'Eşimle önce arkadaş sonra âşık oldum'

'Eşimle önce arkadaş sonra âşık oldum'

'Bir Çocuk Sevdim' son zamanların en sevilen dizilerinden. Onuryay Evrentan'ın canlandırdığı Emine karakteri dizinin kötü kadını; kız kardeşine yaptıklarından ve hayat tarzından dolayı birçok kişinin sinirlerini bozuyor

05 Şubat 2012, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

 MERVE ÖZAYTEKİN

mozaytekin@posta.com.tr

Ailenin unutulan ablası Emine kız kardeşine (Mine) annelik yapmış; gençliğini yaşayamamış. Bu nedenle ailesinden ve kız kardeşinden intikam alıyor. Geceleri anne-babası uyuyunca süsleniyor ve alemlere akıyor.

Barda mutlaka votka-limon içiyor. Geceye sarhoş kafayla bir adamla bardan ayrılarak son veriyor. Entrikalarıyla ailesini birbirine katıyor. Onuryay Evrentan’ın ise içi dışı bir, bıcır bıcır... Oyunculuk sevdası için biyologluğu bırakmış. Ona göre oynadığı rolün beğenilmesinin nedeni “Türkiye’deki binlerce kadının Emine’nin hayatıyla benzerlik göstermesi.”

Onuryay ne demek? Size bu ismi kim vermiş?

Herkese enteresan geliyor. Babam Onur yayayım diye bu isim vermiş.

Sizi birçok dizide gördük ama hikayenizi pek bilmiyoruz...

Aslen Ankaralıyım. Biyoloji öğretmenimden çok etkilenmiştim. Bu nedenle Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde okudum. Oyuncu olmak istediğimi çok sonra anladım. Hobi olarak şarkı söylüyordum. Sahneye çıkmak istiyordum ama şarkıcı olmak da yetmiyordu. Üniversite üçüncü sınıfa geldiğimde kendimi biyolog olarak da göremedim. Yine sahnede olacağım oyunculuğu seçtim. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’ne sıkı bir hazırlığın ardından girdim. Okula başlar başlamaz da TRT’nin bir dizisinde rol aldım.

Aileniz biyoloji bölümünü yarıda bırakmanıza ne dedi?

Sevinmediler. Babam İmar İskan Bakanlığı’nda genel müdürdü. Annemse Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde müdür muaviniydi. İkisi de “Kızımız ya bilimadamı olacak ya da doktor” diyordu. Tiyatro bölümünü bitirince biraz da ailemin isteğiyle Hacettepe’de biyoloji eğitimimi tamamladım. Ailem “Oyunculuk bir hevestir geçer” dedi ama geçmedi...

İstanbul’a oyunculuğunuzun parlayacağını düşünerek mi geldiniz?

İstanbul’a ne iş yaparsam yapayım gelecektim. Ailem bunu biliyordu. Ankara’daki tüm arkadaşlarım da İstanbul’a geldi. Bir yaz Oyun Atölyesi Bodrum’a turneye gitmişti. Bir çocuk oyunu için görüştük. Oldu. Oyun Atölyesi’nde çalışmaya başlayınca İstanbul’a yerleştim.

Birçok dizide oynadınız ama Emine karakteriyle parladınız. Emine’nin neyi sizi cezbetti?

Dizinin senaristi Gaye Boralıoğlu’yla diziden önce tanışıyorduk. “İşlerini takip ediyorum. Abla kardeş üzerinden bir aile dramı yazıyorum. Ablayı senin oynamanı istiyorum ne dersin?” dedi. Senaryoyu okudum ve kabul ettim.

Emine karakteri sosyal medyada bile herkesin dilinde. Neden bu kadar ilgi çekti? Kötü olduğu için mi?

Emine kötü değil, şartlar bunu gerektiriyor. İntikam duygusuyla kız kardeşine kötülük yapıyor. Diziyi seyreden ve Emine karakterini yakından takip edenlerle karşılaştığımda bana kızdıklarını söylüyorlar. Sohbetin sonunda anlıyoruz ki, kızdıkları ben değilim. Benimle kendi hayatlarını özdeşleştiriyorlar. Kendi hayatlarıyla hesaplaşıyorlar. Emine karakterini beğenen çoğu kişi abla olmuş, kardeşi için hayatını yaşayamamış, kardeşlerine ikinci anne olmuş, gençliğinden bir şey anlamamış kişiler. Türkiye’de Emine’nin yaşamının benzerini deneyimlemiş çok kadın var. Dizide bunu yakalamışız. Çok mutluyum. Diziyi seyrederken izleyici bana değil de kendine puan veriyor.

