7 yıllık hayal Münih'te gerçeğe dönüştü! 'Güzel Hikaye'ye izleyicilerden tam not: 'Göründüğü kadar basit değil'

Almanya'ya çalışmak, yeni bir hayat kurmak ve hayallerinin peşinden koşmak için göç eden Türklerin hikâyesi çoğu zaman 'gurbet' kelimesiyle sınırlandırılıyor. Oysa başka bir ülkede sıfırdan hayat kurmak, yalnızca bavulu toplayıp yola çıkmaktan ibaret değil. Yeni bir dil öğrenmek, farklı bir düzene alışmak, yalnızlıkla baş etmek, bazen kandırılmak, bazen de bütün hayal kırıklıklarına rağmen yeniden ayağa kalkmak demek. Münih'te çekilen ilk Türk Youtube dizisi "Güzel Hikaye" de tam olarak bu görünmeyen tarafın peşine düşüyor. Dizinin senarist ve yönetmeni Ergin Kılıkçıer, Almanya’da yeni bir hayat kurmanın görünmeyen yüzünü, yaşanan zorlukları ve dizinin ortaya çıkış sürecini Posta.com.tr'ye anlattı.

Sinem PAKSOY
Avrupa'nın ilk Türk YouTube dizisi olarak izleyiciyle buluşan "Güzel Hikaye", yayınlanmasının ardından kısa sürede 60 binin üzerinde izlenmeye ulaştı. Ancak dizinin yönetmen ve senarist koltuğuna oturan Ergin Kılıkçıer için asıl başarı, izlenme rakamlarından çok gurbetçilerin kendi hayatlarından izler bulduğu bir hikâye anlatabilmek. Yıllar önce sinema filmi olarak hayal ettiği projeyi Münih'te hayata geçiren Ergin Kılıkçıer ile "Güzel Hikaye"nin fikir aşamasından çekim sürecine uzanan yolculuğunu, oyuncu kadrosunun hikâyesini ve izleyicilerden gelen, kendisini derinden etkileyen mesajları konuştuk.

Güzel Hikaye'nin çıkış noktası neydi, sizi bu hikâyeyi ekrana taşımaya iten bir olay yaşandı mı?
Aslında 'Güzel Hikaye' 7-8 yıllık bir proje diyebilirim. Fikir, Münih'te yaşayan sevgili dostum ve şu anda ortağım Mehmet Gürgen ile birlikte doğdu. Bu hikâyeyi ilk konuştuğumuzda aslında bir sinema filmi olarak düşünmüştük ancak Münih'teki imkânlar ve şartlar nedeniyle projeyi bir YouTube dizisi formatında hayata geçirmeye karar verdik.
Benim Münih'e tam olarak yerleşme sürecim ise hem kariyerim hem de pandemi nedeniyle epey uzadı. Bir yandan Türkiye'de hem oyuncu hem yazar olarak senaristi olduğum sinema filminin set hazırlıkları, tiyatro oyunlarım, eğitim verdiğim yerlerden kopamamam, bir yandan da TRT 1'de oynadığım "Türkan Hanım'ın Konağı" dizisi vardı. Bunlar buraya gelişimin biraz gecikmesine sebep oldu.
2024'te tamamen Münih'e yerleştim ama Türkiye'deki projelerim hâlâ devam ediyor. Buraya yerleştikten sonra Mehmet'in zaten burada uzun süredir yaşıyor olmasının getirdiği gözlemler projeye çok şey kattı. Onun buradaki gündelik hayata dair bilgisi ve deneyimi, hikâyeyi gerçek hayattan beslenen bir yapıya dönüştürmemizde işe yaradı.

Süreç nasıl işledi? Her işte olduğu gibi bu projede de elbette zorluklar olmuştur. Hiç vazgeçmeyi düşündünüz mü?
Hikâyenin gerçekten hayata geçebilmesi için adım adım ilerledik. Eren Orhan'ın da projeye dahil olmasıyla birlikte önce yapının temelini oluşturduk. Bir yandan oyuncu adaylarıyla çalışırken bir yandan da onların kamera karşısında kendilerini daha rahat ifade edebilmeleri için bir eğitim süreci yürüttük.
Elbette kolay değildi. Zaman zaman şartlar bizi zorladı, bazı şeyleri yeniden düşünmek ve planlamak zorunda kaldık. Ancak projenin arkasında yıllardır taşıdığımız bir hikâye olduğu için vazgeçmek yerine yolumuzu değiştirmeyi tercih ettik. Çekimler tamamlandığında ise yıllardır konuştuğumuz şeyin artık gerçekten izleyicinin karşısında olduğunu görmek bizim için ayrı bir duyguydu.

'Güzel Hikaye' izleyiciyle buluştuktan sonra nasıl tepkiler aldınız? Sizi şaşırtan veya duygulandıran bir izleyici yorumu oldu mu?
Doğrusu izleyiciden gelen tepkiler bizi çok mutlu etti ama içlerinde beni gerçekten derinden etkileyen bir yorum oldu. Yıllar önce burada, Münih'te yaşamış bir izleyicimiz YouTube'a çok duygusal bir yorum yazdı. Kendisi de tıpkı dizimizdeki hikâyeye benzer şekilde, ailesi karşı çıktığı için sevdiğiyle evlenememiş ve bu yüzden yarım kalmış, dramatik bir aşk hikâyesi yaşamış.
Diziyi izlerken kendi hayatından bir parça bulduğunu, gerçekten duygulandığını paylaşması aslında bu projeyi neden yaptığımızın en güzel özeti gibiydi. Bir dizinin, gerçek bir insanın yaşanmış acısına bu kadar dokunabilmesi benim için işin en anlamlı tarafı.

Diziyi özellikle Avrupa'da yaşayan Türkler çok güzel sahiplendi. Onlardan nasıl mesajlar alıyorsunuz?
Özellikle "ithal damat" diye tabir edilen, evlilik vaadiyle kandırılma ya da kullanılma gibi acı deneyimler yaşamış kişilerden çok sayıda mesaj aldık. Bunun yanında "ithal gelin" özelinde yaşanan mağduriyetler de bize ulaşan hikâyeler arasındaydı ama bunun tam tersi de var maalesef. Sadece buraya, Avrupa'ya gelebilmek için karşısındaki insanın duygularıyla oynayan, evlilik yapan ve sonrasında ortada mağdur çocuklar, bebekler bırakan insanlar da bu meselenin başka bir acı yüzü.
Bazı eşler "Seni şikâyet edip geri göndereceğim" gibi tehditlerle karşı tarafı baskı altında tutabiliyor. Oysa bunun çoğu zaman hukuken mümkün bile olmayan bir tehdit olduğunu da belirtmek isterim.
Bu insanlar, dizide gördükleri güven kaybını, yalnız kalmayı ve yeniden ayağa kalkma mücadelesini kendi yaşadıklarıyla birebir örtüştürdüklerini paylaştılar. Gurbette maalesef pek çok insan bu tür tuzaklarla karşılaşıyor. Bizim hikâyemizin bu gerçeği bu kadar doğrudan yansıtması, izleyiciyle aramızda çok güçlü bir bağ kurdu. Bu konu bizim için o kadar önemli ki Güzel Hikaye'nin ikinci sezonunda özellikle bu "ithal damat" ve "ithal gelin" meselesinin üzerine daha derinlemesine gideceğiz.

Elbette her projenin vermek istediği bir mesaj var. Peki Güzel Hikaye'yi yazarken, görünenin arkasında izleyiciye asıl neyi hissettirmek istediniz?
Görünürde 'Güzel Hikaye', gurbette yaşanan zorlukları, dostluğu ve yeniden ayağa kalkma mücadelesini anlatıyor. Ancak benim asıl amacım aslında sanatsal bir mesajdı. Burada, Almanya'da yaşayan Türklere "Bunu siz de kendi aranızdan başarabilirsiniz" demek istedim.
Şunu da eklemek isterim ki burada oyunculuk hayali kuran pek çok insan, İstanbul'a gidip bu hayallerle oynanıyor, dolandırılıyor, kullanılıyor. Ellerine bir kâğıt parçası, sözde bir diploma tutuşturulup "Artık oyuncu oldun" deniyor. Oysa kişi orada sadece kötü bir deneyim yaşamış oluyor ve elindeki o diplomayı belki de evinin duvarına asmaktan başka bir şey yapamıyor.
'STAR OLMA YARIŞI DEĞİL'
Ben Münih'te tam da bunun tersini göstermek istedim. "Bakın, bu oyuncu adayları sizin aranızdan çıktı, siz de yapabilirsiniz" demek istedim. Bunu bir star olma yarışı olarak değil, sosyal ve kültürel bir hobi olarak düşünmelerini istiyorum.
Almanya'da yaşayan insanlar için coğrafya bazen kapalı, hayat bazen yalnız geçebiliyor. Tiyatro ve sanat tam da burada devreye giriyor. Ufuklarını açmak, hayata bakış açılarını genişletmek benim için görünenin arkasındaki asıl niyetti.

Projede yer alan arkadaşların çoğu, hayatlarında daha önce hiç sahneye çıkmamıştı. Onlarla birlikte mezuniyet oyunu olarak daha önce Türkiye'de sahnelenen "Günahkâr" adlı oyunu Münih'te sahneye koyduk. 400 kişi izledi bizi ve Münihliler gerçekten inanamadı.
"Biz amatör bir grup bekliyorduk" dediler. Yani kısaca söylemek gerekirse, yapacak çok işimiz var ama önce yola çıktığımız insanlara kendi potansiyellerini göstermemiz gerekiyor. 'Güzel Hikaye' de aslında bunun bir kanıtı gibi.
Diziyi henüz izlemeyenlere Güzel Hikaye'yi tek bir cümleyle neden önerirsiniz?
Güzel Hikaye'yi izleyin çünkü herkes burada güzel bir hayat planlıyor ama burası göründüğü kadar basit değil.

Güzel Hikaye'nin oyuncu kadrosunda Ergin Kılıkçıer'in yanı sıra Ufuk Taşçıoğlu, Mehmet Gürgen, Sinem Önder, Mehmet Kılıç, Aykut İnan, Meral Sönmez, Cumhur Atalan, Mehmet Akın, Murat Mancar, Feyzullah Bozkurt, Murat Örs, Taner Güven, Sara Gürgen, Dilan Doğan, Özlem Ege, Melek Naz Doğan, Dilek Olucak, Kıymet İnanç, Lütfü Duran, Aygül Ablet ve Şeyda Duran gibi isimler yer alıyor.
Ancak bu kadronun hikâyesini farklı kılan yalnızca bir dizi için aynı projede buluşmaları değil. Kılıkçıer'in de anlattığı gibi oyuncu adaylarının önemli bir bölümü daha önce kamera karşısına ya da tiyatro sahnesine hiç çıkmamıştı. Aylar süren hazırlıkların ardından ilk kez böyle bir projenin parçası oldular. Dolayısıyla Güzel Hikaye, ekranda gurbetçilerin hikâyesini anlatırken kamera arkasında da kendi hikâyesini yazan bir ekibin yolculuğuna dönüştü. Şimdi izleyiciler kadar oyuncular için de heyecan verici bir ikinci sezon süreci başlıyor.