Erkekler akıllı ve güçlü kadını sevmiyor, sadece genç kız peşinde koşuyorlar

‘Etekler ve Pantolonlar’, izlerken kahkahalara boğulacağınız ama bir yandan da size tatlı tatlı hayatı sorgulatan bir oyun. Kendi seçimlerini değil de kendisine dayatılan hayatı yaşayan kadınların hikayesini konu alıyor. Nurseli İdiz, Nergis Kumbasar ve Kimya Gökçe Aytaç başrolde harikalar yaratıyor

22 Eylül 2019, Pazar 08:00
A A
Erkekler akıllı ve güçlü kadını sevmiyor, sadece genç kız peşinde koşuyorlar

NURSELİ İDİZ: Bir dönem kendi hayatıma yabancılaştım. Sanki hayatım küçük Lego’lara ayrılmıştı.

NERGİS KUMBASAR: Şiddete uğradığı halde sesini çıkarmayan, bunu dile getirmeye utanan kadınlar var.

KİMYA GÖKÇEAYTAÇ: Farkında olmadan bize ait olmayan hayatları yaşarken buluyoruz kendimizi.

‘Etekler ve Pantolonlar’ oyunuyla tiyatro sahnesindesiniz. Çok eğlenceli bir oyun. Fikir nasıl oluştu?

N.İ.: Yapımcımız Ali Temiz bu teklife geldiğinde yaz başıydı ve hepimiz buradaydık o dönemde. Senaryoyu okuyunca bayıldım. “Madem buradayız, hızla provalara başlayalım” dedik ve yaz boyunca oyun üzerine çalıştık.

N.K.: Teklif, isimlerle birlikte geldi. Nurseli ve Gökçe’nin isimlerini gördüğümde ben zaten direkt “Tamam bu iş” dedim. Sonra senaryoyu okuyunca daha da mutlu oldum.

K.G.A.: Nurseli Hanım ve Nergis Hanım’ın varlığı benim için de projeye sıcak bakmamın en temel sebebiydi. İkisiyle aynı sahneyi paylaştığım için çok gururlu ve heyecanlıyım.

İZLEYEN HERKES KENDİ HAYATINI SORGULAYACAK

Oyun eğlenceli olduğu kadar insanı çok fazla sorgulamaya da iten bir oyun.

N.İ.: Tam olarak yapmak istediğimiz de buydu. Hayatın kendisi de öyledir çünkü. Neşeyle keder yan yanadır. Üzerine düşünmeniz gerekmiyorsa, zaten o işin değeri tartışılır.

Nasıl bir oyun ‘Etekler ve Pantolonlar’?

N.K.: Ben Nurcan karakterini oynuyorum. Nurseli de Aysel karakterinde. Nurcan rutin hayatının içindeyken, bir gün eve Aysel’in gelmesi ve “Kocam beni aldatıyor” demesiyle başlayan süreç herkesin hayatını etkiliyor.

K.G.A.: Nurcan kendi hayatının çalkantılarına Aysel’i ve Gökçe’nin canlandırdığı Melisa karakterini de ortak ediyor. Çünkü Melisa da yaşının 30’a geldiğini ve yaşı 30’a gelen her kadın gibi mutlaka artık evlenmesi gerektiğini düşünüyor. Dolayısıyla o da ilişkisini sorgulamaya başlıyor. Özetle Nurcan hepimizin hayatını sallıyor.

◊ Hikayenin çıkış noktası seçtikleri hayatı değil de kendilerine dayatılan, ‘uygun görülen’ hayatı yaşayan kadınlar…

K.G.A.: Erkek egemen tüm toplumlarda bu böyle maalesef. Ailede başlıyor her şey. Gideceğimiz okuldan, meslek seçimimize, arkadaş çevremize kadar bize hiçbir konuda seçim hakkı bırakılmıyor. Bunu bazen aile yapıyor bazen ‘mahalle baskısı’ dediğimiz dış çevre yapıyor. Ve farkında olmadan bize ait olmayan hayatları yaşarken buluyoruz kendimizi.

EĞİTİMLİ KADIN KENDİNİ VAR ETMENİN YOLUNU BULUR

Peki bunun temelinde sizce ne yatıyor?

N.K: Erkekler şunu bir türlü idrak edemiyor. Kadınlara doğurganlığının verdiği bir rol var ama kadın bundan ibaret değil. Kadın sadece eş ve anne değil. Biz iş kadını da olabiliriz, şoför de astronot da olabiliriz. Yeter ki isteyelim.

Bu, hiç değişmeyen bir kısır döngü gibi. Değişmesi sizce mümkün mü? Ne gerekiyor?

N.İ.: Zamana ihtiyacımız var ama mümkün. En başta eğitim gerekiyor. Tabii ki kadına yöneltilen şiddetin ya da kadının önünü kapamanın sihirli bir değnek dokundurur gibi bir anda çözülmesi mümkün değil. Ama küçücük bir farkındalık yaratmak bile çok önemli. O yüzden gelip oyunumuzu izlesinler mutlaka. Onlara anlatacaklarımız var.

N.K.: Eğitim dediğimiz de Matematik, Fizik değil tabii. Eşine şiddet uygulayan profesör de var. Şiddete uğradığı halde sesini çıkarmayan, bunu dile getirmeye utanan kadın da var. Ama hayat deneyimi, görgü, adap, sosyal hayatın içinde kadınların ve erkeklerin bir arada olması… Bunlar çok önemli.