Emine geceleri giyiniyor, süsleniyor, evden barlara akıyor. Barda votka-limon içiyor, bir erkek bulup bardan ayrılıyor. Anne-babaları uyuyunca evden kaçanlar da yanınıza gelip hikayelerini anlatıyor mu?

“Sana bakıp kendimizi gördük” dediklerine göre aralarında geceleri kaçanlar da var. Bazıları belki gençliğinde kaçmış. Psikoloji bölümünde okuyan ve Emine’nin psikolojisiyle ilgilenenlerle bile karşılaşıyorum, düşünün.

Sizin de asilikleriniz oldu mu?

Hayır, hiç olmadı. Tek asiliğim kimseden lafımı esirgemememdi. 11 yaşında, evli olan kuzenimle eşi kavga ediyormuş. Onlara “Evlilik kutsal bir kurumdur, kavga edecekseniz neden evlendiniz” demişim. Aileye, ailme fazlasıyla düşkündüm.

‘Yürüyüş delisiyiz’

Evleneli bir sene oluyor. Sizin aşkınız nasıl başladı?

Eşim Mehmet Ali Atasalihi iktisat okumuş; sektörden değil. Paşabahçe’de lojistikte çalışıyor. Ortak bir arkadaşımız 2009’da bizi tanıştırdı. Görür görmez birbirimize aşık olmadık. Çok çok iyi arkadaş olduk. Arkadaşlığımız sevgiye, sevgimiz aşka dönüştü. Gerçi eşime sorarsanız “Ben Onuryay’ı fotoğrafta beğendim. Görünce de aşık oldum” diyor. Ama biri bana evleneceğimizi söylese inanamazdım.

Evlenmeyi düşünmüyor muydunuz?

Korkuyordum. Özgürlüğüm kısıtlanacak gibi geliyordu. Meğer öyle olmuyormuş. Yine arkadaşlarımla birlikte çıkıyorum. Ama şimdi Mehmet de olsun istiyorum. Arkadaşlarım da onu istiyor. Tek başına ne kadar özgürsem Mehmet’le de o kadar özgürüm.

Uzun süren çekimlerden dolayı eşinize ilgi gösteremediğiniz oluyor mu?

Mehmet, hayatını uzun süre yurt dışında geçirmiş. Yalnız yaşamaya alışmış. Spora gidiyor, televizyon seyrediyor, kitap okuyor derken ben geliyorum. Arada sırada sete geliyor. Biz çalışırken Sultanahmet’te dolanıyor, arkadaşlarıyla buluşuyor.

Boş zamanlarınızda ne yaparsınız?

Bol bol geziyoruz. Anadolu Yakası’nda sahilde yürüyoruz. Fenerbahçe’den Bostancı’ya kadar, oradan geriye. İkimizin de çok geniş çevresi var. Hep arkadaşlarımızla bir şeyler yapıyoruz. Geçenlerde hastalandık ve evlendiğimizden beri ilk kez evde oturduk. Biz bile şaşırdık.

Size nasıl evlenme teklif etti?

1 Mayıs 1. yıldönümümüzdü. “Akşam kutlama için bir yerde yemek yiyelim mi?” dedi. “Tamam” dedim. “Haydi gel senin sevdiğin birlikte hep gitmek istediğin Swissotel’in Gaja Restoranı’na gidelim” dedi. İçimden “Kesin evlenme teklif edecek” diyordum. Ama Mehmet t-shirt, kot, saç sakal bir arada geldi. Şaşırdım. Her şey pek bir sıradandı. Restoranda konuşurken bana sarılmıştı. O sırada nasıl olduysa çantanın içinden yüzük kutusunu çıkarmış, kapağını açmış. Ben bir şey anlatıyordum. Bir anda Mehmet “Lafını unutma da bir şey söyleyeceğim” dedi. “Söyle” dedim. “Benimle evlenir misin?” dedi. O anda yüzük kutusunu çıkarttı. “Aa yüzüğe bak ne kadar güzel” dedim. “Hemen, çabuk cevap ver” dedi. “N’oldu emanet mi?” dedim. “İnanamıyorum, dediğin lafa bak, haydi cevap ver” dedi. “Diz çök” dedim. “Evde çökerim hadi” deyince “Evet” dedim.

Nasıl bir ev hanımısınız? Yemek yapar mısınız?

Yemek yapmaya bayılıyorum. Hatta yemek yapıp arkadaşlarımı eve davet etmeye... Evlendik ve evde 15’er kişilik davetler vermeye başladık. Sabahtan başlıyorum yemek yapmaya akşama kadar birçok yemek yapıyorum. Mehmet de benim gibi yemeğe düşkün. O da bana yardımcı oluyor.

(29.01.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Çiçeklerin kraliçesi: Gül