Dilara Aksüyek: Dünyada bir sürü hastalık var, açlık var, ölüm var! Böyle bakınca aşk acısına saygı duymuyorum

Dilara Aksüyek: Dünyada bir sürü hastalık var, açlık var, ölüm var! Böyle bakınca aşk acısına saygı duymuyorum

Güler yüzlü, enerjisi gözlerinden taşıyor ve karşı tarafa ‘iyi insan’ duygusu geçiriyor. En son ‘İstanbullu Gelin’de biraz ‘arıza’ bir kadın rolünde izlemiştik. Bu kez ‘Arıza’ dizisinde, en azından şimdilik hiç arıza olmayan, aksine çok sempatik bir karakterle, avukat Füsun olarak karşımızda. Dilara Aksüyek ile hem yeni rolünü, hem de biraz onun kendi dünyasını konuştuk. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

27 Eylül 2020, Pazar 07:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Özellikle ‘İstanbullu Gelin’den bu yana yeni projenizi merakla bekliyordum. Ve nihayet, ‘Arıza’da, Füsun olarak karşımızdasınız... Çok sempatik bir karakter. Siz nasıl bir bağ kurdunuz Füsun’la?

Çok teşekkür ederim, çok mutlu oldum bunu duyduğuma. Açıkçası ben de çok sevdim Füsun’u. Sadece yaptığı mesleğin bir gerekliliği olarak değil; kendi hayatında da adalete olan inancını, adil davranmaya çalışmasını, dik duruşunu… Korkusuz olması beni çok etkiliyor. Bu yönleriyle senaryoyu okur okumaz kalbimi kazandı zaten. Onu ne gibi olayların beklediğini çok merak ettim ve bu merak duygusu da benim adıma Füsun’u daha eğlenceli hale getirdi.

SEMPATİK BİR KARAKTERİ OYNAMAK DAHA KOLAY DEĞİL AMA DAHA AZ YORUCU

Sempatik bir karakteri oynamak oyuncu açısından daha mı kolay?

Kolay ya da zor diye bakmıyorum ama tabii ki oyuncuyu kışkırtan şey, her zaman daha farklı karakterleri canlandırmak oluyor. Bu açıdan şanslı bir oyuncu olduğumu düşünüyorum. Tek düze gitmeyen, değişimlerini görebildiğimiz karakterleri seçtiğime inanıyorum. Bazen her zaman olumsuz tarafta olmak yorucu olabiliyor, o sebeple sizin de söylediğiniz gibi, sempatik bir karakteri canlandırmak, daha kolay değil belki ama daha az yorucu olabiliyor.

‘Arıza’ bir intikam hikayesi. Böyle bir hikayenin içinde olmak duygusal açıdan yorucu mu?

Kendi adıma henüz yorulmadım. (Gülüyor) Bu biraz da ekip arkadaşlarınızla alakalı bir durum. Çok klişe gelecek belki ama biz hakikaten çok iyi bir ekibiz. Şahane bir yönetmenimiz var. Hikayemize çok inanıyoruz, çok iyi bir oyuncu kadromuz var. Böyle olunca insan gerçekten hiç yorulmadan çalışıyor.

HİÇ İNTİKAM DUYGUSUNA KAPILMADIM

İntikam, Dilara olarak tanıdığınız bir duygu mu?

Çok samimi olarak söyleyebilirim ki asla intikam duygusuna kapılmadım. Kalbimde öyle olumsuz duygular barındıramıyorum. Çok yorucu geliyor bana. n Dizide, avukatı olduğunuz Ali Rıza’ya aşıksınız. Üstelik karşılıksız bir aşk. Gerçekte bir avukatın başına gelebilecek en zor şeylerden biridir herhalde. Bu ilerleyen bölümlerde Füsun’u değiştirecek mi? Bunu henüz ben de bilmiyorum ve Füsun’un neler yaşayacağını gerçekten çok merak ediyorum. Şu an için bu karşılıksız aşkı yaşarken bile adil davranmaktan vazgeçmiyor. Umarım hikayenin devamında da vazgeçmez.

ADALET DUYGUSUNU HEP SORGULADIM

‘Arıza’, “Adalet nedir? Sağlanmadığında insanların kendi adaletini araması anlaşılır mıdır?” gibi sorular sorduruyor insana izlerken. Siz bunun sorgulamasına düştünüz mü kendi içinizde?

Aslında; hayatın kendisi bizi bu sorgulamayı yapmaya mecbur bırakıyor zaten. Doğduğumuz andan itibaren, sizin bazen hiç elinizde olmadan yaşayacaklarınız şekillendiriyor hayatı bir bakıma. Hayatım boyunca bunu sorgulamaktan vazgeçeceğimi sanmıyorum. Dizi, devam ettiği müddetçe de sanıyorum seyircimizle beraber ben de hep bu sorgulamanın içinde olacağım.

