Cüneyt Arkın: Oğlum doğduğunda alkolü bıçak gibi kestim

O, Türk sinemasının mavi gözlü, romantik bakışlı, kaleden kaleye atlayan kahramanı Cüneyt Arkın. geçirdiği rahatsızlıkla sevenlerini korkutan usta oyuncu sessizliğini bozdu. Cüneyt Arkın ve babasının izinden giden oyuncu oğlu Murat Arkın’ı Babalar Günü’nde ağırlamak benim için büyük bir onur. Baba-oğul, aralarındaki kuvvetli bağı, aile olmanın güzelliğini, birlikte çektikleri ilk filmlerini POSTA’ya anlattı

16 Haziran 2019, Pazar 09:15
A A
Cüneyt Arkın: Oğlum doğduğunda alkolü bıçak gibi kestim

●Baba-oğul iki değerli konuğumsunuz. Nasılsınız?

Murat Arkın: Şükür bir yaramazlık yok. Benim için günler spor, iş ve aile arasında koşturmaca ile geçiyor.

Cüneyt Arkın: İyiyim, bir ara rahatsızlık geçirdim ama şu an keyifler de, sağlığım da çok şükür yerinde.

BABA, YOL GÖSTEREN ÇOBAN YILDIZIDIR

● Sizin için baba olmak ne ifade ediyor?

M.A.: Baba, benim için güvenine layık olmaya çalıştığım, ismini duyduğumda, yüzünü gördüğümde, içimi titreten bir dost.

C.A.: Baba tarihi bir mirastır, koruyucudur. Ekin tarlaları gibi besleyicidir. Yol gösteren çoban yıldızıdır. Güven ve huzurdur. Bazen gözyaşı, bazen kahkahadır.

● Cüneyt Arkın nasıl bir babadır?

M.A.: Umarım babam gibi bir baba olabilirim... Ne kadar yorgun olursa olsun bunu evlatlarına yansıtmayan, onlarla olmak için her fırsatı değerlendiren, insanlığa, adamlığa, merhamete, azim ve güce dair ne varsa ondan öğrenebileceğiniz bir baba.

EN İYİ KİRAZLARI TOPLAR BANA GETİRİR

● Peki Murat Arkın nasıl bir evlattır?

C.A.: Murat matematiktir, bilgisayardır. Ölçülü ve duyguludur. Kiraz ağacından en iyi kirazları toplayıp bana getiren çocuktur. Lokantada, berberde, hamamda bol bahşiş verir. Evleneceği kızın çok güzel olmasını değil, akıllı olmasını ister. Satrançta beni yener. Bebek gibi gülümser. Muzip bir çocuktur.

● İlk göz ağrınız Murat Bey’i kucağınıza aldığınızda ne hissetmiştiniz?

C.A.: Dünya kucağımdaydı. Minnetle biriktirdiklerimin karşılığı olarak cömertçe sunulmuş bir nimetti.

● Genelde babalar “Baba olduktan sonra kendi mutluluğunuzdan çok çocuklarınızın mutluluğu önemlidir'' der. Öyle mi gerçekten?

C.A.: Doğrudur. Evlatlarım nezle olduklarında ben verem oluyorum. Acı çektiklerinde “Allah’ım o acıyı onlardan al bana ver” diyorum. 82 yaşındayım. Neyim varsa onlarındır

İKİ ODALI KERPİÇ BİR GECEKONDUDA BÜYÜDÜM

● Cüneyt Bey sizin çocukluğunuz sanırım biraz zor geçmiş...

C.A.: Bütün oyuncaklarım, bilyelerim bile topraktandı. İki odalı kerpiçten bir gecekonduda yaşıyorduk. Tuvaleti bile evin 200 metre dışındaydı yahu! Önceleri 100 koyunumuz vardı, sonra bir kuraklık geldi, ardından da şarbon... Hayvanlar telef olup gidince, babam da ırgat oldu. Gece babamla çobanlığa çıkardık. Zaten 13 kardeşten üçümüz hayatta kaldık. İstanbul’da Tıp Fakültesi’nde okurken ilk iki yılımı Sirkeci’de bir otel odasında iki inşaat işçisiyle paylaşarak geçirdim. Ders zamanı okula gider, kalan zamanda da onlarla inşaatlarda çalışırdım.

● Cüneyt Bey siz nasıl bir babaya sahiptiniz?

C.A.: Babam tabiatın bir parçası değil, tabiatın ta kendisiydi. Köylüydü, çobandı, bilgeydi. Tohumdan büyüyen fidenin büyüme sesini duyardı. Arifti babam. Ondan çok şey öğrendim. Öğrendiklerimi çocuklarıma aktardım.

ARKIN SOYADINI TAŞIMAK ZORDUR

● Murat Bey, Türkiye’nin en önemli oyuncularından birinin oğlusunuz. Böyle bir babanın oğlu olmak nasıldı?

