Zorbalıktan kaçan çocuklar
SEVİM BÜYÜKTAŞ DEMİR

OKULDAN UZAKLAŞMANIN BEDELİ
LGS merkezi sınava hazırlanan bir 8’inci sınıf öğrencisi, okuluna gitmek istemediği için ne eve dönebildi ne de kendini güvende hissedebileceği bir yere sığınabildi. Çünkü bazı çocuklar için okul artık öğrenme alanı değil, kaçılması gereken bir mekâna dönüşüyor. Duru da onlardan biriydi. Duru’nun yaşadıkları, akran zorbalığının nasıl hayati risklere yol açabileceğini gözler önüne serdi. Okula gitmemek için evden çıkan bir çocuğun, tanımadığı yetişkinlerle bir geceyi havaalanında geçirmek zorunda kalması, telefonunun kapatılması, yönlendirilmeye çalışılması… Bu tablo, küçümsenecek bir mesele değildir. Bugün zorbalıktan kaçan çocuklar yarın çok daha büyük tehlikelerin içine sürüklenebilir.

ZORBALIK NEDEN ARTIYOR?
Çünkü çocuklar artık çok erken yaşta rekabetin içine itiliyor. Daha ilkokulda ‘başarılı–başarısız’, ‘popüler–dışlanan’ ayrımı başlıyor. Sosyal medya, beden algısı, görünür olma baskısı derken çocuklar kendilerini güçlü hissetmenin yolunu başkasını ezmekte bulabiliyor. Evde sınır konulmayan çocuk, okulda sınır tanımıyor. Evde her istediği yapılan çocuk, ‘hayır’ cevabını şiddetle karşılıyor. Bir diğer neden de şu: Bazı aileler çocuklarının zorbalık yaptığını kabul etmek istemiyor. ‘Bizim çocuk yapmaz’, ‘O da bir şey demiştir’ cümleleri, zorbalığın en güçlü kalkanı. Böylece çocuk, yaptığı davranışın yanlış olmadığını öğreniyor.

ŞİDDETİ ÖNLEYEN İLK YER: AİLE
Aile, çocuğunu sadece korumakla değil, doğru davranmayı öğretmekle de yükümlüdür. Çocuğunuz başkasını itiyorsa, ‘çocuktur olur’ demek değil, durup nedeni sorgulanmalı. Alay ediyorsa, ‘şaka yapmış’ diye geçiştirmek değil, karşı tarafın ne hissettiği anlatılmalı. Çocuğa her istediğinin olmayacağı anlatılmalı. Çocuk, öfkesini yumrukla değil, kelimeyle ifade etmeyi öğrenmeli. Ve en önemlisi: Zorbalığa uğrayan çocuğa ‘dayan’ demek değil, zorbalık yapan çocuğa ‘dur’ demek gerekir. Bu duruş, önce aileden gelmezse hiçbir yerde kalıcı olmaz.

OKUL VE ÖĞRETMEN NE YAPMALI?
1-ÇOCUKÇA DEYİP GEÇİŞTİRİLEMEZ
Akran zorbalığı, ‘iki çocuk arasında yaşanan bir mesele’ olarak görüldüğü sürece büyür. Okulun görevi yalnızca dinlemek değil, korumak ve önlemektir. Bir öğretmen zorbalığı fark ettiğinde ya da bildirildiğinde, mesele bitmiş sayılmaz; o anda başlar. Öncelikle zorbalık, açık ve net biçimde tanımlanmalıdır. İtmek, saç çekmek, alay etmek, dışlamak ve sosyal medyada hedef göstermek; hepsi şiddettir. ‘Şaka’ ya da ‘çocukça’ olarak geçiştirilemez. Bu sınır, öğretmen tarafından sınıfta yüksek sesle konulmadıkça, zorbalık kendine alan bulur.
2-ZORBALIK TAKİP VE İZLEME GEREKTİRİR
Zorbalık bildirildiğinde yapılacak ilk şey, yalnızca uyarı vermek değildir. Davranışın tekrar edip etmediği izlenmelidir. Takip yoksa çözüm de yoktur. Rehberlik servisleri devreye girmeli; yalnızca mağdur çocukla değil, zorbalığı yapan çocuk ve buna sessiz kalan grupla da çalışılmalı. Öğretmen, sınıfın sadece ders anlatıcısı değil, iklim kurucusudur. Sınıfta kimin dışlandığını, kimin sustuğunu, kimin göz teması kurmaktan kaçındığını en iyi öğretmen görür. Bu sinyaller fark edilmez ve ciddiye alınmazsa, zorbalık sessizlikten güç alır.
3-KRİTİK SORU: SENİ NE KORKUTUYOR?
Her okulda net, yazılı ve işleyen bir zorbalıkla mücadele protokolü olmalı. Kim, ne zaman, nasıl müdahale edecek belli değilse; çocuklar korunamaz. Öğrenci de veli de şunu bilmeli: ‘Burada yalnız değilim.’ En önemlisi şu: Bir çocuk okula gitmek istemiyorsa, öğretmenin ilk sorusu ‘Dersini mi sevmiyorsun?’ değil, ‘Seni ne korkutuyor?’ olmalıdır. Çünkü okul, çocuğun kendini güvende hissetmediği bir yer haline gelmişse, o çocuk sessizce kaçar. Tıpkı Duru gibi...
Güneş Enerjisi Santrali Projesi “Düşük Karbon Kahramanı Ödülü” getirdi
Koruma altındaki kız çocukları için istihdam garantili proje
Yandex Türkiye’de yeni atama
Ortaklığın 15’inci yılına özel davete Kraliçe de katıldı
5 yılda 360 bin gence ulaşan akademi, mesleki gelişim ve istihdam odaklı adıma hazırlanıyor




