bir süre sonuçların çıkmasını bekledim. O arada telefonun diğer ucunda Özge Günaydın. Sakin olmamı ve korkmamamı istiyordu benden. (Özge Günaydın medya dünyasının özellikle reklam sektörünün duayenlerinden. Beni de Alper Hoca ile tanıştıran isim. )

Sonra biranda dışarda bir koşuşturmaca, bir telaş ve panik hali başladı. Hasta POZİTİF. Beni aldıkları odanın camlı kapısını aniden kapadılar. Hijyen ekipleri çağırıldı. Doktor yanıma girmek üzere kıyafetlerini değiştirdi ve içeri girip bana Covid-19 olduğumu, virüsün akciğerime indiğini açıklayarak tedaviye başlaması gerektiğini söyledi. Ciğerimde 3 ayrı tutulma ve sıvı birikmesi oluşmuş.

Doktoru dinlerken göz kapaklarımın bile ağrıdığını fark ettim.

Doktoru dinlerken göz kapaklarımın bile ağrıdığını fark ettim.

Bu arada sizlerle bir gözlemimi paylaşmak istiyorum. Covid-19’ a yakalandığınızda gözleriniz sizi ele veriyor. Aynada dikkatlice gözlerinize bakın. Bakışlarınız anlamsızlaşıyor. İfadesi bozuluyor. Göz çevrenizde kızarıklıklar, morarmalar ve şişkinlikler oluşmaya başlıyor.

O gece hemen serum tedavisine başlandı. Peşi sıra damardan verilen vitamin takviyelerine.

O gece hemen serum tedavisine başlandı. Peşi sıra damardan verilen vitamin takviyelerine.

Kısa süre sonra toparladım kendimi. Hastalık öncesinde aldığım vitaminlerin yeri büyük bu aşamada. Düzenli olarak lipozomal C vitamini, D vitamini (D3K2), B12, Çinko, Glutatyon kullanan ve ozon tedavisi olan biriydim. Lütfen doktorunuza danışarak, hekiminizin gözetiminde vitamin takviyelerinizi ihmal etmeyin.

Tedavime evde devam edilmesine karar verildi ve 1 poşet dolusu ilaçla eve gönderildim. Bence asıl hikaye burada başlıyor.

Tedavime evde devam edilmesine karar verildi ve 1 poşet dolusu ilaçla eve gönderildim. Bence asıl hikaye burada başlıyor.

O ana kadar doktorlar hep yanınızda olduğu için kendinizi güvende hissediyorsunuz. Ama evde hastalığınız ve siz baş başasınız. Ailem yanımda olmayı çok istese de benle temaslı oldukları için karantinadalardı ve mahalle muhtarımız tarafından çok sıkı denetleniyorlardı. (Bu arada aile üyelerimin sonuçları negatif) Kocaman evde bir başıma, dünyada bir çok insanı öldüren hastalıkla baş başa ne yapacağımı bilemedim bir süre. Ağrılarım hala devam ediyordu. Hala çok halsizdim. Çok ağır ilaçlar kullanıyordum. Ten rengim sararmış, kilo vermeye başlamıştım. (İlaçlar yüzünden sürekli kusuyordum) Bünyemi güçlü tutmak adına çok sağlıklı beslenmem gerekiyordu. Arkadaşlarım ve yardımcılarımız vasıtasıyla ailemin evinde pişen yemekler bana taze taze ulaştırılıyordu. Tavuk suyuna çorba, turşu suyu, bol sirke ve sarımsaklı paça çorbası, kemik iliği suyu daha neler neler… Tüm bunları zorla da olsa yiyordum. Canımın çektiği tek bir şey vardı. TATLI. Şekerpare ve baklava. Bir gece baklava krizine girdiğimde sevgili Özge Günaydın bir kutu baklavayı o saatte evime kadar gönderdi. Bir yandan ağladım bir yandan yedim bir kutu baklavayı. (tatlı ve koku alamadığım için olsa gerek bir kutu baklavayı bir oturuşta yedim ) Aynı şekilde Ankara’da yaşayan bir arkadaşıma canımın şekerpare çektiğini söylediğimde ne yapıp etmiş ve bir tepsi şekerpareyi ulaştırmıştı bana. Bunlar hastalık sürecinde bana güç veren detaylardı. Bu hayatta kazandığımız en büyük servet gerçek dostlarımızdı.