KÖTÜ HABERLERDEN UZAK DURMAK İÇİN TWITTER’IMI KAPATTIM

Gündelik hayatta kafanızı en çok hangi konular yoruyor?

Hangi konular yormuyor diye başlasak daha kolay cevap verebilirdim aslında. (Gülüyor) Ben haberleri genellikle Twitter’dan okuyorum. Okuduklarım o kadar üzücü bir boyuta geldi, o kadar yormaya başladı ki uzak kalmak adına Twitter’ımı kapattım. Bitmeyen şiddet haberleri bir yandan koronanın yarattığı olumsuzluklar bir yandan… Ne diyebilirim ki…

Çaresizlik hissine kapıldığınızda kendinizi nasıl tamir etmeye çalışıyorsunuz?

Elimde olan, çabalayarak değiştirebileceğim hiçbir konuda çaresiz hissetmiyorum kendimi. Hissetsem bile geçici bir çaresizlik hissi oluyor o. Ama elimde olmayan şeyler bana kendimi çaresiz hissettirir. Hastalıklar, ölüm… Anneannemin vefatı beni çok çaresiz hissettirmişti. Artık onun olmayacağını bilmek, onunla olamamak büyük çaresizlikti. Büyüdükçe kendimi tamir yöntemimi buldum sanırım. İyiliğin gücüne çok inanıyorum. İyi insan olmaya, insanlara yardım etmeye, güler yüz göstermeye çalışmak gerçekten çok iyi bir tamir yöntemi bence. İnsanları mutlu edebilmek, kendini mutlu etmeye dönüşüyor…

NE İSTEDİĞİNİ BİLEN BİR ÇOCUKTUM

Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde tiyatro okumuşsunuz. Nasıl karar verdiniz tiyatro okumaya?

Sanırım ne istediğini bilen bir çocuktum ben. Ailemin de katkısı büyük böyle olmamda. Özellikle babam, benim için bu hayattaki en önemli kişi. Kendimi anlamak konusunda ona çok şey borçluyum. Her şeyi ona danışırım. Çocukken de kendimi keşfetmem için bana çok yardımcı oldu. Annem de oyuncu olma hayalimde en büyük destekçimdi. Babam işten geldiğinde, onun şiir kitaplarından en sevdiği şiirleri ezberleyip ona okurdum, canlandırmalar yapardım. Oyun oynamayı hep sevdim ve mesleğim olsun istedim.

Tek çocukmuşsunuz. Çok canınız sıkıldığı için çocukken kendinize ilginç oyunlar kurduğunuzu, mesela hastaneye gidip “Ablam hasta, bana yardım edin” dediğinizi okudum. Zor bir çocuk muydunuz?

Aslında çok kolay bir çocuktum. Sadece gerçekten, oyun oynamayı çok severdim. Herhalde en büyük yaramazlığım budur, onu da anlatmışım. (Gülüyor) O tarz oyunlarım annemi ve babamı biraz zorluyor, korkutuyordu ilk zamanlar tabii ama kolay atlattık o dönemi.

Biraz da ilgi çekme isteği miydi acaba size bunu yaptıran?

Aslında, yaptığın mesleğin bir sonucu olarak ilgi çekiyorsun. İnsanlar seni tanıyor, merak ediyor. Benim için, bu sonuç. İlk zamanlar çok zordu, şimdi şimdi alışıyorum buna. O yüzden benim oyunculuğu isteme sebebim de bilinç altında ilgi çekme isteği değildi. Tek çocuk olduğunuz için, ailenin tüm ilgisi zaten sizde oluyor. Bazen o kadar ilgiyi istemiyor bile insan. Ben, bu işi evcilik oynamak gibi görüyorum. O kadar zevkli ki. Hiç büyümeye niyeti olmayan biri olarak bu işi gerçekten çok seviyorum.

İSTANBUL’A İLK GELDİĞİMDE ÇOK ZORLANMIŞTIM

Çocukluğunuz Edirne’de geçmiş. Oradan İstanbul’a geldiğinizde bocaladınız mı başta?

Büyük bir bocalama hem de. Ben İzmirliyim ama babamın işi gereği Edirne’de geçti çocukluğum ve İstanbul’a geldiğimde gerçekten benim için ilk zamanlar zor olmuştu. Kocaman bir şehirde küçücük bir kız çocuğuydum ama üstesinden geldik. Şimdi İstanbul dışında olmak beni zorluyor hatta. Çok alıştım buraya, çok seviyorum...

