Z Kuşağını Anlama Kılavuzu: Sosyal medya çocukların özgüvenini yok ediyor

Eğer çocuk yalnızsa, beğeni sayısı çocuğun gözünde 'Değer'e dönüşüyor. Az beğeni, eksiklik hissi yaratıyor; bu da özgüveni sessizce kemiriyor. Ergenlikte beyin "Ben var mıyım?" sorusunu sorar. Beğeni, bu soruya verilen hızlı ama sahte bir cevaptır. Onay aldıkça çocuk rahatlar, alamadıkça kendini sorgular. Alev Gürsoy Cimin sordu, Çocuk Gelişimi Uzmanı - Ebeveyn ve Çocuk Danışmanı Jülide Karagül cevapladı.
Jülide Karagül / Hazırlayan: Alev Gürsoy Cimin

Böyle bir yasaklamaya karşı değilim ancak tereddütlerim var. Yasak, çocuğu ekrandan uzaklaştırabilir ama o dünyadan uzaklaştıramaz. O içerikle başka bir yerde yine karşılaşır; okulda, arkadaşında, söylenen bir cümlede. Ama yasak varsa, gördüğünü ailesine anlatmaz. Bu da çocuğu korumaz; yalnızlaştırır. Bugünün dünyasında tam yasak gerçekçi değil. Çünkü çocuk sadece kullanıcı değil, tanık. Asıl mesele yaş sınırı değil; çocuğun gördüğünü anlayabilecek, sorgulayabilecek donanıma sahip olup olmadığı. Devlet çerçeve çizer, kuralları belirler. Ama çocuğun ruhunu, hassasiyetini, sınırlarını bilen aile. İnce ayarı aile yapar.
YASAK, ÇOCUKLARDAKİ MERAKI ARTIRIR MI?
Evet, özellikle ergenlikte. ‘Bakma’ denilen şey, ergen için bakılması gereken şeye dönüşür. Yasakla baskılanan çocuk, gizli yollar arar ve bu yollar çoğu zaman daha tehlikelidir. Ekranı kapatınca sorun bitmiyor, sadece görünmez oluyor. Çocuk yine etkileniyor ama artık bunu kiminle konuşacağını bilmiyor. Sorun ekran değil, ekranda olan bitenin konuşulamaması.
SOSYAL MEDYA ÇOCUKLARA NE YAPIYOR?
Sosyal medya çocukların özgüvenini yiyor. Eğer çocuk yalnızsa, beğeni sayısı çocuğun gözünde ‘Değer’e dönüşüyor. Az beğeni, eksiklik hissi yaratıyor; bu da özgüveni sessizce kemiriyor. Ergenlikte beyin “Ben var mıyım?” sorusunu sorar. Beğeni, bu soruya verilen hızlı ama sahte bir cevaptır. Onay aldıkça çocuk rahatlar, alamadıkça kendini sorgular. Mutlu çocuk için ekran eğlencedir. Yalnız çocuk için kaçış kapısı.
ÇOK ÇOCUKLU AİLELERDE DENGE NASIL KURULMALI?
Çok çocuklu ailelerde yapılan en temel hata, eşit davranmakla adil davranmayı karıştırmak oluyor. Oysa adalet, her çocuğa aynı şeyi vermek değil, her çocuğa ihtiyacı olanı verebilmektir. “Büyüksün, idare et”, “Sen küçüksün, anlamazsın” gibi cümleler masum görünür ama çocukta değer sıralaması yaratır. “Ablan yapıyor”, “Kardeşin çalışıyor” gibi ifadeler motive etmez, rekabeti ve gizli öfkeyi büyütür. Bir çocuk ‘Başarılı’, diğeri ‘Sorunlu’ etiketiyle yaşamaya başlar. Denge, çocukları birbirine değil; kendilerine göre değerlendirmekle kurulur.
Z KUŞAĞI NEDEN EKRANDA VAR DA EVDE YOK?
Çünkü ekranda yargı yok, baskı yok, not sorusu yok. Evde “Nasılsın?” sorusundan çok “Ne yaptın?” sorusu var. Çocuk kendini daha az sıkıştığı yerde var hissediyor. Sosyal medya çocukların duygu dünyasını şekillendiriyor. Hızlı haz, hızlı düşüş yaratıyor. Kıyas duygusu artıyor, sabır azalıyor. Duygular derinleşmeden geçip gidiyor.
“GÜNDE KAÇ SAAT?” DOĞRU BİR SORU MU?
Hayır. Doğru soru şu: “Bu çocuk ekranda ne yaşıyor?” Aynı süre, bir çocuk için zararsızken diğeri için yıkıcı olabilir. Süre değil, içerik daha önemli. Mesela bir belgesel açık olsa kızmazsın değil mi? İçerik konuşulmuyorsa, süre de önemini yitirir. Ekran sonrası kurulan sohbet, asıl koruyucu kalkanıdır. Bu fark görülmeden konulan her kural eksik kalır. Süre + ebeveyn eşliği + güven duygusu birlikte olmalı. Sadece saati sınırlamak çözüm değildir. Tam yasak çocukları çoğu zaman gizliliğe iter. Çocuk yakalanmamayı öğrenir.
BİR ÇOCUK BAŞARILI DİĞER ÇOCUK DEĞİLSE NE YAPMALI?
Başarılı çocuk çoğu zaman örnek yapılır. Fark edilmeden üzerine yük bindirilir: “Sen zaten yaparsın”, “Senden bunu bekliyoruz.” Bu çocuk görünürde güçlüdür ama içten içe yalnızdır. Hata yapmaktan korkan, onay ihtiyacıyla yaşayan kaygılı yetişkinlere dönüşebilir. Daha az başarılı görülen çocuk ise iki uçtan birine savrulur: Ya sürekli eksik hisseder ya da “Nasıl olsa benden beklenmiyor” diyerek vazgeçer. İkisi de sağlıklı değildir. Doğru yaklaşım şudur: Her çocuğun güçlü olduğu alan ayrı ayrı fark edilir ve dile getirilir. Akademik olmayan beceriler; sosyal ilişki, sorumluluk alma, yaratıcılık, duygusal dayanıklılık görünür kılınır.
ÖDÜL-CEZA SİSTEMİ HÂLÂ GEÇERLİ Mİ?
Ödül-ceza sistemi davranışı geçici olarak değiştirir, iç motivasyon oluşturmaz. Çocuk şunu öğrenir: “Yaparsam ödül alırım”, “Yakalanırsam ceza alırım”. Ama şunu öğrenmez: “Davranışın bir anlamı ve sorumluluğu var.” Sürekli ödül alan çocuk, ödül yoksa harekete geçmez. Sürekli cezalandırılan çocuk ya yalan söyler ya da gizlenir. Çok çocuklu evlerde bu sistem daha yıkıcıdır. Çünkü ödül ve ceza çoğu zaman çocuklar arasında karşılaştırmaya dönüşür. Bu da kıskançlığı ve adaletsizlik duygusunu büyütür. Yapılması gereken şudur: Ceza yerine sonuç, ödül yerine takdir. Kurallar net, tutum tutarlı olur. Ve en önemlisi: Çocuk, ebeveynin sevgisini davranışla kazanmadığını hisseder. Çok çocuklu ailelerde denge bir matematik işi değil; psikolojik bir hassasiyettir.