K.G.A.: Ezilen kesim kendi karısını, aile bireylerini daha çok eziyor. Bu da benim özellikle dikkat ettiğim bir konu. Bu noktada kadının öz güveni de çok önemli. Kendini gerçekleştiren, eğitimli bir kadın, kendisine ne dayatılmaya çalışılırsa çalışılsın, o kendini bir şekilde var etmenin yolunu bulur zaten.

FEMİNİST DEĞİL İNSANCIL BİR OYUN İZLEYECEKLER

Bu anlamda ‘Etekler ve Pantolonlar’a, feminist bir oyun diyebilir miyiz yani?

N.İ.: Ben feminizm lafını pek sevmem. Bence insan hakları üzerinden yürümek lazım. Çünkü feminizm artık özellikle Avrupa’da çok başka yerlere vardı. Elinde erkek çocuğu olan anneyi dükkanlara almamaya kadar vardırdılar işi. Bu bana yanlış geliyor.

N.K.: İlla bir gruba dahil olmak da gerekmiyor bence. Ben de çok tercih etmem açıkçası feminist bir oyun demeyi. İnsan hakları dediğimiz zaman bu her şeyi kapsıyor.

Peki oyununuza gelip izleyen ve sonrasını aynen oyununuzdaki gibi kendi hayatını sorgulamaya düşecek olan kadınlara ne söylemek istersiniz?

K.G.A.: Bir kere o sorgulamaya düşecekleri kesin ama bizim oyunumuz karamsar bir oyun değil. Kendi içinde o neşesini, umudunu, “Harekete geç” mesajını alacak izleyici zaten.

N.K.: Aslında özüne baktığın zaman ilişki güzel, ilişkide olmak güzel. Kimseye “Gidin, eşinizden, sevgilinizden ayrılın” demiyoruz yani. Aksine “Var olanı daha güzel ve eşit bir hale getirin” diyoruz.

AMERİKAN FİLMLERİNDE ORTA YAŞLI OLUP DA İKİNCİ BAHARINI YAŞAYAN KADINLAR BİZDE YOK

“Üç bekar kadın olarak düştük yollara” diyorsunuz. Aşk yok mu hayatınızda?

N.İ.: Yok hayatım, üçümüz de yalnızız. Erkekler akıllı ve güçlü kadını sevmiyor, istemiyorlar. Onlar ekranda gördükleri gibi, alıp kutuya koyacak, hiçbir şeye sesini çıkarmayacak, sorun çıkarmayacak kadın istiyorlar. Bir de zaten Nergis ve benim yaşımdaki erkekler 20-30 yaş aralığındaki kadınlarla ilgileniyorlar bir tek. Hani o Amerikan filmlerinde olur ya, orta yaşlı kadın ikinci baharını yaşar, çok güzel bir aşk yaşamaya başlar… Öyle şeyler bizde yok maalesef. Bizim erkeklerimiz belli bir yaştan sonra özellikle sadece genç kız peşinde koşuyorlar. Durum bu.

Kadınlar ilişkiye “BEN FARKLIYIM” diye başlıyor ama yanılıyorlar

Siz hiç kendi hayatınızda size ait olmayan seçimleri yaşamak zorunda kaldınız mı?

N.K.: Ben hiç öyle hissetmedim. Tabii belli bir yaşa kadar zaten anne ve babanızın yaşadığı hayatın içinde yaşıyorsunuz. İster istemez onların yolunda, onlar nereye savrulursa siz de oraya savruluyorsunuz. Ama yetişkin olduktan sonra böyle bir şey hiç hissetmedim, izin de vermedim. Evlenirken bile mesela, ben Mehmet Ali ile evlenirken onun çapkın olduğunu gayet biliyordum. Bu benim seçimimdi. Ama kendimi hiç onun hayatını yaşıyor gibi hissetmedim.

Bunu bilerek böyle bir seçim yapmanız da ilginç…

N.K.: Bu, öz güvenle ilgili bence. Bir de biz kadınlarda nedense böyle durumlarda “Ben farklıyım” hissi oluyor. Dolayısıyla “Benimle her şey farklı olur” sanısına kapılıyorsun. Aslında senin hiçbir farkın yok. Çünkü sandığın gibi o adam seninle farklı bir şekle girmiyor. Değişir zannediyorsun ama değişmiyor. Ama bu da kendi seçimini yaşamadığın anlamına gelmiyor bence. Kararı veren yine sensin. Ayrılman gerektiği noktada da zaten yine kendin olarak ayrılıyorsun.

N.İ.: Başkasının hayatını yaşıyormuş gibi hiç hissetmedim ama 2011 ile 2017 arasında bir dönem kendi hayatıma yabancılaşmış gibi hissettim. Sanki hayatım küçük küçük Lego’lara ayrılmıştı. Sonra onları yeniden toplayıp yoluma devam ettim.

K.G.A.: Ben de bir şekilde evlendim de ayrıldım da ama hepsi kendi kararımdı ve hepsi birer öğretiydi. Hem okul hayatımda hem iş hayatımda hem de özel hayatımda her zaman kendi seçimlerimi yaşadım. Ve yaşadıklarımın hepsi beni ben yapan şeylerdi.

OYA ÇINAR

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...