COVİD-19’UN BANA KAZANDIRDIKLARI

Covid -19 öncesi gençlik enerjisi olsa gerek daima hayat ritminin önünde olmaya çalışan bir Yağmur vardı. Her yere, her şeye yetişmeye çalışan bir Yağmur… Covid-19’ un tek iyi yanı bana hayatın ritmine inmem gerektiğini, yavaşlamanın durmak demek olmadığını öğretmesiydi. Önde olmaya çalıştığın an sadece koşuyorsun oysa biraz yavaşladığında onunla uyum içinde oluyor ve dans etmeye başlıyorsun. Muhteşem bir show bu uyumla başlıyor.

Pozitif sonucunu aldığım pazar akşamından önce o hafta için neler planlamıştım. Ne çok iş vardı yapılması gereken. Gidilecek ne çok yer vardı. Tek tek iptal ettim tüm planları. Klişe bir söz ama burada yazmadan geçemeyeceğim. “Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir. ”


COVİD 19 BANA KENDİMİ SEVMEYİ ÖĞRETTİ.

Sevgiyi dağıtmaya ne kadar çok meraklıyız. Başkalarına verirken cömert, kendimize gelince hep çok benciliz. Sevgili kendim; özür dilerim senden. Seni bu kadar yorduğum, bu kadar hırpaladığım için. Seni sevmeyi ihmal ettiğim için. Covid-19 teşhisi konulduğunda kendinizle baş başa kalıyorsunuz. Bulaş riskinden yanınıza en sevdiğiniz insanlar bile gelemiyor. Günlerce bir evde, bir odada ya da yoğun bakımda kendinizle baş başa kaldığınızda anlıyorsunuz ki siz iyiyseniz, siz sağlıklıysanız, siz mutluysanız her şey ve herkes var. Sevgiyi ve ilgiyi dağıtırken en çok kendine cömert olmalı insan. Sanırım bunu öğrenmek için Covid-19 bir fırsat yarattı bana.


10 gün böyle geçti işte. Dinlene dinlene, düşüne düşüne. Uzunca bir süredir pencereden baktığım sokağa inme vakti gelmişti nihayet. Biraz afallamıştım ama. Doktorum Prof. Dr Alper Şener bol bol temiz hava almam gerektiğini söylemişti. Evimin aşağısındaki parka inip kısa yürüyüşler yapmaya başlamıştım. Ciğerlerimi tazeleme vaktiydi. Covid-19’ un vücudumda yarattığı hasarı onarmak için kolları sıvadım.

İlk olarak beslenme düzenimi değiştirdim. Kullandığım ilaçların yan etkisi ile vücudumun magnezyum-potasyum dengesi bozulmuştu. Acılı eklem ağrıları ve kramplar yaşıyordum.

İlk olarak beslenme düzenimi değiştirdim. Kullandığım ilaçların yan etkisi ile vücudumun magnezyum-potasyum dengesi bozulmuştu. Acılı eklem ağrıları ve kramplar yaşıyordum.

Bunun için doktorum Alper Şener’in önerisi ile beslenme programıma bolca yoğurt, muz, kabak çekirdeği içi, madensuyu-limon, kırmızı çekirdekli üzüm yerleştirildi. Her gün çinko asetat içeren pastil, lipozomal 1000mg C vitamini, yine lipozomal D3K2, B12 vitamini ile lipozomal glutatyon takviyesi almaya başladım.


