Cemal Hünal: Düşmekten korkmuyorum çünkü kalkmayı öğrendim
Kendine has bir tarzı var. Karizmatik ve sevilen bir oyuncu. Türkiye onu en çok ‘Issız Adam’ filmindeki karakteriyle tanıdı. Film o kadar gerçek gibiydi ki insanlar film olduğunu unuttu. Ardından hep çok başarılı projelerde yer aldı. Şimdi de 17 Ekim’de vizyona giren ‘Senden Kalan’ isimli sinema filminde, yine çok dikkat çeken bir rolle karşımıza çıktı. Cemal Hünal ile hem yeni filmini hem de hayatı konuştuk.

Kendine has bir tarzı var. Karizmatik ve sevilen bir oyuncu. Türkiye onu en çok ‘Issız Adam’ filmindeki karakteriyle tanıdı. Film o kadar gerçek gibiydi ki insanlar film olduğunu unuttu. Ardından hep çok başarılı projelerde yer aldı. Şimdi de 17 Ekim’de vizyona giren ‘Senden Kalan’ isimli sinema filminde, yine çok dikkat çeken bir rolle karşımıza çıktı. Cemal Hünal ile hem yeni filmini hem de hayatı konuştuk.

Nasılsınız? Nasıl bir dönemden geçiyorsunuz?
Gayet iyi, huzurlu ve üretken bir dönemden geçiyorum. Uzun süredir enerjimi sadece beni besleyen, bana bir şey katan işlere yönlendiriyorum. Hayatta artık nicelikten çok niteliğe odaklanıyorum. Hem zihinsel hem fiziksel olarak verimli bir süreçteyim.
‘Senden Kalan’ projesine nasıl dahil oldunuz?
Benim için bir projede her zaman ilk kriter senaryodur. ‘Senden Kalan’da da hikâye beni hemen yakaladı. Duygusal yoğunluğu yüksek, insana dokunan bir metinle karşılaştım. Ayrıca oyuncu kadrosu çok etkileyiciydi. O kadar farklı enerjiler bir araya gelmişti ki bu uyumun perdede çok güçlü bir şeye dönüşeceğini hissettim.

Karakterle nasıl bir bağ kurdunuz?
Açıkçası doğrudan bir bağ kurduğumu söyleyemem ama karakterin sevdiği kadın uğruna verdiği savaş beni etkiledi. Yanlış yöntemler seçse de niyetinin içtenliği, sevgisi ve çaresizliği bana tanıdık geldi. Kimi zaman kötülük gibi görünen davranışların arkasında aslında sadece insani zayıflıklar olabiliyor.
“Bu filmde de bir şekilde yine kötüyüm” diyorsunuz. Kötü karakteri sahiplenmek zor mu?
Elimdeki verileri en iyi şekilde kullanmak zorundaydım. Karakterin kadının hayatındaki yerini, geçmişini, seçimlerini ve çelişkilerini tek tek analiz ettim. Kötü ya da iyi diye ayırmadan, onun neden o hale geldiğini anlamaya çalıştım. Çünkü hiçbir karakter tek renk değildir; önemli olan o gri tonları bulup orada gerçek bir insan yaratabilmek.

Bir karakteri oynarken kötülük ile insani zayıflık arasındaki çizgiyi nasıl yorumluyorsunuz?
Aslında bu ikisi birbirinden ayrılmıyor. Kötülük çoğu zaman bir zayıflığın sonucu. İnsanlar korktukları, sevdikleri ya da kaybettikleri için hata yapıyor. Dolayısıyla “kötü” birini oynamak demek, aslında onun korkularını, kırılganlıklarını anlamak demek. Bu yüzden her karakter, biraz da kendi içimizdeki karanlıkla yüzleşmek anlamına geliyor.

‘Senden Kalan’ sinemaseverleri ağlatacak gibi görünüyor. Sizce biz fazla duygusal bir millet miyiz?
Bence fazla duygusal değiliz ama kesinlikle güçlü bir empati yeteneğimiz var. Bir hikayeyi izlerken karakterin derdini, acısını gerçekten hissedebiliyoruz. Bu da bizim sinemamızı çok özel kılıyor.
Böyle dönemlerde insanları güldürmek mi, ağlatmak mı daha kolay sizce?
İkisi de kolay değil. Gülmek de ağlamak da bir inandırıcılık işi. Seyirciye o duyguyu geçirmenin yolu samimiyet. Eğer içten oynuyorsanız, ister güldürün ister ağlatın, o kalbe dokunur. k Oynadığınız karakterler hiç hayatınızda iz bıraktı mı? Bazı roller evet, hayatımda kalıcı izler bıraktı. ‘Diriliş Ertuğrul’ bu anlamda özel bir projeydi. Uzun süreli bir yolculuktu ve o dönem hayatımın yönünü değiştirdi.

Hayat verdiğiniz karakterleri düşününce, “Ben asla yapmam” dediğiniz şeyler olmuş mudur?
Çok oldu. Özellikle insan hayatına kasteden, acımasız davranışlar benim dünyama uzak. Ama işte o noktada oyunculuk devreye giriyor; anlamaya, empati kurmaya çalışıyorsunuz.
Sektörde sizi en çok yıpratan şey ne oldu?
Açık konuşmak gerekirse, telif haklarımı alamamak. Bir oyuncunun emeğinin karşılığını görememesi insanı hem maddi hem manevi anlamda yıpratıyor.
Sanat dünyasında vefa var mı sizce?
Var olmaya çalışıyor da diyelim. Çok vefa gördüm, ama vefasızlık da gördüm. Sanat camiası biraz duygusal, biraz da hızlı dönen bir dünya. Dengeyi korumak önemli.

Sizi en çok besleyen şey nedir?
Üretmek. Ne olursa olsun bir şey yaratmak beni diri tutuyor. İster bir sahne, ister bir yemek, ister bir melodi olsun… Üretmek, var olduğumu hissettiriyor.
İstanbul’dan İskoçya’ya, Amerika’dan Londra’ya uzanan sanat yolculuğunuz sizi nasıl bir Cemal Hünal yaptı?
Beni daha cesur, daha dirençli ve daha sade biri yaptı. Dünyayı dolaşmak, farklı kültürlerde yaşamak insanı olgunlaştırıyor. Yolculuklar bana hem insanı hem kendimi tanımayı öğretti. Artık düşmekten korkmuyorum çünkü kalkmayı öğrendim.
Şöhretin zirvesinde yaşadınız, sonra geri planda kalmayı da tercih ettiniz. Bugün şöhret sizin için ne ifade ediyor?
Şöhret, yaptığınız işin insanlar tarafından sevilmesiyle anlamlı. O ilgiyi hissetmek güzel ama ben artık o ilgiyi yönlendirmeyi, dönüştürmeyi tercih ediyorum. Sadelik benim için daha kıymetli hale geldi.
Oyunculuk sizin için bir meslek mi, yaşam biçimi mi?
Kesinlikle bir varoluş biçimi. Kamera karşısında olmak değil sadece; o karakteri yaşamak, anlamak, sorgulamak… Oyunculuk benim nefes alma biçimim.

Bu filmde aşk yeniden umut veriyor. Sizce aşk gerçekten ikinci bir hayat sunar mı?
Kesinlikle. Aşk, insana her zaman yeni bir kalp atışı, yeni bir nefes, yeni bir umut verir. Yani evet, bazen ikinci bir hayat mümkün. ‘Senden Kalan’ da izleyicisine bunu hatırlatıyor.
Hayatınızda sizi en çok değiştiren kırılma anı hangisiydi?
Kafa tasımı kırdığım dönem diyebilirim. Fiziksel olarak zorlayıcıydı ama bana sabrı, yeniden doğmayı ve hayatın değerini öğretti.

‘Sahne önünde yaşayan insanlar aslında en yalnız olanlardır’ derler. Siz hiç böyle hissettiniz mi?
Bazen evet ama bu bir tercih. Ben yalnızlığı seven biriyim. Sessizlikte düşünmeyi, üretmeyi seviyorum. O yüzden bu halimle barışığım.
Bugün perde arkasında, ışıklardan uzakta sizi en çok mutlu eden şey ne?
Oğlumla geçirdiğim vakit. Onunla paylaştığım anlar, dünyanın en gerçek şeyleri. Onun dışında evde gitar çalmak, yemek yapmak, kendi halimde olmak beni mutlu ediyor.

