10 yıl önce yüzüne bakan yoktu, şimdi yok satıyor! Meğer o hazır ürünler bizi hasta ediyormuş
Türk kültürünün Orta Asya'dan Anadolu'ya taşıdığı, bir dönem Osmanlı saraylarını altın tellerle süsleyen o muazzam el sanatı küllerinden doğdu! Fabrikasyon ürünlerin insan vücudunda yarattığı bel ve sırt ağrılarından kaçanlar yeniden eskiye yönelince o doğal ürüne talep patlaması yaşandı. Ancak Bursa'da 46 yıldır bu işe ömür veren usta acı gerçeği açıkladı: Talep rekor kırıyor ama bunu üretecek zanaatkar kalmadı! İşte o gizemli krizin tüm detayları...

Türk kültürünün Orta Asya'dan Anadolu'ya taşıdığı, bir dönem Osmanlı saraylarını altın tellerle süsleyen o muazzam el sanatı küllerinden doğdu! Fabrikasyon ürünlerin insan vücudunda yarattığı bel ve sırt ağrılarından kaçanlar yeniden eskiye yönelince o doğal ürüne talep patlaması yaşandı. Ancak Bursa'da 46 yıldır bu işe ömür veren usta acı gerçeği açıkladı: Talep rekor kırıyor ama bunu üretecek zanaatkar kalmadı! İşte o gizemli krizin tüm detayları...

Bursa’da tam 46 yıldır yorgancılık zanaatını icra eden 59 yaşındaki Mehmet Uzun, son dönemde doğal yün ve pamuk yorganlara yönelik rağbetin yeniden tırmanışa geçmesiyle birlikte gelen talepleri karşılamakta büyük güçlük çekiyor. Geçmiş yıllarda insanların fabrikasyon imalat olan elyaf ve silikon içerikli yorganlara yoğun ilgi göstermesi sebebiyle meslektaşı olan pek çok arkadaşının dükkanını kilitleyip kapatmak mecburiyetinde kaldığını dile getiren Uzun, günümüzde artık yeni ustaların yetişmediğini vurguladı. Deneyimli usta, "Alıcılarımız artık eskiye, geleneksel yorgancılık mesleğine yeniden ilgi ve alaka göstermeye yöneldi. Fakat şu an karşı karşıya kaldığımız asıl büyük problem, bu kıymetli yorganları dikecek, üretecek zanaatkarların piyasada kalmamış olmasıdır" şeklinde konuştu.

Türk kültür hayatında yüzyıllardan beri son derece önemli bir konuma sahip olan ve Türk milletinin göçebe yaşam tarzından derin izler barındıran yorgan, Orta Asya coğrafyasından Anadolu’ya dek uzanan köklü bir tarihsel geçmişe ev sahipliği yapıyor. Uygur Yazıtları’nda doğrudan 'Yourgan' ismiyle zikredilen, Anadolu topraklarında ise sarsılmaz bir geleneğe dönüşerek halkın günlük yaşam kültürünün en vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelen yorgan; tabiatta bulunan renkler, çiçekler ve doğal motifler eşliğinde ustaların yüksek maharetli ellerinde adeta yeniden hayat buluyor.
Genç kızların çeyiz sandıklarından çıkarılarak gelin odalarındaki yüklüklerde yan yana, sıra sıra dizilen, rengarenk saten kumaşlar üzerine göz nuruyla işlenmiş motiflerle donatılan yün ve pamuk dolgulu bu geleneksel yorganlar, gelişen teknolojinin etkisiyle zaman içerisinde yerini uyku setlerine, nevresim takımlarına, elyaf ve silikon dolguya sahip fabrikasyon muadillerine devretti.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde padişahların sefere çıkışları ya da şehzadelerin sünnet merasimleri vesilesiyle tertip edilen büyük şenliklerde, resmigeçit törenlerine iştirak eden esnaf alaylarının arasında gururla yer alan; saray odalarını altın veya gümüş tellerle, ipek ve kadife kumaşların üzerine işledikleri el emekleriyle bezenmiş ürünlerle süsleyen yorgancılar, geleneksel Türk el sanatına attıkları her bir düğümle zamana karşı direnmeye çabalıyor.

Yaklaşık olarak 10 yıl öncesinde insanların fabrikasyon üretimi olan elyaf ve silikon bazlı yorganlara aşırı derecede yönelmesiyle birlikte çok ciddi bir çıkmaza giren yorgancı esnafı, bahse konu olan o dönemde dükkanlarını birer birer kapatmak zorunda bırakıldı.
Geleneksel yöntemlerle üretilen yorganların içinde barındırdığı yün ve pamuk maddelerinin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri ile faydaları yeniden kamuoyunun gündemine gelince, eskiye yönelik bir dönüş dalgası da resmen başlamış oldu. Ne var ki, bu sağlıklı yorganları imal edecek yetenekli usta sayısı yok denecek kadar azaldı.
Şehir genelinde sayıları her geçen yıl biraz daha eriyen yorgancılardan biri olarak ayakta kalan Mehmet Uzun, hallaç makinesinden geçirip ayrıştırdığı pamukları çarşafın içine dolduran, titizlikle diktikten sonra döverek şekillendiren bir isim. Renklerin, çiçeklerin ve motiflerin ellerinde yeniden hayat bulduğu 46 yıllık koca çınar, insanların elyaf ve silikon yorganlara rağbet etmesinden dolayı son yıllarda çok ağır sıkıntılar çektiklerini ifade etti. Bu süreçte yakın çevresindeki pek çok meslektaşının iş yerini tasfiye etmek durumunda kaldığını aktaran Uzun, artık çırak ve usta yetişmediğinin altını çizdi.

Meslek hayatına adımını 1980 senesinde, henüz 13 yaşında gencecik bir çocukken çırak olarak atan ve bu zanaatın son temsilcilerinden biri olan Mehmet Uzun, “Arkamızdan gelen, yetişen yeni bir usta veya zanaatkar olmadığı için bu iş gerçekten unutulmaya yüz tutmuş bir meslek grubu haline geldi. Yetişen usta maalesef yok. İşin aslı, eğitecek, yetiştirecek insan dahi bulamıyoruz. Hiç kimse bu zahmetli mesleği icra etmek istemiyor. Herkes çok daha rahat, bedensel yorgunluğu olmayan zahmetsiz işlerin peşinde koşuyor. Bu sebepten ötürü çırak bulamadığımız için mesleğimiz, unutulmaya yüz tutmuş el sanatları arasında gösterilmekte.
Bu durumdan dolayı gerçekten son derece muzdaribiz. Artık koca İstanbul’da bile işinin ehli doğru düzgün bir zanaatkar kalmadı. Keza İzmir’de de Ankara’da da durum aynı, yok. Yani netice itibarıyla Türkiye’nin hiçbir coğrafyasında yoğunlukta bir yorgancı ustasına rastlamak mümkün değil. Hayatta kalanlar da tıpkı benim gibi artık 60, 65 ya da 70 yaş sınırına dayanmış insanlar. Şu anda piyasada 50 yaşında bile bir usta olduğunu şahsen düşünmüyorum. Zanaatkar ne yazık ki kalmadı” ifadelerini kullandı.

Sektörde çırak bulamamalarının ardında yatan temel nedenlerden birinin de ebeveynlerin çocuklarını çok fazla konforlu ve rahat yetiştirmelerinden kaynaklandığını öne süren emektar usta Uzun, “80’li yıllara dönüp baktığımızda, bizim dönemimizde bir baba evladı biraz büyüdüğü zaman koluna bir altın bilezik taksın, meslek öğrensin diye onu hemen güvenilir bir ustanın yanına çırak olarak teslim ederdi.
Ancak şimdiki devirde anne ve babalar çocuklarının üzerine titriyor, aşırı derecede üzerlerine düşüyorlar. ‘Aman çocuğum ezilmesin’, ‘Tozun, dumanın, pisliğin içinde kalıp yıpranmasın’ diyerek onları çalıştırmaktan imtina ediyorlar. Bu yaklaşımlarıyla aslında çocuklarının bir meslek edinmelerine bilerek ya da bilmeyerek mani oluyorlar” diyerek dert yandı.

Yorgancılık mesleğinin tarih sahnesinden silinme noktasına gelmesindeki en büyük etkenlerden bir diğerinin de teknolojik gelişmeler olduğunun açıkça altını çizen Mehmet Uzun, “İlk etapta sünger yataklar piyasaya sürüldü, bunun hemen arkasından evlere çekyatlar girdi. Çekyatların hayatımıza girmesiyle birlikte daha sonra ortopedik yatak sektörü doğdu; hal böyle olunca geleneksel pamuk yatak ve yün yatak işleri tamamen bıçak gibi kesildi. Bu durum yün ve pamuğa olan talebi ciddi oranda azalttı. Ardından bir de silikon yorganlar piyasaya çıktı.
Bunlar raflarda yerini aldıktan sonra bizler burada ayakta kalabilmek adına tam 5-6 sene boyunca adeta tek başımıza büyük bir mücadele verdik. Çükü o dönem hiçbir yorgancı arkadaşımız iş yapamaz, evine ekmek götüremez duruma gelmişti. Herkes büyük bir heves ve merak dalgasıyla silikon ürünlere yöneldi. O süreçte pek çok meslektaşım dayanamayıp işi tamamen bıraktı; ya bir fabrikaya işçi olarak girdi ya da apayrı bir sektöre yönelmek zorunda kaldı” dedi.

Son dönemlerde yün ve pamuktan üretilen geleneksel yorganların insan sağlığı açısından ne denli faydalı olduğunun bilimsel olarak kavranmasıyla iş hacimlerinin yeniden artış trendine girdiğini müjdeleyen Uzun, bu kez de talebi karşılayacak usta kıtlığı yaşandığını söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı: “Şimdilerde insanlar, bu silikon ve elyaf yorganların, keza ortopedik yatakların ya da çekyatların insan vücudunu zamanla nasıl deforme edip hasta etmeye başladığını bizzat yaşayarak gördü.
Toplumun bu gerçeği idrak etmesiyle birlikte eskiye, doğala doğru büyük bir dönüş başladı. Fakat buradaki asıl büyük açmaz, o özlenen yorganları dikecek tek bir zanaatkarın bile kalmamış olmasıdır.
Eskileri bir düşünün; kim derdi ki geçmişte ‘Benim sırtım feci ağrıyor’, ‘Belimde, boynumda fıtık var, ağrı var’ diye? Çünkü o dönem istisnasız herkes saf yünde, doğal pamukta yatıp uyurdu. Günün tüm yorgunluğuyla yatağa uzandığımız an, yün ve pamuk o vücuttaki negatif enerjiyi ve ağrıyı adeta bir sünger gibi çekip alırdı.
Fakat silikon maddesi asla öyle değil; yapay yapısıyla seni çok daha fazla hasta ediyor. İnsanoğlunun bunu tam manasıyla anlayabilmesi için ne yazık ki aradan çok uzun seneler geçmesi gerekti. Sonunda gerçeği anladılar anlamasına ama şimdi de o doğal ürünleri üretecek usta bulmakta çaresiz kalıyorlar”.

