2030'da sıralar boş kalacak

Türkiye’de eğitim sistemi, bugüne kadar hep ‘yetersiz derslik’ ve ‘kalabalık sınıflar’ sorunuyla mücadele etti. Ancak TEDMEM’in 2025 Eğitim Değerlendirme Raporu, çok daha derin ve yapısal bir krizin kapıda olduğunu gösteriyor: Demografik çöküş. TÜİK verilerine göre son 10 yılda canlı doğum sayısındaki düşüş, 2030’da ilkokul sıralarının yüzde 21 oranında boş kalacağı gerçeğini önümüze koyuyor. Bu tablo; öğretmen ihtiyacından bütçe düzenlemeye, üniversite kontenjanlarından derslik planlamasına kadar tüm sistemin yeniden değerlendirilmesi gerektiğinin göstergesi.
SEVİM BÜYÜKTAŞ DEMİR
NÜFUS YAŞLANIYOR SİSTEM DEĞİŞMELİ
Türk Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu TEDMEM’in hazırladığı 2025 Eğitim Değerlendirme Raporu, Türkiye’de eğitim sisteminin artık yalnızca dijitalleşme ekseninde ele alınamayacağını ortaya koydu. Rapora göre eğitim sistemi; demografik değişim, ekonomik koşullar, yapay zekâ ve iklim krizi gibi güçlü dinamiklerle yeniden şekillenmeli. Raporda en çarpıcı başlıklardan biri nüfus verileri. TÜİK’e göre, 2014’te 1 milyon 351 bin olan canlı doğum sayısı, 2024’te 937 bine geriledi. Bu düşüş, 2030’da ilkokula başlayacak öğrenci sayısının yaklaşık yüzde 21 azalacağı anlamına geliyor. TEDMEM’e göre bu tablo; derslik planlamasından öğretmen ihtiyacına, yükseköğretim kontenjanlarından bütçe kullanımına kadar tüm yapının yeniden ele alınmasını gerektiriyor.

BÜTÇE ARTTI ETKİ SINIRLI
Eğitim bütçesindeki artış da raporda dikkat çeken bir diğer başlık. 2025 yılı bütçesi yüzde 35 artarak 2 trilyon 186 milyar TL’ye ulaştı. Ancak yüksek enflasyon nedeniyle bu artışın büyük ölçüde mevcut harcamaları korumaya yönelik kaldığı belirtildi. Bütçenin yaklaşık yüzde 80’inin personel giderlerine ayrılması ise eğitimin niteliğini artıracak yatırım alanlarını sınırlıyor. Ortaöğretime ilişkin tartışmalarda rapor, süre odaklı yaklaşımlara mesafe koyuyor. ‘Liseler 3 yıl mı olmalı?’ sorusundan ziyade, ortaöğretimin ne kazandırdığına odaklanılması gerektiği vurgulandı. Üniversiteye geçişte yaşanan yığılma, liselerin hayata hazırlama işlevinin zayıflaması, artan devamsızlık ve sınav merkezli yapı bu alandaki temel sorunlar olarak sıralanıyor.
9’UNCU SINIFTA SİSTEMDEN KOPUŞ
Raporda, ortaokuldan liseye geçiş dönemi olan 9’uncu sınıfa dikkat çekildi. Veriler, öğrencilerin önemli bir bölümünün eğitim sistemiyle bağının bu kademede zayıfladığını ortaya koydu. 2024-2025 eğitim yılında sınıf tekrarı oranı genel liselerde yüzde 18.5’e, mesleki ve teknik liselerde yüzde 28.5’e, imam hatip liselerinde ise yüzde 30’a ulaştı. Aynı dönemde açık öğretime yönelen öğrenci sayısının yaklaşık üç kat artması, sistemden kopuşun bu kademede yoğunlaştığını gösteriyor. Rapora göre bu tablo, ortaokuldan liseye geçişte akademik ve sosyal uyumu güçlendirecek politikalara ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.

ÜNİVERSİTE CAZİBESİNİ YİTİRİYOR
Yükseköğretime geçişte kronikleşen sınav döngüsü de raporda öne çıkan konulardan biri. 2025 YKS verilerine göre, yerleşenlerin yalnızca yüzde 30’u lise son sınıf öğrencisi. Başka bir ifadeyle her 10 adaydan 7’si sınava tekrar giriyor. Lise son sınıftakilerin ise sadece yüzde 16’sı, dört yıllık lisans programlarına yerleşebiliyor. Bu tablo, sınav sistemi ile istihdam beklentileri arasında ciddi bir uyumsuzluk olduğunu gösteriyor. Öte yandan üniversiteye talep de düşüyor. 2023’te 3.5 milyonun üzerinde olan YKS başvuru sayısı, 2025’te yaklaşık 2.5 milyona geriledi. Eurostat 2024 verilerine göre Türkiye, üniversite mezunu işsizliğinin genel işsizliği aştığı tek ülke. 25-34 yaş grubundaki işsizlerin yüzde 49.2’sinin yükseköğretim mezunu olması, üniversitenin ekonomik getirisine yönelik algının değiştiğine işaret ediyor.
AKADEMİ MODELİ TARTIŞMALI
Raporda, dijitalleşme ve yapay zekâ alanında atılan adımlar da değerlendirildi. Bakanlık Yönetim Sistemi’nin devreye alınması ve yapay zekâ politikalarının oluşturulması önemli gelişmeler arasında gösterildi. Ancak TEDMEM’e göre asıl mesele, teknolojinin varlığı değil, bu araçların öğrenme süreçlerine ne ölçüde katkı sağladığı. Öğretmen yetiştirme modeli de tartışılan başlıkları arasında yer aldı. Milli Eğitim Akademileri uygulamasına ilişkin belirsizliklerin sürdüğü belirtilirken, Türkiye’nin öğretmenlik diplomasına sahip adayları yeniden bir eğitim sürecine tabi tutan tek ülke olduğuna dikkat çekildi. Bu durumun mesleğe geçiş süresini uzattığı ve kariyer planlamasını zorlaştırdığı ifade edildi.