AŞK GELİP GEÇİCİ BİR HİS

“Aşk acısını saçma buluyorum hatta saygı duymuyorum” demişsiniz. Aynı düşüncede misiniz? Çocukluk aşkı bile olsa, hiç o masum aşk acısını bile çekmediniz mi?

Söylemeye çalıştığım şey tam olarak o değildi aslında. Dünyada bir sürü hastalık var, ölüm var, açlık var… Doğduğumuz andan itibaren, adaletli olmayan bir dünyada çok daha mühim sorunlarla boğuşarak hayatta kalmaya çalışıyoruz. Mutlu olmaya çalışıyoruz. Bu yönden bakınca aşk acısına tabii ki saygı duymuyorum. Ama saygı duymamam bunu yaşamamam anlamına gelmiyor tabii ki. (Gülüyor) Ama bunları düşünerek hayata bakmak, beni çok daha pozitif, çok daha güçlü çıkarıyor sorunların içinden.

Aşk tanımınız ne?

Öyle bir tanımlamam yok aslında ama şunu söyleyebilirim; gelip geçici bir his bence, zamanla sevgiye evirilebiliyorsa daha kalıcı hale gelen, sakinleyen bir his. Sevgi çok daha mühim yani. Ben çocuksu biriyim, sanırım gerçekten de böyle kalacağım. Bu yüzden sadece aşkı değil, bütün duygularımı çok coşkulu yaşıyorum.

BURNUM KÜÇÜK EVET, BUNUN NESİNE İNANAMAZSIN!

Sizi genellikle estetikli zannettiklerinden yakınmışsınız... Bu, bir yanıyla çok güzel olduğunuz için yargılanmak gibi mi hissettiriyor size?

Yakınmak değil aslında, saklanması gereken bir şey değil neticede estetik. Güzellik, insanın elinde olan bir şey değil. İnanılmaz tuhaf bir güzellik algısı var ve bu durumdan hiç hoşlanmıyorum. Bir insanı, kaşı gözü şöyle diyerek eleştirmek nasıl kötü ve üzücü bir şeydir. Eskiden üzülüyordum böyle eleştirilere. Çocuktum çünkü ama şu an böyle insanlar var diye utanıyorum gerçekten. Burnum küçük evet, olamaz mı böyle bir şey, bunun nesine inanamazsın!

Karşı olduğunuz bir şey mi peki? Bir yerinizden memnun olmasanız yaptırır mıydınız?

Hayır, asla karşı olduğum bir şey değil. Bir yerimden memnun olmasam, yaşım ilerledikçe rahatsız olduğum bir durum olursa tabii ki yaptırırım. Yakışana çok yakışıyor ayrıca.

Size ne güzel gelir?

Güzellik, bakılana değil bakana göre şekilleniyor bence. Benim baktığım açıdan mutluluk veren, iyi hissettiren her şey çok güzeldir.

ARIZA YANLARIMI TÖRPÜLEDİM

Arıza yanlarınız var mı? Ya da hangi durumlarda ortaya çıkar?

Ben gerçekten zaman içinde arızalı olan taraflarımı epey törpüledim galiba. Her zaman çok daha iyi bir insan olmak istedim. Bunun için çabaladım. 33 yaşımda tam da o olmak istediğim kişiyim diyebilirim. Artık arızalı taraflarım; sadece sevdiklerimi üzen bir şey olduğunda ortaya çıkıyor. Bir de diğer insanlara karşı yapılan haksızlıklara karşı çok daha duyarlıyım ve ciddi arıza çıkarabilirim öyle durumlarda. (Gülüyor)

KISA KISA...

En yakın zamanda hatırladığınız en mutlu gününüz hangisiydi? Nerede, ne yapıyordunuz?

Doğum günümmm! Bu yılki doğum günüm en güzel doğum günümdü. İlk önce sette kutladık ve beni çok mutlu etmişlerdi. Sonra, en sevdiğim arkadaşlarım benim için çok güzel bir doğum günü hazırladılar. Çok mutlu olmuştum.

En kolay yanınız ne?

Sevdiğim hiç kimseye kolay kolay küsemem. Benim gönlümü almak çok kolaydır bence.

Türkiye’de, birlikte çalışmayı en çok istediğiniz yönetmen kim?

Ahhh! Hep söylüyorum, Nuri Bilge Ceylan. Tolga Karaçelik de tanışmak ve çalışmak istediğim bir yönetmen.

Sizce bugüne kadar yapılmış en iyi aşk filmi hangisi?

Off, çok zor bir soru. Ama ben en çok ‘Blue Valantine’i sevdim sanırım. Bana çok gerçek gelmişti. Bir de ‘Eternal Sunshine’.

;
Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder