Abdullah Çatlı'nın ailesinden çok konuşulacak açıklamalar: 'Size anlatacak çiçekli anılarımız yok'

Eski futbolcu Vedat İnceefe’nin, Abdullah Çatlı’yı canlandırdığı ‘Çatlı’ filmi, yıllardır süren tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Gerçekte Abdullah Çatlı kimdi? Bir kahraman mı yoksa bir suçlu mu? Vatansever mi yoksa bir örgüt lideri mi? Susurluk‘taki olay kaza mıydı yoksa suikast mı? Bahçelievler katliamında rolü var mıydı? Tüm bu soruları Çatlı’nın kızları Gökçen ve Selcen ile eşi Meral Çatlı’ya sorduk. Ortaya, Türkiye’nin çok konuşacağı bir röportaj çıktı...

ALEV GÜRSOY CİMİN
alev.gursoy@posta.com.tr
Abdullah Çatlı’nın kızı olarak büyümek nasıl bir duyguydu?
Gökçen: Abdullah Çatlı’nın kızı olmak Elif misali başı dik, Vav misali sebatkâr, öncü duruşlu olmaktır. Ateşten gömleği giyip, yanmamaktır. Ben yine dünyaya gelsem, canımın canı, babamın kızı olmak için Allah’ıma el açardım.
Selcen: Son derece gurur verici, onurlu... Bedeli ne olursa olsun her zaman ölene kadar gururla onun adını taşımaktan son derece mutluyum.
Çocukken babanızın tanınan ve tartışılan bir isim olduğunu biliyor muydunuz?
Gökçen: ‘Kime göre neye göre tanınan ve tartışılan?’ diye sormak isterim. Önce olumsuz algıdan başlayayım: Babamın vefatıyla başlatılan karalama, yıllar öncesine dayalı olan ve yeniden biçimlendirilen, yaratılmış bir algıydı. Sonra hakikate dayalı algıdan söz edeyim: Çocukluk yıllarımdan itibaren babamın bir Türk dünyası milliyetçisi olduğunu, kendi resmi ve gayri resmi oluşumunun lideri olduğunu, Türkiye karşıtı tüm şebekelere karşı mücadele bayrağını yükselten biri olduğunu biliyordum.
Peki neden olumsuz algı yaratıldı?
Gökçen: Uluslararası provokatör algı uzmanları, güçlü yabancı servisler, terör cemaatleri ve terör örgütleri bu algıyı yarattı. Türkiye ve Türk düşmanlarının algı söylemlerine bile isteye kanmak, ülkemizin birlik ve beraberliği için son derece tehlikelidir.
Abdullah Çatlı’nın kızları olmak size zorluklar yaşattı mı?
Selcen: Çatlı’nın çocukları olarak zorluklarla büyüdük ama alışkınız ve bunların karşısında da dimdik durmayı da babamızdan öğrendik. Zorluklara göğüs gerdik ve bizi üzmeye çalışanlar hep kendileri üzüldü zaman içerisinde.
Gökçen: Ben babamdan gelen zorluğu ‘Vatanım’ bildiğim için tebessümle karşıladım. Yurtdışında asla kendi adımı ve soyadımı kullanmadım. Sık aralıklarla adımız değişirdi. Ben kah ‘Sultan’, kah ‘Ayşe’ oldum. Kimlikteki adlar değişse de yüreğimdeki Türk ruhu aynıydı. Türkiye’ye dönünce Çatlı soyadıma kavuştum.

ABDULLAH ÇATLI TÜRKİYE’DE HİÇBİR ZAMAN HÜKÜM GİYMEDİ
Ama bir Susurluk olayı var. Bahçelievler katliamı var ve bugün bunlar halen tartışılıyor.
Selcen: Bahçelievler olayı ile ilgili babam herhangi bir hüküm giymedi yargılanmadı. Suçlamalardan dolayı yurtdışına çıkmak zorunda kalmış binlerce kişi var ihtilal döneminde. Bazı ifadeler işkenceler altında alındı, alakasız isimler verildi. Hem sağdan hem de soldan suçsuz yere iftiralar atıldı, cezalar verildi. Babam hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti devletinde yargılanmadı ve hiçbir hüküm giymedi.
Gökçen: Susurluk bir kaza değildir. ‘Susurluk suikastı ardından’ diyelim... Belime kadar uzun kumral saçlarımı kestirdim, çiçekli pantolonum yerine takımlarımı giydim, çiçekli camdan ayakkabılarımı çıkarttım çizmelerimi giydim ve benim mücadelem başladı. Çocuktum ama çocuk olamadım. Ailemin geçimi için paramızı ayarlamaya çalıştım, okula gittim ve ‘Babam Çatlı’ kitabımı yazdım. Bu kitabı kaleme aldığımda 20 yaşındaydım. Koca koca adamlar korkup babamın ardından bize siper olamayınca, babamın esas teşkilatının da bana olan inancıyla ‘Ya Allah Bismillah’ dedim ve mücadelenin ilk bayrağını çektim. Benim hayatım, benim davamdır. Ben size çiçekli anı anlatamam, çünkü yok kıymetli hanımefendi.
Selcen: Işık açıp kapama eylemleri oluyordu. Ben o zaman 16 yaşında babasını kaybetmiş bir kız çocuğu olarak bu ışık açıp kapama olaylarını babamla ilişkilendirilmesini son derece yanlış buluyordum. Bunu kendini ‘hümanist’ ilan eden sol kesimin yapıyor olması ne kadar hümanizmden uzak olduklarını gösterir aslında.
BAHÇELİEVLER OLAYINDA BABAM ANKARA’DA DEĞİLDİ
Gökçen: Babam, Bahçelievler meselesinden dolayı emniyette ifade verdi ve serbest bırakıldı. Asla hüküm giymedi. Sadece ‘çamur at izi kalsın’ ithamları var. Babam o gün, Ankara’da bile değilmiş. İstanbul’daymış. İstihbarat raporu var bu konuya dair. Dolayısıyla babama herkes özür borçlu. Babam Abdullah Çatlı, 80 öncesinde Ankara Ülkü Ocakları Başkanı oldu. Ardından Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı. Dolayısıyla onu karalamak, bir teşkilatı karalamak manasına da geliyordu.

‘ÇATLI’ FİLMİNİN DEVAMI GELECEK
‘Çatlı’ filminin yapılacağı söylendiğinde ne hissettiniz?
Selcen: Çok iyi niyetle ortaya konulmuş projeye biz aile olarak gerekli desteği verdik. Babam aksiyoner bir kimliğe sahipti ve bunu 2 saatin içerisinde anlatmaya çalıştık. 40 yıllık ömrünü çocukluk dönemi haricinde Türk milletinin çıkar ve menfaatlerine harcamış bir insanı film karelerine yansıtmaya çalıştık .
Gökçen: İçimdeki küçük Gökçen ağladı; yetişkin Gökçen gözyaşlarını sildi. Kederli, başı dik bir mutluluk yaşadım. Kitaplarımı referans alarak kurgu yapılacağı söylendi ve içerik danışmanı olmam teklif edildi. Yapım ekibiyle koordineli ve disiplinli çalışıldı. Asla setlerden ayrılmadım. Senaryoda aktif rol aldım.
Bu film babanızı doğru anlatabildi mi sizce?
Gökçen: Abdullah Çatlı’yı ne bir film ne de bir kitap tam olarak anlatabilir. O sebeple bu eksikliği tamamlamak için filmimizin devamı gelecek.
Vedat İnceefe’yi babanıza benzettiniz mi?
Gökçen: Vedat abi babama fiziken gerçekten de benziyor. Onu ilk gördüğümde bakamadım. Gözlerim doldu. Kaçamak bakışlarla onu incelediğimde bazı hareketlerinin babama benzediğini gördüm.
İnsanlar size en çok ne soruyor?
Gökçen: ‘Babanız yaşıyor mu?’ diyorlar.

'MAFYA DİYENLER TEK BİR KANIT SUNAMIYOR'
- Türkiye’de babanız hakkında çok farklı görüşler var. Kimi organize suç örgütü lideri, kimi mafya, kimi de kahraman olarak görüyor. Siz bu tartışmaları nasıl karşılıyorsunuz?
Selcen: Babamın mafya olduğuna dair ortaya bir tane net bir bilgi koyan olursa ben de kabul edeceğim. Belge bilgi koymadan konuşanlar alçaklık yapıyor. Kimse babamı ‘Mafya’ diyerek küçültmez.
Gökçen: Tebessümle karşılıyorum. Ben babama, oğluma, aileme, dostlarıma ve vatanıma karşı duygusalım. Gerisine karşı değilim. Babam mafya değildi. Aslında bu algı, Türk milliyetçilerini gözden düşürmek için kurgulanmış bir tuzak.
- Ama Türkiye onu çok tartışmalı bir figür olarak tanıyor. Belki babanız diye böyle bakıyor olabilir misiniz?
Gökçen: Hayır Türkiye onu tartışmalı bir figür olarak tanımıyor. ‘Bu yanlış algıyı yaratanların ipiyle kuyuya inenler babamı tartışmalı bir figür olarak tanımaya devam etme inadından vazgeçemiyor’ diyelim.
Selcen: Hakkındaki iftira ve yorumlar babamı tartışmalı figür haline getirmez, net duruşu ortadadır Türk milleti de gerekli değeri vermektedir bütün karalamalara rağmen. Onun kızı olduğum için gururla hayatıma devam ediyorum ve ölene kadar da bu böyle olacak