Bu şekilde haftalar geçti. Saç diplerimde kuruluk ,hafif derecede saç dökülmesi, yüzümde ve sırtımda sivilcelenmeler oluşmaya başladı. Bu hem ilaçların yan etkisiyle oluşabilirdi hem de sürecin yarattığı psikolojik etkiyle. Güzellik editörü olmamın faydasını gördüm nihayet. Evde hazırladığım maskelerle kendimi iyi hissettirecek güzellik rutinlerine başladım. Ancak ters giden bir şeyler vardı. Kontrol psr ‘ı, kan testleri ve kontrol tomogrofisi normaldi. Ama zaman zaman etkisini maksimum noktaya taşıyan eklem ağrıları yaşıyordum. Halsizlik bazı günler bedenimi esir alıyordu. Doktoruma danıştım ve yapılan birkaç test sonucu long covid teşhisine ulaştık. Covid-19’ u anlamaya yeni başlamışken nereden çıkmıştı şimdi bu LONG COVİD.


Bu ve buna benzer kafamı karıştıran tüm soruları sizin için sevgili doktorum Prof. Dr Alper Şener’e sordum. Kendisi beni kırmadı ve burada sizlerle bir arada olmayı kabul etti.  Buradan itibaren sözü doktoruma bırakıyorum.  Covid-19 hakkında en merak edilenleri cevaplıyoruz.

Bu ve buna benzer kafamı karıştıran tüm soruları sizin için sevgili doktorum Prof. Dr Alper Şener’e sordum. Kendisi beni kırmadı ve burada sizlerle bir arada olmayı kabul etti. Buradan itibaren sözü doktoruma bırakıyorum. Covid-19 hakkında en merak edilenleri cevaplıyoruz.

Yağmur Kalyoncu: Türkiye’de vaka / ölüm sayıları artışta. İlk aşamada başarı ile yürüttüğümüz bu süreçte neyi eksik ya da yanlış yaptık da durum bu hale geldi? Genel bir Türkiye değerlendirmesi yapar mısınız?


Prof .Dr Alper Şener: Aslında bu süreç gerçekten yönetimi çok zor. Dünya’da bu salgının bittiği dediğimiz ülkelerde bile halen aralıklarla olgular çıkıyor, buda çok normal aslında; çünkü virüsün ortadan kaybolması söz konusu değil. Türkiye tablosunda aslında ilk başta başarıyla yürüttük diyemeyiz, mevsimin avantajı oldu, bir kış virüsü baharda geldi. Şu an ki durum aslında asıl yaşanması gereken tablo.


Yağmur Kalyoncu : Hastalığın kendini gösterme seyri – belirtileri değişti mi?


Prof .Dr Alper Şener: Çok fazla değişim yok. İshal ve tat- koku kaybı eklendi. Ama bu ikinci pikte daha ağır hastalar ile karşılaşıyoruz. Yoğun bakım yatış oranı daha çok oluyor. İkinci kez virüs ile enfekte kişiler görüyoruz. Komplikasyonlar yeni tanımlanmaya başlandı- long covid ve post covid gibi…


Yağmur Kalyoncu : Tedbirler konusunda nedir görüşleriniz? Hastalığa yakalanmamak için neler yapılmalı? İnsanlar dışarı çıkmayın uyarısını sanırım yanlış yorumluyor. Evlerde kalın ama kalabalık partiler yapın gibi.. Son dönemde ev partileri skandalları gündemde. Neler söylemek istersiniz?


Prof. Dr Alper Şener: Evinde zaman geçirip hastalananlar bence bir efsane, çünkü olası değil. Algı değişik. Kapı aralığından, komşu ile konuşmak bile bunu almak için yeterlidir. Böyle hastalarla konuştuğumuzda çoğunlukla teması yakalıyoruz. Testin pozitifliğini testin yapılma zamanı ve kişilerde ki semptomlar belirliyor. Çoğunlukla ilk birinci haftada test pozitif çıkıyor. Ev partilerine hiç yorum yapamıyorum, cahillik ve cesaret dışında aynı zamanda sorumsuzluk. Hele birde topluma örnek olması gereken medyatik isimlerinde adı geçince ikinci kere üzülüyor insan, çünkü bu kişilerin auraları ile ikna kapasiteleri yüksek, çünkü ciddi bir hayran kitleleri var; bu duygusal iletişimi daha verimli kullanmaları gerekir. 


