Aşık mısın yoksa takıntılı mı? Bunu anlamanın bir yolu varmış

Duyguların en karmaşığını yaşadığınız o anlarda kalbinizin sesi mi yoksa zihninizin oyunları mı devrede? Birine karşı hissedilen yoğun ilginin sınırları bazen o kadar belirsizleşir ki kendinizi dev bir tutku dalgasının içinde mi yoksa bir saplantı hapishanesinde mi olduğunuzu anlamakta zorlanırken bulabilirsiniz.

Aşk ve takıntı arasındaki o ince çizgi, aslında psikolojide limerence yani duygusal esaret olarak adlandırılan bir durumla ayrılıyor. Hayatınızı adadığınız o kişinin varlığı sizi özgürleştirmek yerine kısıtlamaya başladıysa bu durumun kökenlerini incelemenin vakti gelmiş demektir. İşte ilişkinizin gerçek rengini ortaya çıkaracak o kritik farklar!

DUYGUSAL ÖZGÜRLÜK VE ZİHİNSEL İŞGAL ARASINDAKİ FARK
Aşk, karşıdaki kişinin varlığıyla büyümenizi ve kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayan yapıcı bir güçtür. Lakin takıntı, kişiyi odağındaki insana bağımlı hale getirir.

Aşık olduğunuzda partnerinizin mutluluğu sizin için bir motivasyon kaynağıyken takıntılı bir durumda karşı tarafın hayatı üzerinde kontrol kurma isteği ve sürekli bir onaylanma ihtiyacı ön plana çıkar.

İDEALLEŞTİRME TUZAĞI VE GERÇEK KİŞİLİK
Takıntının en büyük belirtisi, karşıdaki kişiyi olduğu gibi değil zihninizde yarattığınız kusursuz bir heykel gibi görmektir. Gerçek aşk, partnerinizin hatalarını, eksiklerini ve insani yanlarını kabul etmeyi içerir.

Eğer zihninizde yarattığınız o mükemmel imaja uymadığı anlarda büyük hayal kırıklıkları yaşıyor ve onu değiştirmeye çalışıyorsanız bu sağlıklı bir sevginin değil takıntılı bir arzunun işaretidir.

REDDEDİLME KORKUSU VE GÜVEN DUYGUSU
Sağlıklı bir ilişkide güven, temel yapı taşıdır. Partnerinizden bir süre haber alamadığınızda ya da o kendi sosyal çevresindeyken huzurluysanız bu aşkın getirdiği özgüvendir.

Sürekli bir terk edilme korkusuyla "Nerede?", "Kiminle?" soruları zihninizi bir saniye bile terk etmiyorsa bu durum duygusal bir güvensizliğin ve takıntının dışavurumudur.