DAHA 3 YAŞINDAYKEN BABAMIN DAVASINI ANLAMAYA BAŞLADIM
Babanızla ilgili konuşulanları ilk ne zaman anlamaya başladınız?
Gökçen: 3 yaşım itibariyle aslında anlamaya-anlamlandırmaya başladım diyebilirim. Size hemen bir anımı paylaşayım. 3 yaşındayım babam Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı ve araçtaki abilerimle başbuğumuzu ziyaret için genel merkeze gidiyoruz. Polis çevirdi. Aslında babamın aranması yok, resmi görevi var ama ben, bana kimse tembihlememiş olsa da karnımı tutarak, polislerimize hasta olduğumu söyleyip kontrolden hızlıca geçirmelerini rica etmiştim.
Aklınızda en net kalan çocukluk anınız nedir?
Gökçen: Hastalandığımda doktora paramız yetişmediği için muayene sonrası camdan atlayarak kaçışımız... Babam belli etmese de üzgündü. Manavda durduk. Çünkü doktor besin yetersizliğinden bağışıklığımın düştüğünü söylemişti. Sanırım cebindeki son parayla 3 muz aldı. Kucağında eve giderken arkamızda bizi takip eden bir adamı fark ettim. “Baba sakallı biri var” dedim. “Biliyorum sultanım. Şimdi seninle polisçilik oynayalım var mısın?” dedi. Aslında arkamızdan bizi takip edenin ASALA terör örgütü militanı olduğunu anlamıştım ama anlamamış gibi yapıp heyecanlı bir sesle “Evet” dedim. Terörist arkamızdan ateş eder diye sanırım babam başımı göğsüne dayadı. Babama bir şey olacak korkusuyla sessizce akıttığım gözyaşlarım gömleğini ıslatmıştı. Beni eve anneme teslim ettiğinde şöyle dedi: “Gömleğim kurumadan eve geleceğim ve seni öpücüklerimle kahkahaya boğacağım.

MERAL ÇATLI: BEN ABDULLAH’IN ÇINAR AĞACIYDIM
Abdullah Çatlı ile nasıl tanıştınız?
Meral Çatlı: Nevşehir Bozkurt Mahallesi’nde karşı komşumuzdu. İkimiz de 13 yaşlarındaydık. Abdullah beni görünce vurulmuş. Ben de ‘Ne kadar efendi bir genç’ diye aklımdan geçirdiğimi anımsıyorum. İlk görüşte aşk bizimkisi.
Eşinizin hayatının bu kadar tehlikeli bir yöne gideceğini o zamanlar tahmin ediyor muydunuz?
M. Ç.: Hayır elbette tahmin etmiyordum. Abdullah siyaset okuyordu. Eğer kendisine karşı komplolar kurulmamış olsaydı, ülkemizin resmi lideri olabilecek üstün yetenekleri vardı. Ben eşim Abdullah’ın her şartta yanında yer almaktan imtina etmedim. Ona hep inandım; o da bana bu doğrultuda ne kadar şanslı olduğunu belirtirdi.
Türkiye onu çok farklı şekillerde tanıyor. Siz nasıl bir eş tanıdınız?
M. Ç.: Duygusal bir eşti. Kibar ve nezaketliydi. Çok sevildiğimi iliklerime kadar bilirdim. Gözlerinin içi gülerdi bana bakarken. Son nefesinde de aklında, sözlerinde, yüreğinde olduğumu biliyorum. Benim de son nefesimde o olacak.
O dönem eşinizin hayatı sürekli risk altındaydı. Korktuğunuz anlar oldu mu?
M. Ç.: Oldu elbette hem de çok defa. Öldürülmekten değil, yavrularımızın yetim ve öksüz kalmalarından çok korktum.

Abdullah Çatlı’nın ölüm haberini aldığınız anı hatırlıyor musunuz?
M. Ç.: Evet. “Beni bırakma Abdullah” dedim. Baktım ki kızlarım benden beter. Mecbur ayağa kalktım. Ben 29 yıldır eşimin hasretiyle gözlerimi açar, aynı hasretle gece gözlerimi kapatırım. Onu çok sevdim, hep çok seveceğim. Ben onun çınar ağacıydım. O gidince benim bir yanım da öldü aslında. İşte evlatlarım için ve kocamı temsil etmek için kalan yarımla buradayım. Ama dimdik bir kararlılıkla.
Vedat İnceefe’yi Abdullah Çatlı rolünde gördüğünüzde ne düşündünüz?
M. Ç.: Doğrudur Vedat Bey kardeşim, eşime yüz hatları bakımından benzer. İnşallah karakterini ve kişiliğini iyi yansıtır. Elbette herkes nevi şahsına münhasırdır. Ama Vedat kardeşim bu doğrultuda başarılı oldu.