Ayıla bayıla yiyoruz ama depresyona sokuyor! Bağırsakları mahvedip demir ve magnezyum emilimini dengesizleştiriyor, şizofreniye bile sebep olabilir!

Günlük hayatımızda neredeyse her sofrada yer alan, masum görünen bazı gıdalar aslında sandığımız kadar zararsız olmayabilir. Özellikle kaşık kaşık tükettiğimiz bazı yiyeceklerin, yalnızca fiziksel sağlığımızı değil, zihinsel sağlığımızı da tehdit ettiği ortaya çıktı. Yeni araştırmalar, bu besinlerin depresyon, anksiyete ve hatta şizofreni gibi ciddi psikiyatrik sorunları tetikleyebileceğini öne sürüyor. Üstelik sadece beyin sağlığı değil, karaciğer yağlanması, insülin direnci ve erken yaşlanma gibi birçok riski de beraberinde getiriyor. Peki, hangi besin masum görünüp gerçekte bu kadar tehlikeli olabilir?

Son yıllarda artan sayıdaki araştırma, ekmek, makarna ve diğer tahıl bazlı besinlerin tüketiminin; depresyon, anksiyete ve hatta şizofreni gibi psikolojik semptomları tetikleyebileceğini ya da var olanları ağırlaştırabileceğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, özellikle risk altında olabilecek bireylere dikkat çekerken, bu yaygın besinlerin her lokmada beyine “sessiz bir zarar” verebileceğini belirtiyor.

Araştırmacıların ortak teorisine göre suçlu, bu ürünlerin yapısını sağlayan glüten adlı proteindir—buğday, arpa ve çavdarda doğal olarak bulunan ve fırın ürünlerinin yapısını kazandıran bir bağlayıcıdır. Çoğu insan glüten konusunda sorunsuzca yaşayabilirken, bazı bireylerde glüten, hem sindirim kaynaklı rahatsızlıklara hem de psikolojik semptomlara neden olabiliyor. Cleveland Clinic’in belirttiğine göre glüten duyarlılığı; şişkinlik, ishal, kabızlık, yorgunluk, baş ağrısı ve eklem ağrısı gibi belirtilerle kendini gösterebilir.

Daha ciddi vakalarda glüten, çölyak hastalığına dönüşebilir—yani vücut glüteni bir virüs gibi algılayarak otoimmün bir tepki verir. Bu tepki, ince bağırsakta iltihaplanma ve hasara yol açar; fakat etkileri sindirimin ötesine taşınarak beyne de ulaşabilir. Gastroenterolog ve sinir bilimci Dr. Emeran Mayer, Psychology Today’e şöyle diyor:

“Bağırsakta başlayan iltihap beyne yayılabilir. Bağışıklık hücreleri aktive olduğunda vagus sinir sistemi üzerinden beyne yorgunluk ve depresyona benzer sinyaller gönderilir.”

Bu etkiler çocuklarda sinirlilik ve DEHB’ye benzer belirtiler olarak; yetişkinlerde ise beyin sisi, ruh hali bozuklukları veya daha ağır psikiyatrik sorunlar olarak ortaya çıkabilir. Örneğin, majör depresyon genel nüfusta %8 civarında yaygındır; ancak çölyak hastalarında bu oran %30’a kadar yükselebilir. Ayrıca çölyak hastalığının anksiyete, panik bozukluğu ve şizofreni riskini artırabileceğine dair bulgular mevcuttur.

Araştırmalar ayrıca glüten duyarlılığının bağırsak astarına zarar vererek B vitamini, demir, D vitamini, magnezyum ve çinko gibi zihinsel fonksiyonlar için kritik besinlerin emilimini bozabileceğini gösteriyor. Bu besin eksiklikleri, farklı psikolojik semptomların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Şizofreni ile glüten hassasiyeti arasındaki bağ da araştırmacıların dikkatini çekmiş durumda: Şizofreni hastalarında glütenle ilgili antikor seviyeleri daha yüksek görülmüş, bu durum plasentayı geçebildiğinden annenin glüten antikor miktarının fazlalığı, çocuklarda psikoz riskini artırabileceği düşünülüyor.
Maryland Üniversitesi'nden Prof. Deanna L. Kelly bu konuya dair,
“Her şeyi bilmiyoruz; ama bu, bu hastalıkların mekanik bağlantılarını çözmeye bir adım daha yaklaşıldığı anlamına geliyor.” diyor.

Araştırmalar bu konuda henüz net bir yargıya ulaşabilmiş değil. Glutensiz diyetin, çölyak ya da glüten hassasiyeti olan bireylerde depresyon, anksiyete ve nörolojik belirtileri hafiflettiğine dair çalışmalar olsa da, bazı bireylerde kaygı ve diğer psikolojik semptomlar glüteni kestiğinde dahi devam edebiliyor.

Beyond Celiac’in baş bilim sorumlusu Dr. Debra Silberg, Discover Magazine’e şöyle diyor:
“Glutensiz diyet bazı psikiyatrik ya da zihinsel sağlık sorunlarına yol açabilir. Çünkü bu diyete tam uymak, oldukça tetikte olmayı gerektiriyor; dışarı çıkınca glüten maruziyeti korkusu da ayrı bir stres kaynağıdır.”
Beyond Celiac’e göre ABD’de nüfusun yaklaşık %1’i çölyak hastası iken, glüte hassas olan bireylerin oranının %6’ya yani yaklaşık 20 milyon kişiye ulaşabileceği düşünülüyor.