Engin Hepileri: Özel hayatımda şatafatı sevmem, mesleğimde gösterişli olma çabasındayım

Yıllarca Kenter Tiyatrosu’nda oyunculuk yaptıktan sonra kendi tiyatrosunu kurdu. ‘Yaprak Dökümü’, ’İntikam’, ’Av Mevsimi’ gibi başarılı işlerde izledik. Şimdi Demet Özdemir ve İbrahim Çelikkol ile birlikte rol aldıkları ‘Doğduğun Ev Kaderindir’ dizisinde Faruk olarak izliyoruz. engin hepileri ile yeni dizisi, oyunculuk ve özel hayatı üzerine konuştuk. Oya Çınar/ oya.cinar@posta.com.tr

12 Ocak 2020, Pazar 08:00 Son Güncelleme:
A A
Engin Hepileri: Özel hayatımda şatafatı sevmem, mesleğimde gösterişli olma çabasındayım

Doğduğun Ev Kaderindir’ sezonun merakla beklenen işlerindendi. Sizi bu hikayenin en heyecanlandıran yanı ne?

Özenle hazırlanılan ve gerçek olaylardan esinlenen bir hikaye bizimki. Kanalından, yapım şirketine, senaristinden yönetmenine ve oyuncu kadrosuna kadar işinin ehli insanların projede var olması beni heyecanlandırdı.

Faruk karakteri dışarıdan bakıldığında ‘ideal erkek’ profili. Ama çocukluğundan getirdiği travmaları var. Bunun yaratacağı sürpriz durumlar olacak mı?

Elbette değişik katmanları olacak karakterin. Hatta ilk bölümlerde göreceğimiz ‘ideal erkek’ profili değişerek derinleşecek. Oynadığım her karakterin bir yolculuğu olmalıdır diye düşünürüm ki seyirci de bu yolculuğu takip eder. Faruk da yolculuğu olan bir adam. Olacakları hep beraber izleyeceğiz.

Dizi, bir kitap uyarlaması ve gerçek bir hikayesi var. Siz o duyguyu iyi aktarabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Romanlar perdeye ya da televizyona aktarıldığında yepyeni bir hal alırlar. Yönetmenin bakış açısı ve oyuncuların karakterlere verdiği yönle yepyeni bir eser çıkar ortaya. Hikayenin özüne sadık kalmaya çalışıyoruz çünkü çok kuvvetli bir dramayı barındırıyor. insan Geldiği yeri unutmamalı ama olduğu yerde de saymamalı.

Yaşanmışlığı olan bir hikayeyi mi yoksa iyi bir kurguyu oynamak mı oyuncu açısından daha zevkli?

Karakterin oyuncuya verdiği geri bildirimler belirler bu durumu. Bazen gerçek bir hikaye kurgudan daha ilginç ve akıl almaz olabiliyor. Bizim hikayemizde de "Hadi canım, gerçek hayatta olmaz böyle şeyler" dedirtecek çok unsur var. Ama olmuş işte. Bir kurgudan çok daha şaşırtıcı ve ilgi uyandıran bir hikaye bu.

Doğduğumuz ev kaderimiz mi sizce de? Ne kadar belirleyici yaptığımız seçimlerde?

Kişiye göre değişen bir soru bu. Kişiliğiniz bence belirleyici olan. Elbette insan geldiği yeri unutmamalı ama olduğu yerde de saymamalı. Bir hedefiniz olmalı. Kendini 10 yıl sonra nerede göreceğini ve daha da önemlisi çocuklarının doğduğu evi ve hayatı hayal etmelisin, planlamalı ve bunun için çalışmalısın. Elbette kolay değil, hayat herkese adil davranmıyor. Ancak umut etmek, istemek yapmanın her zaman yarısı.

Siz nasıl bir ailede büyüdünüz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Ben sevgi dolu bir evde büyüdüm. Önemli olan evin nerede olduğu ya da ailenizin sosyal statüsü değil, o evdeki çocuğa verilen sevgidir belirleyici olan. Sevgi ile büyüyen tüm çocuklar geleceğini daha sağlıklı temellere oturtabiliyor. Hem ailesi hem de ülkesine faydalı birer birey olabiliyor. Ailem eğitimim için de çok özen göstermiştir. Kaldı ki öyle paralı özel okullarda okuyan bir adam olmadım. İlkokuldan başlamak üzere hep devlet okullarında okudum. Hayatın tam içinden ve sokaktan geçen bir çocukluğum oldu. Mesleğimde ve hayatımda da çok faydasını gördüm. Bazı şeylere tesadüf demek fazla mütevazılık olur .

Geriye bakınca “Biliyordum, burada olacaktım ve oldum” diyor musunuz? Yoksa bunun cevabı “Tesadüf bu ya” olabilir mi?

Bu mesleği yapmaya 15 yaşımda karar verdim ve o günden beri de tam 25 yıldır aşkla çalışıyorum. Bazı şeylere tesadüf demek fazla mütevazılık olur.

Uzun yıllar Kenter Tiyatrosu’ndaydınız, sonra kendi tiyatronuzu kurdunuz. Tiyatrodan gelen oyuncularda, dizilere ve dizi oyunculuğuna karşı hafif üstten bir bakış olabiliyor...

Kesinlikle katılmadığım bir tartışma bu. Oyunculuğun dizisi, tiyatrosu olmaz. Şartlar ve koşullar değişir. İstemezseniz ya da beğenmiyorsanız yapmazsınız, bu kadar basit. Ben oyunculuk yapmayı seviyorum.

Mecra önemli değil mi yani?

Kesinlikle değil. Dizi, sinema veya tiyatro hepsi bir benim için. Ben içeriğine ve hikayenin ne anlattığına bakarım. Yaptığınız işin seyirciye bir şey söylemesi gerek. Artık kendi tiyatromda kendi sözüme ortak olabilecek oyunlar seçme ve seyirci ile buluşturma imkanım oldu şükür ki! Son oyunumuz ‘Akciğer’ buna bir örnek. Dördüncü senesinde hâlâ dolu salonlara oynuyor. Sebebinin sözünün kuvvetli olması olduğunu düşünüyorum.

Yıldız Kenter başlı başına çok özel bir insandı. Ondan öğrendiğiniz en önemli hayat bilgisi neydi?

Mesleğine aşkla bağlanmanın önemini ve vereceği sonuçları gördüm. Çok çalışmanın faydasını ve size kazandırdıklarını öğrendim. “Oyuncu elbette yetenekli olmalı ama eğitilmeyen ya da çalıştırılmayan yetenek hiçbir işe yaramaz” derdi Yıldız Hoca. Hangi yaşta olursanız olun çalışmaya devam etmelisiniz bu meslekte. "Tamam oldum" dediğiniz gün oyunculuğunuzun sonu gelmiştir. Biz bunları öğrendik hocadan. Onun için de durmadan çalışmaya devam ediyoruz. Aşk Benim yol göstericim

Yaptığınız bir afiş paylaşımından esinlenerek soruyorum. Orada “Aşktan ve samimiyetten yanayım” yazıyordu. Siz hayatta nelerden yanasınız?

Güzel bir söylemmiş, samimiyet ve sadelik benim için önemli. Özel hayatımda gösterişi ve şatafatı sevmem. Mesleğimde yeteri kadar gösterişli olma çabasındayım zaten. Beğenilmek hepimizin içinden gelen bir zaaf. Ancak ego kontrol altına alınması gereken bir duygu. Aşka gelince o benim yol göstericim. Eşim, oğlum ve mesleğim benim en büyük aşklarım.

Sokakta birbirimize olan saygımızı kaybettik

‘Yakışıklı, başarılı, evli, mutlu ve çocuklu.’ Sıfır defo bir portre. Peki her şey gerçekten göründüğü gibi mi?

Tüm bunlar elmanın dışarıdan görünen parlak kırmızı yüzeyi. Elbette benim de defolarım, hayatla ilgili kaygılarım, sağlıkla ilgili dualarım ve ailemin hayat standartlarıyla ilgili hayattan beklentilerim var. Herkes gibi. Günümüzde büyük şehirlerde, bu kaosun içinde yaşamak çok da kolay değil. Sabırlı ve sakin kalabilmeyi bilmelisiniz. Maalesef sokakta birbirimize olan saygımızı kaybettik beni en çok zorlayan şey de bu galiba.

Karakterinizde defo olarak gördüğünüz yanlarınız var mı? Sizinle yaşamanın zor yanları nelerdir mesela?

Bazen gereğinden fazla sabırlı olabiliyorum. Ve bu sabrın sonunda biriktirdiklerim bir anda çıkabiliyor içimden. Çabuk parlayabiliyorum. Öyle zamanlarda çok kızıyorum kendime, eminim karşımdaki ya da yanımdaki insanlar ve sevdiklerim için de tatsız oluyordur. Her ne kadar bu huylarımı törpülemeye çalışsam da kimi zaman beceremiyor insan. Birilerini kırmaktan, incitmekten her zaman çok korkarım.

“Baba olunca anladım” cümlesinin sizdeki karşılığı ne?

Gelecek kaygılarını çok iyi anladım.

“Dünyada aşk dışında çok daha büyük erdemler olduğuna inanıyorum” demişsiniz. Neler mesela?

Aşkın evirilme hali çok ilgilendirir beni. Kendi özünden hiçbir şey kaybetmeden daha büyük erdemlere dönüşür; saygı gibi, anlayış ve empati gibi. Hem aşık kalıp hem de bencillikten kurtulma halidir asıl erdem. Ama her ne kadar evirilse de aşk hep aşktır.

Ailem, hayatla bağlantı noktam

Bir yerde şöyle bir cümle okumuştum: Arkadaşlık, dostluk, sevgi...

Ne derseniz deyin, aşktan sonrası sadece bir teselli. Kişiye ve karakterlere göre değişiklik gösterir. Ama aşkın her duygunun tepesinde olduğuna inananlardanım. Arkadaşlık, dostluk zor bulunur değerler. Hele ki yaş aldıkça insan sevdiklerine daha da sıkı sıkıya bağlanıyor. Yeni dostluklar kurmak zorlaşıyor. Ama sevgi ve aşk, beslendikçe büyüyen duygular.

Hayattaki en büyük kurtarıcınız, “Hayatla bağlantı noktam” dediğiniz biri var mı?

Elbette eşim Beyza. O benim ruh eşim. Beni anlayan, her zaman arkamda olan yol arkadaşım. Onunla tamamlandı hayatım ve şimdi Can'ın da gelmesi ile sımsıkı bir aile olduk. En zor günlerimin tek kurtarıcısıdır onlar. Ailem, hayatla bağlantı noktam. Elbette mesleğim ve arkadaşlarım da olmazsa olmazlarım.

Sıradaki haber yükleniyor...