M.A.: Arkın soyadını taşımak zordur. Sorumluluk, alçak gönüllülük, samimiyet, dürüstlük, doğruluk, mertlik gerektirir. Tüm kapıların size açılacağını düşünenler yanılıyor. Hata yapma hakkınız sınırlıdır. Size olan sevgiye, saygıya her daim layık olmayı gerektirir.

BABAMDAN YEDİĞİM TEK TOKAT...

● İki kardeşsiniz. Babanız Cüneyt Bey, evlatları arasında hiç ayrım yapar mıydı ya da siz hiç bunu hissettiniz mi?

M.A.: Asla. Böyle bir ayırımı kimden yana olursa olsun Kaan da ben de reddederdik zaten. Belki hani çaktırmadan futbol maçlarımızda beni ya da Kaan’ı o günkü atmosfere göre kendi takımına almış olabilir. Öyle bir durumda, diğerimiz babamı o kararı verdiğine pişman etmişizdir o ayrı. Hahaha.

● Hiç Cüneyt Bey’den dayak yediğiniz oldu mu?

M.A.: Nayır! Yediğim tek tokat ‘Önce Hayaller Ölür’ filminde rol icabı yediğim tokattır.

● Cüneyt Bey, eskiden alkol probleminiz olduğunu anlatıyorsunuz ve şimdilerde gençlere bu konuda büyük nasihatler veriyorsunuz.

C.A.: Oğlum olacağını öğrendiğimde alkolü bırakacağıma söz vermiştim. Kara Murat doğduğu gün alkolü bıçak gibi kestim.

● Genelde çocukların gözünde babalar ilk kahramandır ya... Sizin gözünüzde babanız ne zaman kahraman oldu?

C.A.: Babam İstiklal Savaşı gazisiydi. İstiklal madalyası vardı. Hiç takmazdı. “Niye?” diye sorduğumda ''Övünmek gibi olur oğlum” derdi.

M.A.: Hayata gözlerimi açarken ilk kahramanım babamdı. Hayata beni başlatan kahraman babam.

● “Benim babam dünyanın en...'' cümlesini nasıl tamamlarsınız?

M.A.: En dürüst, en omurgalı, en vicdanlı insanıdır.

● Kalabalık bir ailesiniz. Hepinizde de büyük bir Atatürk ve vatan sevgisi var...

C.A.: Benim babamın vücudu şarapnel parçalarıyla doluydu. Babamın bu alçak gönüllülüğü Murat ve Kaan'ın dikkatini çekti. O Atatürk'ün askeriydi. Sanırım, Atatürk sevdası oğullarımda böyle başladı. Yiğit, cesur, akıllı bir Türk'ün Atatürk sevdalısı olmasından daha doğal ne olabilir?

KİMSE BABAMIN VELİAHTI OLMAZ

● Babanızın izinden gidip doktor olmadınız, yazılımcı oldunuz ama oyunculuğu es geçmediniz. Babanızın veliahtı olabilir misiniz? M.A.: Kimse babamın veliahtı olamaz. Vefalı Türk halkı kahramanına ihanet etmez. Onun yerinde başkasını görmek istemez. Lisede bilgisayar odalarına gider basit oyunlar yazardım. 20 yılı aşkın süredir profesyonel olarak yazılımcıyım. Oyunculuk anlamında çok iyi projeler gelince de kabul ettim.

● Cüneyt Bey, Murat Bey’in oyunculuğunu nasıl buluyorsunuz?

C.A.: Murat'ın erkeksi bir duruşu var. Sağlam, sıhhatli ve insanı etkiliyor. Kamera karşısında birden değişiyor, devleşiyor. Tam bir sinema yüzü. Detayları ince ince işliyor. Bakmaya doyum olmuyor. Aslında kendini oynuyor. Bu kendisinde yaratmak istediği karakterin hayatını var ediyor.

BABAMIN KARŞISINDA OYUNCULUK YAPMAK DÜNYANIN EN ZOR İŞİ

● ‘Vatandaş Rıza’ ve ‘Önce Hayaller Ölür’ filmlerinde 5-6 yaşlarındayken oynamışsınız. Hatırlıyor musunuz o günleri?

M.A.: Hatırlıyorum. Yediğim tokatı, kendimi tutamayıp ağlayışımı, yağmurda titrememi, mezarlıkta toprağı ellerimle kazırken vücuduma dolan karıncaları, arabanın önünden annemin beni kapışını, babamın bana “Murat bak, taşı kaportaya at, cama atma” deyişini. Her şeyi...

● Babanızla oynarken neler hissediyorsunuz?

M.A.: Dünyanın en zor işi. Bu, onun yanında hep doğal oluşumuzdan ama senaryo gereği rol yapmamız gerektiğinden olsa gerek...

ALEV GÜRSOY CİMİN

alev.gursoy@posta.com.tr

Sıradaki haber yükleniyor...