Yağmur Kalyoncu : Bir dönem kargo poşetlerini market poşetlerini siliyorduk. Tüm paketli gıdaları dezenfektanlarla silip kullanıma hazır hale getiriyorduk. Hala anlayamadığım şey dokunma teması yayılmada etkili mi yoksa hava teması mı şart?


Prof Dr. Alper Şener : Virüs cansız yüzeyde 3 gün kalabiliyor. Ama bu şekilde temas ile bulaş şimdiye kadar gösterilemedi. Burada önemli olan virüsün cansız yüzeyden alınıp, eliniz ile ağız veya buruna bulaştırılması. Bunu önlediğiniz sürece tehlike yok. Virüsün hastane gibi yoğun olduğu yerlerde hava yolu ile, diğer ortamlarda damlacık yolu ile bulaştığını söyleyebiliriz.


Yağmur Kalyoncu : Başkan Trump’a verilen ANTİKOR KOKTEYLİ’ ni çok merak ediyorum. Nedir içeriği sevgili hocam. Trump, çok kısa bir zamanda toparlayabildi kendisini ve tüm dünyada şaşkınlıkla karşılandı bu.


Prof Dr. Alper Şener : İçinde insan ve insansılaştırılmış fare monokolonal antikoru var. Bunun daha modernleride çıktı, rekombinant monoklonal antikor. Bu antikorlar virüse bağlanarak etkisiz hale getiriyor.


Yağmur Kalyoncu: Mikrobiyotanıza iyi bakın diyorsunuz. Turşu, yoğurt, çinko, D vitamini, C vitamini ve propolis öneriliyor bunlar bağışıklığı güçlü tutmak için mi?


Prof Dr. Alper Şener :Bağışıklığı dengelemek için diyelim. Bağışıklık sisteminin en önemli komponenti barsaktaki bakteriler. Son zamanlarda bunlar için hatta ‘ikinci beyin’ olarak adlandırılıyor. Probiyotikler bu bakterileri besliyor ve zenginleştiriyor. Mikrobiyotanız ne kadar zengin ise, o kadar direnciniz yüksek oluyor. Bu saydıklarınızın hepsinin mikrobiyotayı zenginleştirici etkisi var. Bizim geleneksel beslenmemizin bu yönde çok büyük avantajı var. Doğal ve geleneksel beslenmek yanında hekim kontrolünde bu desteklerin alınması tavsiye ediliyor.


Yağmur Kalyoncu :  Hiçbir tedavi istenilen düzeyde değil diyorsunuz. Tedavi sürecinde neler yanlış? Özellikle ilaç kullanımı konusunda hepimizin aklı karışık. Ben Favipiravir ve Hidroksiklorokin içeren ilaçları kullandım. Şimdilerde gündem başlılarından biri Hidroksiklorokinin yan etkileri. Almanya dahil bir çok ülke bu etken maddeyi protokolünde kullanmazken biz neden tedavi sürecine dahil ettik. Hastaneye yatan ve durumu ağır olan da, hastalığı ev seyrinde geçiren de bu etken maddeyi kullandı. Bu noktada hata yaptık diyor musunuz? Ben yan etkilerini hala atamıyorum. 44 Kiloyum. O dönemde kullandığım yoğun ilaçlar metabolizmamı bozdu. Üstelik bir ilaç poşeti ile eve gönderiliyorsunuz Sorup danışacak kimse yok. Yan etkisi olursa ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Evde tek başına bu denli bir ağır ilaç kullanımı ne derece doğru ?


