Doğu Anadolu'nun gizli cenneti: 600 metrelik dev kanyondan asırlık lezzetlere

Erzincan’ın büyüleyici coğrafyasını keşfe çıktık. 600 metrelik heybetiyle nefes kesen Karanlık Kanyon’dan Ahmet Kutsi Tecer’in ünlü şiirine ilham veren Apçağa Köyü’ne, üç kademeli doğa harikası Girlevik Şelalesi’nden coğrafi işaretli lezzetlerine uzanan bu unutulmaz rota, Doğu Anadolu’nun köklü mirasını gözler önüne seriyor.

Beyza ERDOĞAN
beyza.erdogan@posta.com.tr
Erzincan destinasyon gezisi kapsamında, Doğu Anadolu’nun en kadim coğrafyalarından birine yolculuk ettik. Munzur ve Keşiş dağlarının görkemli gölgesinde uzanan bu verimli ova; Hititler’den Urartular’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan katmanlı tarihi ve sarp doğasıyla bambaşka bir anlatı sunuyor.

Gezimizin en nefes kesici durağı kuşkusuz Kemaliye sınırlarında, Karasu Vadisi boyunca uzanan Karanlık Kanyon’du. Yüksekliği 600 metreye ulaşan dik kaya duvarlarının arasında ilerlerken, doğanın kudretini her adımda hissediyorsunuz. Yer yer genişliği 2 metreye kadar daralan bu devasa geçit, dünya üzerindeki en derin kanyonlardan biri olmanın ötesinde, adeta zamandan izole edilmiş bir atmosfer barındırıyor. Kanyonun iki yakası arasına gerilen çelik halatlar, maceraseverler için base jump ve wingsuit atlayışlarının adresi haline gelmiş durumdayken; sarp kayalıklar vaşak ve dağ keçisi gibi nadir türlere sığınak olmaya devam ediyor.

Kanyonun hemen kıyısından geçen tarihi Kemaliye Taş Yolu ise insan azminin taşa kazınmış nişanesi gibi. 1870 yılında başlayan ve bölge halkının adeta iğneyle kuyu kazar gibi sürdürdüğü çalışmalarla 132 yılda tamamlanan bu 8 kilometrelik güzergâh; 38 tüneli ve uçurum kenarındaki keskin virajlarıyla seyahat hafızamızda silinmez bir iz bıraktı.

Kemaliye’nin ahşap ve taşın uyumuyla şekillenen tarihi kent dokusunu solurken yolumuz, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde de yer alan bölgenin ruha dokunan noktalarından Apçağa Köyü’ne düştü. Fırat’a tepeden bakan konumu, asırlık Eğin evleri, özgün kapı tokmakları ve dut bahçeleriyle Apçağa; sadece bir yerleşim yeri değil, yaşayan bir hafıza mekânı.

Sokaklarında yürürken ahşap işçiliğinin inceliğine, komşuluk kültürünün halen taze kalan sıcaklığına şahit oluyorsunuz. Köyün sakin ritmi, yörenin taze ceviz ve kurutulmuş dutun taş dibeklerde saatlerce dövülmesiyle yapılan asırlık lezzeti Lök Tatlısı ile tatlanıyor. İlaveten şeker ve yağ içermeyen bu doğal enerji kaynağı, Kemaliye kültürünün sadeliğini ve bilgeliğini özetler nitelikte.

Bu yerleşim, edebiyat tarihimiz açısından da ayrı bir ruh taşıyor. Şair Ahmet Kutsi Tecer'in memleketi olan köy; hepimizin zihnine kazınan "Orda bir köy var, uzakta..." dizelerinin çıkış noktası. Köylülerin ortak çabasıyla kurulan Ahmet Kutsi Tecer Kültür Evi'ni ziyaret ettiğimizde, şairin kişisel eşyaları ve yöresel etnografik nesneler eşliğinde bu sıla özleminin izlerini birebir sürdük. O meşhur dizelerdeki "uzaktaki köyün" sokaklarında yürümek, geziye şiirsel bir derinlik kattı.

Şehir merkezinden yaklaşık 35 kilometre uzaklaşarak ulaştığımız Çağlayan beldesindeki Girlevik Şelalesi, Erzincan’ın doğayla kurduğu zengin bağın en görkemli simgelerinden biri. Dünyada nadir görülen üç kademeli kaya yapısı üzerinden gürleyen sular, etrafını saran zengin flora ile birleştiğinde ziyaretçilerine serin bir sığınak sunuyor.

Kış aylarında tamamen donarak dev buz sarkıtlarına dönüştüğünü ve profesyonel tırmanışçılara ev sahipliği yaptığını öğrendiğimiz şelale, yaz ve sonbahar aylarında ise suyun coşkulu sesi eşliğinde dingin bir dinlenme alanı sağlıyor.

Rota boyunca Erzincan’ın sadece doğasıyla değil, köklü geçmişi ve damak tadıyla da ne kadar bütünsel bir destinasyon olduğuna şahitlik ettik:
Yayla otlarıyla beslenen koyun sütünden yapılan coğrafi işaretli Erzincan Tulum Peyniri, meşe kömüründe pişen Erzincan Döneri, coğrafi işaret tescilli Lök tatlısı ve nefis Cimin Üzümü; gezinin gastronomi ayağını unutulmaz kılan detaylar arasındaydı.

Erzincan; kanyonlarının heybeti, köylerinin samimiyeti ve çağlayan sularının sesiyle Doğu Anadolu’da keşfedilmeyi bekleyen zamansız bir rota sunuyor.