Elmasın, pırlantanın ve değerli taşların keçiboynuzuyla arasındaki ilginç ilişkiyi biliyor musunuz?

Keçiboynuzu; hani küçükken elimize tutuşturulan ve katır kutur yememiz için çok ısrar edilen o kakao tadındaki sağlıklı bitki... Hepimiz onu yerken aynı sıkıntıyı çekip, o asla zarar görmeyen ve dişimize denk geldiğinde çenemizi ağrıtacak güçlü o çekirdeklere denk gelmişizdir. Peki nasıl oluyor da o çekirdeklerin günümüzde en değerli ve en pahalı taşlar olarak kabul edilen elmas ve pırlantayla doğrudan bir ilişkisi var?

17 Eylül 2020, Perşembe 12:09 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Keçiboynuzu ister 3 cm olsun, ister devasa büyüklükte uzayıp serpilsin; dünyada her çekirdeğinin eşit ağırlıkta geldiği tek bitkidir.  Çekirdeklerinin şekilleri aynı olmasa bile tarttığınızda bütün keçiboynuzu çekirdeklerinin ağırlığı 200mg olarak ölçülür. 


Eskilerden hatırlarsınız. Manavda pazarda tartı aletlerinin terazilerine 250 gr, 500 gr, 1 kilogram gibi ağırlık demirleri konulur meyve sebze bu şekilde tartılırdı.

Bugün kullandığımız kilo, gram gibi ağırlıkların olmadığı Arap kültüründe de eşit bir ölçü yakalayabilmek için çeşitli uğraşlar verilse de her ticaret yapan üreticiye ulaşabilecek bu demirlere benzer ortak bir ağırlık birimi bulunamadı.

Önce “2 avuç dolusu” diye bir ağırlık ölçüsü icat edildi; bunun adına ise “manah” denildi.

Fakat her elin avucu bir olmadığı için bu ağırlık ölçütü çok uzun soluklu olmadı. Bunları takip eden dönemde keçiboynuzu çekirdeklerinin her birinin eşit ağırlıkta olduğu bilgisi artık kulaktan kucağa yayılmıştı. 


Derken önce Selçuklular’da ardından da Osmanlı’da ölçü birimi olarak bu çekirdekler kullanılmaya başlandı. 

Keçiboynuzun Arapça ismi olan “carrat” bu ağırlık tartma geleneğine adını vermiş oldu. 

Toplam 16 çekirdeğin bir araya geldiğinde oluşturduğu ağırlığa da “dirhem” denildi. 3,2 grama tekabül eden dirhem’le kahve, safran gibi zor ölçülen şeyler artık kolayca ölçülebilmeye başlanmıştı.


Bu dönemlerde çıkartılmış Osmanlı altının tam ağırlığı 6,620 gr ağırlığındaydı. Bunun keçiboynuzu çekirdeğiyle ölçümü ise tam olarak 33 çekirdeğe denk düşüyordu.

 16 adet çekirdek 1 dirhem olduğu için ve 1 çekirdek de 200mg olduğu için bu değerli altının adı 2 dirhem 1 çekirdek olarak kaldı.

Osmanlı döneminde lüks kumaşlar ve onları diken terziler bu işi altın karşılığında yaptıkları için çok şık giyinen kişilere “2 dirhem 1 çekirdek gibi” denilmesi de buna dayanmaktır derler.


Gelelim pırlanta ve elmasa; keçiboynuzunun Arapçadaki ismi olan “carrat” zamanla 1 adet çekirdeğin ağırlık ismi yerine geçti.


 1 karat pırlanta denildiğinde aklınıza 1 küçük keçiboynuzu çekirdeği yani 200mg’ı getirebilirsiniz :)

Pırlanta ve değerli diğer taşların ve hatta o dönem ticareti çok zor olan değerli baharat ve gıda maddeleriyle küçücük bir keçiboynuzu çekirdeğinin arasındaki ilişki işte böyle şekillenmiş.

Günümüzde ağırlık birimlerine sahip olmamızın atalarından diyebileceğimiz bu minik bitki çekirdeğine artık farklı bir gözle bakacağımız kesin.

Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Çizilen veya kırılan seramik tabaklar nasıl tamir edilir?