Prof Dr. Alper Şener : Korona aslında tüm tıp tarihinin bildiği ve uyguladığı her şeyi kökünden sarstı. Bir ilacın bir hastalık için tedavi şablonunda yer alması yaklaşık 10 yılı bulur. Çünkü bir sürü mekanizma bunu yönetir. Bazıları da uluslararası kuruluşların denetimindedir. Bir yeni hastalık çıktığında bilinen tüm moleküller bir özel yöntem ile kimyasal taramadan geçerek olası etkili maddeler bulunur ve saha çalışmalarına bakılır. Biz buna yeniden endikasyon tanımlama diyoruz. HQ böyle bir etken madde. Sıtma ilacında kullanılan moleküler olarak korona virüsün RNA’ya bağımlı RNA polimerazına bağlanma potansiyeli var, SARS CoV sırasında hücre kültüründe virüse etkisi gösterilmiş ve olumlu bulunmuş ama SARS CoV’de sahada yeterince denenmemiş. Sadece biz değil, dünyada birçok ülke bunu denedi, elde ettiği sonuçlara göre tedavi şablonundan çıkardı. ABD’de halen deneysel çalışmalarda kullanılıyor. Bizim açımızdan ise, yeniden değerlendirip artık tedavi şemasından çıkıp sadece deneysel olması lazım diye düşünüyorum. Çünkü yüzü çok eskidi. Favipiravir için söylenenler ise tamamen bilgi eksikliğinden. Bu ilaç dirençli influenza için geliştirilmiş ve başarılı bulunmuş. Sonrasında Afrika’da Ebola virüsü tedavisinde kullanılmış, orada da etkili bulunmuş. Şimdi de yine korona virüse etkisi gösterilmiş bir antiviraldir. Yükleme dozu ve yan etki nedeniyle eleştiriliyor ama görülen yan etki oranı %1’in altındadır. İddia ediyorum mide koruyucu almadan, ağrı kesici alın yan etki oranı daha çok çıkar. Biz toplumsal olarak ilacı severiz. Burada asıl sorun budur. Çünkü dünyanın hiçbir ülkesinde kan gazı değişimi bozulmayan kimseye ilaç verilmiyor. Şimdi bizde hayal edin verilmediğini, yer yerinden oynar! Gerekli mi? Şikayeti olmayan, risk faktörü olmayan (65 yaş üstü ve yandaş hastalık) satürasyonu bozulmayana tedavi için ilaç kullanmaya gerek yoktur.

 

Yağmur Kalyoncu : Bu tartışmalardan sonra insanlar ilaç kullanmadan vitamin takviyeleriyle iyileşmeye çalıştılar . Çok sık duyuyorum bunu . Bu ne derece doğru?

Prof Dr. Alper Şener : Hastalık tablosu dünyayı çok şaşırttı. Hastalığın zaten doğal seyri %96 iyileşme. Bu iyileşmede ilacın etkisi çok yüksek değil. Çalışmalara göre sadece hastanede yatanlarda yoğun bakıma gidişi azaltıyor. Ölüm riski ve oranına bile ciddi olumlu etkisi olan ilaç yok. Yani zaten iyileşme oranı yüksek olan bir hastalıkta ilaç veya takviye ne kadar etkili olabilir. Ama şunu hatırlatmakta fayda var; bu hastalıkta halen hangi durumların ağırlaşmaya sebep olduğunu veya ölümü etkilediğini net bilmiyoruz. Çerçeve belli ama içerik net değil. Bu nedenle başlanılan ilaçları kullanmak en önemlisi, çünkü ilacı almayıp yoğun bakımlık duruma gelen çok hasta görüyoruz. İlaçları almak şimdilik en iyi strateji, hayatta kalmak için… 


Yağmur Kalyoncu: Benim de yaşadığım ve bazı vakalarda görülen LONG COVİD olayı var bir de . Nedir bu long covid? Neden yaşıyoruz bunu? (Örneğin ben haftanın 3 günü iyiysem 2 günü yataktan çıkamıyorum. Hala aşırı derecede – covid pozitif teşhisinin konulduğu ilk zamanlardaki gibi- ağrılarım ve halsizliğim var. Hızlı ve tempolu yürüyüşler yapan biriydim ama şimdi üç adımda yoruluyorum. Ayrıca unutkanlık başladı. Bu böyle dalgınlık unutkanlığı değil ama. Tabağıma yemek koyup üç saat sonra aa yemek yiyecektim unuttum gibi . Tüm bunlar long covid belirtileri mi? Ne kadar sürüyor long covid ve bunun bir tedavisi var mı?


Prof Dr. Alper Şener : Tanımı hala netleşmedi ama, iyileşme sonrası 3. Haftada başlayıp, genelde 6 aydan uzun süren; kas eklem ağrısı, yorgunluk, uykusuzluk, huzursuzluk gibi şikayetlerin başka bir sebebi bulunamıyor ise LONG COVİD-uzn korona diyoruz. Ne kadar sürdüğü halen bir muamma, sebebi olarak aralıklı devam eden sitokin yanıtı suçlanıyor. Ama halen tartışma konusu. Tedavisi için takviye vitaminler, egzersiz öneriler arasında yer alıyor. Nadiren psikosomatik düzenleyici ilaçlar gerekiyor, özellikle uykusuzluk durumunda…


Yağmur Kalyoncu: Geçirdim kurtuldum diye sevinmemek lazım. Hastalığa yeniden yakalanma olasılığımız var değil mi? Bazı uzmanlar hastalığa yeniden yakalanma oranının düşün olduğunu belirtirlerken bazıları da riskin yüksek olduğunu söylüyor. Bunu destekleyen vakalar da var.


Prof. Dr. Alper Şener: İkinci kez yakalanma durumu kişinin bağışıklık durumuna bağlıdır. Enfeksiyonlar sonrası blokan antikorlar hastalıktan tam korunmayı sağlar. Antikor pozitif olabilir ama blokan değil ise yeniden hastalanma mümkündür, zaten görüyoruz. Bunu sağlayan bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sisteminin bilinen iki önemli organizatörü vardır; birisi genleriniz (anne-babadan gelen ) diğer ide mikrobiyotanızdır. Mikrobiyotanıza iyi bakın! Lipozomal vitaminler, çinko kullanarak bağışıklığınızı güçlü tutun. Çinko eser element olarak neredeyse 200 enzimatik süreçte rol alıyor. Bağışıklık için kritik olan D vit, melatonin vb tüm mekanizmalar da düzenleyicidir. İyileşmede olumlu etkisi olacaktır.



Yağmur Kalyoncu: Vücudumun bağışıklık üretip üretmediğini nasıl anlayacağım?

Prof. Dr. Alper Şener: Antikor bakılabilir. Serum testi diyoruz buna. IgG pozitif ise %90 ihtimalle blokan ab yeterlidir.


Yağmur Kalyoncu: Corona salgınının bitişi ile ilgili ön görüleriniz neler? Aşı ile ilgili görüşleriniz neler? Hastalık sürecinde kullanılan ilaçlara şüphe ile bakıldığı gibi aşının kullanılmasına da ilk etapta şüphe ile bakılıyor. Tedavi sürecinde kullanılacak aşının vücuda olası olumsuz etkileri olacak mı?

Prof. Dr. Alper Şener: Dünya’da 2021’inde böyle geçeceğini düşünüyorum. Türkiye’de ise 2021’in haziranı sonrası rahatlarız diye düşünüyorum. Aşıya gelince aşının kısa vadede yan etkileri yok. Bunun uzun vadede ne olacağı ise çok belirli değil, çünkü birkaç aşıda çok yeni hatta ilk defa denenen süreçler var. Bu durum ister istemez herkesi tedirgin ediyor. Bizde bilmiyoruz.

 

Kapatırken süreçte yanımda olan aileme, dostlarıma, iş arkadaşlarıma ve bana sayısız mesaj atan, her anımda yanımda olduklarını hissettiren takipçilerim ve siz değerli okurlarıma çok teşekkür ederim. 


Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz

İlandır.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder