Erdal Özyağcılar: Evlendik ama birbirimizin tapusunu almadık

Erdal Özyağcılar 69 yaşında. 45 yıldır kendisi gibi oyuncu olan Güzin Özyağcılar ile evli. Her rolün adamı. Neredeyse 50 yıldır sanatla uğraşıyor. Diyor ki: “Bizim evde eşitlik var. Kadın hakları konusunda çok hassasım. Güzin’e hâlâ aşığım, onu görünce heyecanlanıyorum.”

10 Aralık 2017, Pazar 05:00
A A
Erdal Özyağcılar: Evlendik ama birbirimizin tapusunu almadık
Canan Danyıldız
canan.danyildiz@posta.com.tr


Gülse Birsel’in ‘Aile Arasında’ filminde oynuyorsunuz...

Evet, film çok iyi gidiyor. İlk üç günlük gişesi 500 bin. Aile komedisi ve özlediğimiz tatta bir iş. Eski lokantalar vardır ya, gidip bir ‘elbasan tava’sını yiyelim dediğiniz, o manada. Filmde her şey çok dengeli. Bir avizeciyle, bir pavyon solistinin aşkını anlatıyor.

Sizin rolünüz ne?

Adanalı bir ailenin babasıyım. Haşmet Kurt, ‘Haşm-Et’ et lokantalarının sahibi. “Biz Haşmet Kurt olarak” diye lafa başlayan, narsist, farklı bir aile algısı ve yaşamı olan bir adamı canlandırıyorum.



29 yıl sonra ilk kez filmde oynadınız, heyecanlandınız mı?

2003’teki ‘Abdülhamid Düşerken’ filminde ufak bir rolüm vardı, katkı için. Onu saymazsak, evet. Ben heyecanlı bir adamım. Eve misafir gelince bile heyecanlanırsın ya, ben de öyle hissediyorum insan karşısına çıkınca. Önemli olan dizi, film ya da tiyatro hayata dair bir şey anlatıyor mu? Rolüm bir şey anlatıyor mu? Yüreğime dokunuyorsa, o işte varım.

Hem dram hem de komedi aktörüsünüz, zor mudur bu?

Aktörün bizatihi işi bu. Oyuncu kendini kategorize etmemeli. Dizideki rol çok sevilirse, ‘Sütçü Ramiz’ ya da ‘Baklavacı Kahraman’ diye bir süre anılıyorsun. Ama Erdal Özyağcılar ismini yerleştirdim.

Tiyatroya da 18 yıl sonra ‘Hoşgeldin Boyacı’ ile döndünüz. Neden bu kadar uzak kaldınız?

Ben ne sinemaya ne de tiyatroya küstüm. Zaten çektiğim dizilere şöyle bir bakarsan aralarında neredeyse boşluk yok. Senaryolar geldi, zamanım olmadı, bazen de iyi şeyler gelmedi. Reklam, dizi, tiyatro, sinema benim için aynı tat! Ha tiyatro yapısı gereği, seyirciyle yakın olduğu için belki ayrılır, o kadar.
 

EV KEDİSİYİM, GECE HAYATINI PEK SEVMEM


50 yıla yakın bir sanat hayatı... İnsan nasıl hissediyor?

Yaşım da 69! Vay be demiyorum, kızıyorum. Bir 50 sene daha olmalı diye. Yapacak çok işim var, hayıflanıyorum. Ama bir de fizik kuralları var evladım, öleceğiz. 

“Yaşlandım tüh” diyor musunuz?

Yok. Benim enerjim düşmüyor. Kendime bakarım, sekiz saat uyumadan sahneye çıkamam. 10 yıldır jimnastik yapıyorum, diyetisyenim var, sağlığımı ihmal etmem. Hamama giderim, saç bakımı yaptırırım. E bir de Güzin var, eşim. Sağlığım ve psikolojimle çok ilgili. O olmasa ben ne yaparmışım! Ev kedisiyim, dışarı hayatını pek sevmem. 

“Hayatta oynamam” dediğiniz bir rol var mıdır?

Kalbime, beynime değen her rolü oynarım. Kadını da, geyi de, kadın satıcısını da... Üstelik oynadım da. Keyifle hem de!

DARBE DÖNEMİNDE TİYATRODAN ATILDIM


12 Eylül sonrasında 1402’liklerden sayılıp, tiyatrodan atılmışsınız...

Bu ülkede sanatçı olmanın zorluğu var ama yarınlara dair karanlık hislerim yok. O dönem tiyatrodan atıldım, mali durumumuz iyi değildi ama sanatçının umudu olmalı. 



O dönemi nasıl atlattınız?

Anne ve babamın maddi durumu iyiydi. Allah razı olsun, her zaman destek çıkmışlardır. O dönem kırmızı bir Volkswagen’im vardı, cebimde de 50 lira. Emrah doğmuş. Güzin’i de aldım, annemlerin evine geldik, bir ay orada kaldık.

Aslen Bursa İzniklisiniz. Kaç kardeşsiniz?

Üç kardeşiz. Babam deri imatçısıydı. Üç erkek kardeşlerdi, babaannem de hanımağa gibi işin başındaydı.

İyi hocalarla çalışma fırsatınız olmuş tiyatro okurken...

Haldun Dormen, Yıldız Kenter, Toto Karaca, Gülriz Sururi, Engin Cezzar... Saymakla bitmez.

Egolarınız alınmış gibi...

Sette elimden geldiğince bildiklerimi paylaşmaya çalışırım. Ego dediğin ne? Düşün, adam beyin cerahı, lokantaya geliyor, “Ben beyin cerrahıyım” diye kasılıyor mu? Çorbasını sessizce içiyor. Onda ego yok mu? İşini yaparken var. Dünyanın en iyi aktörü bile olsan, bir profesörden utanmalısın.

Kızınız Zeynep Hanım da tiyatrocu. Ama oğlunuz Emrah Bey’i tanımıyoruz...

Emrah, Boğaziçi Kimya Mühendisliği mezunu. İlk çocuk olduğu için sahne bilgisi iyi. Çok okur, sıkı bir eleştirmendir. Kendi yolunda çok iyi gidiyordu ve başarılıydı. Ama işimizin hep içinde. Zeynep de 5-6 yaşındayken o kadar iyi dans ediyordu ki, birincilikle girdi okula. Sonra tiyatroya devam etti.

Zeynep Hanım Tiyatro Martı’yı kurdu...

Evet. Hatta ‘Uçlar’ diye bir oyun sahneledi, kadına şiddeti anlatan. Şimdi ‘Demir’i oynuyorlar.


SURVIVOR'DA YARIŞMAYI ÇOK İSTERİM


 Survivor’a bayılırmışsınız, davet gelse katılır mısınız?

Aaa bayılıyorum! Çağırsalar gider yarışırım. O Ses Türkiye’yi de çok seviyorum. Hadise, Yıldız Tilbe ve Athena hastasıyım.

SEVGİ GERÇEKSE KISKANÇLIK SAÇMALIK


Güzin Hanım ile 45 yıldır evlisiniz. İki oyuncu için bu nasıl mümkün?

Biz evlenelim diye evlenmedik. Birbirimizi sevdik, işlerimiz de aynıydı. Hayatı daha iyi göğüsleyelim diye evlendik. “Birbirimizin tapularını alalım” gibi bir evlilik yapmadık. Bir de iki insanın yalnız kalma alanları vardır ya, onlara saygı duyduk.



Ne güzel...

Güzin, Emrah doğunca işinden biraz ödün verdi, hep çok saygı duyarım. Zeynep doğduğunda da ben baktım. Yeri geldi yemek yaptım, hayatı paylaştık. Şematik bir evlilik değil bizimkisi, ruhsal bir sıkıntı yaşamadık. Kavgalar, sorunlar olmuyor mu oluyor, ama kendi halinde halloluyor.

Mesela bir şey olsa ve boşansanız, çöker misiniz?

O anlatılmaz, çok kıymetli bir şey. Düşünemem, hayal bile edemem. Çok büyük bir olay. Biz “Hadi dayanalım, seneye boşanırız” diye bir birikim edinmedik ki. Bu yüzden aklıma bile getiremem.

Aşık olarak evlenmişsiniz, güzel ayak severmişsiniz!

Bunu o kadar çok anlattım ki. Güzin’i seviyorum, çıkıyoruz, çok güzel bir kız. “Ayakları da güzelse, oldu bu iş evlenirim” diye espri yaptım çocuklara. Mustafa Alabora ve bir iki arkadaş kızın çizmelerini bir çektiler, gördük ayaklarını! Bodrum’a kaçıyorum fırsat buldukça, geri döndüğümde Güzin’i görünce heyecanlanıyorum. Aşk hep devam ediyor. 

Siz mi daha kıskançsınız, Güzin Hanım mı?

Valla ikimizde de böyle bir kıskançlık hiç olmadı. İkimiz de nasıl davranmamız gerektiğini bildik. Zaten kıskançlık saçmalık. İşin özünde sevgi varsa ve gerçekse, kıskançlık onun uzağında olmalı. Hele kadına şiddet! Belki seni sevmedi, neden ruhuna sahip olmaya çalışıyorsun? Neden malın gibi davranıyorsun?

Kendinizi feminist olarak tanımlar mısınız?

Feministim, hümanistim... Temelde bütün canlıları seviyorum. Kendini de seveceksin, bir de dosdoğru olacaksın. Kadın hakları konusunda çok hassasım.
Sıradaki haber yükleniyor...