El ele son yürüyüş! 'Enkaz altında beni 20 bardak su, oğullarımı protein tozu kurtardı'

En karanlık gece 6 Şubat'ta eşini, annesini ve evladını kaybetti. Kendisi de 5 gün boyunca enkaz altında hayatta kalmaya çalıştı. O gece eşiyle ele ele son kez yürümüştü Ayşe Yeninar. Acılı kadın, oğullarının dolapta kalan son protein tozlarını yiyerek hayata tutunuşunu ve göçük altında içirildiğini söylediği '20 bardak suyu' ise hiç unutamıyor. "Ben acımı ağaç diplerinde yaşadım" diyen Yeninar’ın tek isteği enkazda kaybettiği sağ bacağı için yeni bir protez.

Yaren ERYILMAZ
yaren.eryilmaz@posta.com.tr
5 gün boyunca karanlıkta, tozun ve ölüm sessizliğinin içinde kaldı Ayşe Yeninar. Zaman duygusunun yitirildiği, umut ile umutsuzluğun iç içe geçtiği o saatlerde, yaşamak bir içgüdüden ibaretti. Enkaz altında geçirdiği her an, hem bedeniyle hem zihniyle verdiği bir mücadeleye dönüştü. ‘Asrın felaketi’ olarak nitelendirilen 6 Şubat depremlerinde, Kahramanmaraş'ta ilk sarsıntıyla yıkılan Pınar Apartmanı'nın enkazından 5 gün sonra çıkarıldı.

'BİRLİKTE SON YÜRÜYÜŞÜMÜZMÜŞ'
Depremden sadece saatler önce eşi Erdoğan Yeninar ile arasında geçen sohbeti paylaşan Yeninar, "O gün içimde inanılmaz bir his vardı. Kalbim çarpıyor, yerimde duramıyordum. Eşime dedim ki ‘Karda yürümeyi çok severim. Hadi gel bir çıkıp da yürüyelim.' Bende de romatizma hastalığı var, eşim üzerime çok titrerdi. 'Hastasın hayatım. Bak hava soğuk, hasta olursun' dedi. 'Ya ne olacak ki?' dedim. Biz o akşam liseli aşıklar gibi el ele tutuşup 1 saat boyunca yürüdük. Nur içinde yatsın, bizim son yürüyüşümüzmüş" dedi.
‘BİR GÜÇ BENİ İÇERİDEN DIŞARIYA İTİYORDU’
Eve girdikten sonra içindeki sesin hâlâ kendisini dışarıda yürüyüş yapmaya sevk ettiğini söyleyen Ayşe Yeninar, "Saat sabah 04.00'e yakındı. Yatak odamın penceresini açtım, her yer bembeyaz olmuştu. 'Aman Ya Rabbim! Her yer ne kadar güzel olmuş, çıkıp yürümek var' dedim. Bir güç sürekli beni içeriden dışarıya itiyor gibiydi. Sonra kendi kendime, 'Allah’ım yerler ıslandı, yumuşadı. Bir deprem olmasa' dedim" ifadelerini kullandı.

'ÖLÜYORUZ HANIM'
Uyumadan önce söylediği son sözlerin bunlar olduğunu söyleyen Yeninar, eşiyle yaşadığı son anları da anlattı:
“Depreme 15-20 dakika kala uyuduğum için derin uykudaydım. Eşim beni sarsarak uyandırdı, 'Kalk hayatım, deprem oluyor' dedi. Perdenin arkasından sanki bir ateş yanar da alevin ışıkları vurur ya, öyle bir ışık içeri vuruyordu. Elektrikler kesikti, her yer karanlıktı ama öyle bir ışık vardı. 'Ne oldu, savaş mı oldu? Bomba mı attılar buraya?' dedim. Deprem hiç aklıma gelmedi. Depremin şiddeti artınca o kadar kötü oldu ki yatağın sadece ayak ucuna kadar gelebildim. Toplamda üç adım attım. Üç adım sonra eşim gözlerime bakarak, 'Ölüyoruz hanım' dedi."
‘BANA MANEVİYATTA 20 BARDAK SU İÇİRDİLER’
Göçük altında yaşadığı manevi anları da paylaşan Ayşe Yeninar, "Orada zaman kavramı yok. Her an 'Öldüm, öleceğim' düşüncesi vardı. 'Ya Rabbi, son nefeste imanla canımı al' diyerek bildiğim bütün Kur’an surelerini okudum. Bayılıp uyandığımda bana su içirdiler. 'Sana 20 bardak su içireceğiz' dediler. Hayatımda içtiğim en güzel suydu. O su sayesinde böbreklerim susuz kalmadı, hiç diyalize girmedim. Ben göçük altındayken maneviyatta yaşadım bu anı. Rüya gibi anlatıyorum ama o su bana mutlaka içirildi" diye konuştu.

'ENKAZDA DEMİRLER KAFES OLMUŞ'
Enkazdan çıkarılmadan önceki son anlara dair hatırladıklarını anlatan Yeninar, "Son gün artık gücüm kalmamıştı, o gün ‘Sesimi duyan var mı?’ cümlesini duydum. ‘Varım, ben varım’ diye bağırmaya başladım. Üzerimde o kadar çok eşya varmış ki yataklar, sandalyeler, demirler… Kurtaran ekip sonradan anlattı. 'Demirler sana kafes olmuş' dediler. İki saate yakın üzerimdekileri kaldırmışlar. Halim içler acısıymış ama ben ruhen iyiydim" ifadelerini kullandı.

PROTEİN TOZUYLA HAYATA TUTUNAN İKİ KARDEŞ
Depremde çocuklarının hayatta kalmasının kendisi için mucize olduğunu belirten Yeninar, “Benim iki oğlum Enes ve Baki Yeninar, enkazdan 9 gün sonra çıkarıldı. Küçük oğlumun odasındaki dolapta bulunan protein tozlarıyla hayata tutundular. Onların yaşam alanı vardı, iki kardeş birbirine sarılıp oturacak kadar çok dar da olsa yaşam alanı vardı. Benim yaşam alanım ise hiç yoktu. Ben yanı başımdaki eşime sesimi duyuramadım. Kulaklarım o kadar çok toz toprak dolmuştu ki kimseyi son ana kadar duyamadım” ifadelerini kullandı.
İki çocuğuna 9 gün sonra kavuşmanın buruk sevincini yaşayan Yeninar'ın, o gece eşi Erdoğan Yeninar, büyük oğlu Azizcan Yeninar ve annesi Meliha Arkış ise yaşamını yitirdi.

'YIL DÖNÜMLERİ GELİNCE ACI KATLANIYOR'
Depremin üçüncü yılında duygularının daha da ağırlaştığını ifade eden Ayşe Yeninar, yıl dönümlerinin travmayı derinleştirdiğini söylüyor. Yeninar, “Yıl dönümleri gelince insan daha bir beter oluyor. Acı daha da katlanıyor sanki. O anı tekrar yaşıyoruz. İçimde bir korku oluyor ‘Tekrar deprem olacak mı, olmayacak mı?’ diye. Yağmur yağsa korkuyor, kar yağsa korkuyoruz. Değişik bir psikoloji” dedi.
‘BEN ACIMI AĞAÇ DİPLERİNDE YAŞADIM’
Yaşadığı büyük kayba rağmen çocukları için ayakta durmak zorunda olduğunu söyleyen Ayşe Yeninar, acısını içinde yaşadığını dile getirdi:
“Evladın varsa güçlü olmak zorundasın. Onlar mutlu olsun, onların yüzü gülsün diye ben acımı gizli köşelerde yaşadım, ağaç diplerinde yaşadım. Çocuklarımın olmadığı yerde hüngür hüngür ağladım. Onların yanında gözyaşı dökmedim. 'Gidenler şehit oldular' diyerek gönlümü avutmaya çalıştım.”

'YANINDAYIM' ÇOK BÜYÜK BİR KELİMEYDİ'
Bu süreci konuşarak aşmaya çalıştığını belirten Ayşe Yeninar, dayanışmanın kendisine nasıl bir güç verdiğini şu sözlerle anlattı:
“Bu süreci anlatarak, konuşarak yenmeye çalıştım. Sanki konuştukça, anlattıkça acım hafifledi. ‘Paylaştıkça azalır’ derler ya, insanlar beni dinledikçe, acımı anladıkça acım hafifledi. Elinden geldiğince varlıklı varlıksız, gücü yeten yetmeyen yanımda duran herkes, hâlâ dualarımdalar. Eliyle, diliyle, duasıyla, parasıyla, bir tebessümüyle. O an bir kişinin ‘Yanındayım’ demesine ihtiyacım vardıi ‘Yanındayım’ benim için çok büyük bir kelimeydi."
'HAYATIMDAKİ İNSANLARIN GERÇEK DOST OLDUĞUNU GÖRDÜM'
Tedavi sürecinin uzun ve zor geçtiğini anlatan Yeninar, gördüğü desteğin kendisini ayakta tuttuğunu ifade ederek şunları da ekledi: “Hatırladığım kadarıyla 2-3 ay yoğun bakımda kaldım. Toplamda 6 ay hastane sürecim oldu. Bu 6 ay boyunca, sadece 1 senedir komşuluk yaptığım kişiler bile, irtibatı kestiğimiz insanlar bile bana ulaşıp başsağlığı dilediler. Bu beni o kadar çok mutlu etmişti ki. ‘Sana dua ediyorum’ demesi, ‘unutmadım’ demesi...
Özellikle de birçok dostumun hayatında iz bırakmış olabilmem bana daha çok kuvvet verdi. Güzel dostluklar edindiğimi gördüm. Evet, çok büyük bir acı yaşadık ama bu acının yanında, sonrasında hayatımdaki insanların gerçek dost olduğunu, gerçek arkadaş olduğunu, bazı akrabalarımın gerçek akrabalarım olduğunu gördüm. Hem üzüldüm hem sevindim, öyle böyle bir 3 seneyi devirdik."

'EV YOĞURDU MAYALAYIP GETİRDİLER'
Kayseri’deki hastane sürecini anlatan Ayşe Yeninar, hiç tanımadığı insanların yaptığı iyilikleri unutamadığını söyledi: "Kayseri'de 6 ay boyunca yattım. Hayatımda görmediğim, hiç tanımadığım insanlardan, o hemşirelerden, Allah hepsinden razı olsun. Tanımadığım bir sürü kişi ziyaret saatinde gelip ‘Ne yersin, ne içersin, ne yapalım gücümüzün yettiğince?’ derlerdi. Kimi 100 lira, 200 lira yastığımın altına para koyup gitti.
Hastanede hazır yoğurt yiye yiye çok kötü olmuştum, artık yiyemiyordum. ‘Keşke bir ev yoğurdu elime geçse’ dedim. Böyle istemsizce, kendi kendime konuşmuşum. Onu da duymuşlar ve evde bana yoğurt mayalayıp getirdiler. Ben bunların hiçbirini unutmuyorum ve hepsi de her an benim duamda. Beş vakit namazımda bana yardım eden herkese sürekli dua ediyorum. Onların adına hatim bitirdim."

YENİ PROTEZE İHTİYACI VAR
Yaşadığı sağlık kayıplarını da anlatan Ayşe Yeninar'ın sağ ayağı dizden aşağı ampute edildi, sağ elindeki 4 parmağını da kaybetti. Yeninar, "Rabbim bunu hiç kimseye yaşatmasın. Eşini, evladını, annesini bir anda kaybetmek, bir de engelli kalmak çok büyük bir acı" diye konuştu.
Günlük yaşamını protezle sürdürmeye çalıştığını söyleyen Ayşe Yeninar, eskiyen protezinin zorluklarına da dikkat çekerek sözlerini şöyle noktaladı:
"Şu an protezim var. Her işimi kendim görebiliyorum, yemeğimi yapabiliyorum. Bu protezi icat edenlere yatıp kalkıp dua ediyorum. Uzun mesafe yürüyemiyorum ama ayaktayım. Başta protezlerin ne kadar önemli olduğunu bilmiyordum. ‘Allah’a havale ediyorum, en iyisini yapın’ demiştim. Şimdilerde ayağım yara yapıyor, protez bollaştı. Yeni protez gerekiyor, onlar da çok pahalı."